Kısmet işi – Bölüm 7

İpek döndükten  sonra bir kaç kez aradı annesini. Hatta bir keresinde yanına gelmesi için davet etti ama gitmedi Semanur hanım.

“O kocası olacak adam, kızımın buraya geldiğini bildiği halde gelip bir kez elimi öptü mü benim? Ne diye gidecekmişim yanlarına. İşte ben buradayım, görmek isteyen gelip burada bulabilir beni!”

Böylece Barış konusu da kapandı bir süre sonra. Gülizar hanım kızını evlendirmeye bu kadar yaklaşmışken ne olduğunu anlayamadan bitmesine hâlâ şaşkındı ama gençti bunlar, Allah bilir neyi payedememişlerdi. Eskiler bunlar gibi arkadaşlık bile edemezlerdi. Cemal beyi ilk kez istemeye geldiklerinde görmüştü o. Takım elbiseyi giymiş saçlarını biryantin ile yana taramıştı. Ceket cebinde işli beyaz bir mendil vardı.

“Çok özendiği her halinden belliydi!” diye gururlanarak anlatırdı hep bu anıyı.  Kocasını kaybedene kadar gül gibi geçinip gitmişlerdi. Hiç mi kötü bir şey yaşanmıyordu sanki eskiden. Hem neler yaşanırdı. Erkekler şimdiki gibi de değildi. Aksi ve terstiler. Onlar ne diyorsa o olurdu  evlerden. Bu da her zaman kadınların istediği şey olmazdı elbette. Kimse ayrılıp baba evine de dönemezdi öyle. Ayıp sayılırdı boşanmak. Vardı elbette boşanan ama onlara da “Dul diye rahat vermezler!” derlerdi.

“Aman sanki çok mu iyiydi o zamanlar Gülizar. Şu anlattığında iyi ne var Allahaşkına!” diye bozardı onu Semanur hanım hemen.

“Değildi ama yine de eften püften nedenlerle bitmezdi ilişkiler böyle!” derdi Gülizar hanımda.

“Bitmezdi evet!” diye dalar giderdi ikisi de.

Aradan bir buçuk yıl daha geçti böylece. Gülce İsmail ustanında teşvikiyle bir mobilya tasarım yarışmasına başvurdu. Yarışmada ödül alacak tasarım ünlü bir markanın kolleksiyonuna dahil edilecekti.

“Anne bunun nasıl bir prestij olduğunu düşünebiliyor musun?” diyerek her akşam bundan bahsediyordu evde Gülce.

“Prestij tamam da, hem evli hem de prestijli olsan keşke!” diye hayıflanıyordu sürekli Gülizar hanım. Barış’tan sonra iyice kapatmıştı kendini Gülce çünkü sosyal hayata. Neredeyse atölyede yatıp kalkacaktı.

Bir gün yine ahiretliği ile oturuken, “Gülizar bir şey diyeceğim ama kızma!” dedi Semanur hanım.

“Kızacağım bir şeyse deme sende Semanur!”

“Bak aklıma ne geldi!” diye başladı aldırmadan Semanur hanım.  Gülce sabaha kadar çizim çalıştığı için atölyeye inmemişti henüz. Bu yarışma yüzünden geceleri sürekli yeni tasarımlarla uğraşıyor sabah geç kalkıyordu. Dükkanı İsmail usta açıyor, o da öğlen gibi geçiyordu işinin başına.

Kafasını Gülce’nin odasından yana çevirip kontrol ettikten sonra Gülizar hanıma eğilip fısıltıyla devam etti.

“Safiye’yi hatırlıyorsun değil mi?”

“Kasabın karısını mı diyorsun?”

“Hah o! Geçen pazarda karşılaştık ayaküstü konuşurken oğlunun bir türlü evlenmediğinden dert yandı. Kimseleri beğenmiyormuş.”

“Neyini beğenmiyormuş o kasap haliyle acaba?” dedi Gülizar hanım.

“Oğlan kasap olmamış zaten, babasına rest çekmiş. Gitmiş mimar olmuş! Durumu da çok iyiymiş bu arada! Metin mi, Mehmet mi öyle bir adı var.”

“Nereye bağlayacaksın Semanur?” dedi Gülizar hanım imalı imalı.

“Gülce ile tanışsalar ne güzel olmaz mı?”

Bu arada fısıldaşırken ikisi de Gülce’nin uyanıp banyoya geçtiğini duymamıştı Annesi ve Semanur teyzesinin sürekli ona koca aradıklarının farkında olduğu için güldü kendi kendine ama ne plan yapacaklar diye merak ettiğinden kulak verdi biraz.

“Evlenmeyeceğim diyor kız!” diye dertlendi Gülizar hanım hemen, “Hayatta kabul etmez tanışmayı!”

“Bu da öyleymiş işte, tam ikisi birbirine denk!” diye kıkırdadı Semanur hanım, “Aynı kafa!”

“Bizimkini ikna edeceğimizi sanmıyorum Sema! Oğlana da para teklif edecek değiliz, gel bizim kızı bir gör diye?”

“Neden olmasın?” dedi Semanur hanım.

“Yuh artık ya!” diyerek dinlemeyi bırakıp duşu açtı Gülce, “Bunlar yaşlandıkça iyice komik olmaya başladılar.”

Banyodan gelen su sesini duyunca sustu hemen iki kadın. Gülce güzelce duşunu alıp gelip oturdu masada bekleyen kahvaltıya. Onları hiç duymamış gibi telefonundaki mesajlara bakmaya başladı. Onlar da pazardaki fiiyatları konuşmaya daldılar.

Yarışmaya dosyaları teslim etmeye on gün kalmıştı. Bu yüzden bütün çizimlerini bilgisayara geçirmiş, İsmail usta ile birlikte yapmaya çalışıyorlardı. Aslında başvuru tarihinde mobilyanın çiziminin tamamlanması yeterdi ama sonradan bir aksilik olmasın diye Gülce bitmiş halini kendi gözleriyle görmek istiyordu. Bazen çizim ile gerçek birbirini hiç tutmazdı, malzemeden, ustadan, unutulan bir detaydan her şey mahvolabilirdi.

Başvurudan önce son halini gözüyle görürse, o zaman düzeltilecek bir yeri  varsa düzeltip öyle teslim ederdi. Genel olarak  gidişat iyiydi bir sorun çıkacak gibi durmuyordu. Yine de teslim süresi başladığı halde kendi işleri bitmeden teslim etmemeye karar vermişti. Son başvuru tarihinden bir gün önce tamamladılar mobilyayı. Gerçekten muhteşem olmuştu. Hatta çizimdekinden bile iyiydi. Bir kaç küçük düzeltme yaptıktan sonra ertesi gün teslim etmek üzere dosyaları hazırladı Gülce. İsmail ustanında bir küçük projesi vardı. Ona sürpriz yapmak için ona  söylemeden çizimlerini tamamlamış, bir başvuru dosyası da onun için hazırlamıştı. O görmesin diye dosyaların bir kısmını aşağıda, bir kısmını yukarıda tutuyordu. Son gün hepsini bir araya toplamak için sabah epey telaşe yaptı.

“Kızım niye akşamdan yapmadın şu işleri!” dedi Gülizar hanım onun halini görünce. Koşa koşa aşağı iniyor bir dosya alıp geliyor, sonra yine bir şey unutup yine iniyordu. Sonunda  hepsini apartopar çantaya tıkıp dışarı fırladı. Başvuru o gün öğlen sona eriyordu. Geç kalmamak için taksiye bindi hemen.

Gülizar hanım saate baktı, rahat rahat yetişebilirdi kızı, derin bir “Oh!” çekti ki, dosyalardan ikisinin masanın üzerinde kaldığını gördü panik halinde. Kızı arayıp elini ayağını birbirine karıştırmamak için dosyaları kaptığı gibi indi aşağıya, hemen o da bir taksi çevirdi. Proje kapağında teslim adresi yazıyordu. Taksiciye oraya gitmek istediğini söyledi. Gülce henüz binaya girmişti ki, Gülizar hanımın taksisi durdu aynı binanın önünde. Adama parasını ödeyip koşa koşa içeri girdi. Gülce’yi ileride görünce seslendi hemen.  Kızcağız annesini proje teslim alanında görünce şaşırdı iyice hemen yanına geldi.

“Anne? Ne işin var burada?” dedi merakla. Onun destek olmak için geldiğini sanmıştı. Gülizar hanımdı bu her şeyi yapardı.

“Dosyaları unutmuşsun yavrum onları getirdim!” dedi ki elindeki dosyanın iki değil bir tane olduğunu farketti. Tam paniğe kapılmak üzereyken.

“Tatlımsın sen benim yaa!” dedi Gülce sevgiyle, “Onlar taslak anneciğim orjinaller benim yanımda merakı etme sen!” deyip kadıncağızın yüreğine su serpti.  Yoksa zavallı kadın bu kadar önemli bir dosyayı takside unuttuğu için kendini asla affetmezdi.

Annesini orada bir yere oturtup gidip dosyaları teslim etti ve başvurusunu tamamladı. Sonra ikisi birlikte eve döndüler. Gülizar hanım yol boyunca dua etti kızının kazanması için. İsmail beyin başvurusu da olduğunu atölyeye gelince öğrendi o da. Adamcağız o kadar mutlu oldu ki başvuru kağıdını görünce, gözleri doldu.

“Tam babanın kızısın!” dedi büyük bir gururla.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s