Kısmet işi – Bölüm 3

“Perşembe günü ne yapacaksın Gülce?” dedi Gülizar hanım kızına kahvaltıda. Barış o gün atölyeye uğrayacak diye içi içini yiyordu ama söylese Gülce’nin kızacağını bildiği için diyemiyordu bir türlü.

“Atölyeye ineceğim!” dedi Gülce soru dolu bakışlarla annesine bakarak, “Bir şey mi isteyecektin?”

“Yok evladım ne isteyeceğim öyle sorayım dedim! Hani çıkacaksan falan haberim olsun diye?”

“Yok malzemeler tamam, görüşme de yok o gün! Sen mi bir yere gideceksin?”

“Ha yok da, yani tabi belki!”

“Anne! Ne var senin dilinin altında?” dedi Gülce gülerek.

“Yahu yok bir şey! Semanur’la bir yerlere çıkarız belki dedik, ondan sordum!”

“Çıkın tabi ki güzel annem, ben buralardayım dert etme!” diyerek annesinin yanağına bir öpücük kondurdu ve kalktı masadan Gülce. Biraz sonra da el sallayarak kapıdan çıkıp atölyeye indi.

“Ay Allahım sen utandırma!” dedi Gülizar hanım derin bir iç geçirerek. Gülce’nin ayak seslerini duyan Semanur hanım hemen indi aşağıya.

“Söyledin mi kıza?” dedi merakla kahvelerini içerlerken.

“Perşembe atölyede misin dedim!”

“O ne dedi?” dedi kahveden kocaman bir yudum aldı Semanur hanım ağzı yandı ama merakla ahretliğinin söyleyeceklerine odaklanmıştı umursamadı.

“Atölyedeyim dedi”

“E sonra?”

“Sonra da aşağı indi işte!”

“Söyleyemedin değil  mi Gülizar!” dedi Semanur hanım sitem dolu bir sesle bu sefer.

“Kızın huyunu bilmezmiş gibi sende. Oğlan bir gelsin tanışsınlar sonra söylerim dedim, daha görmeden söylesem itiraz eder bilmiyor musun?”

Bir şey demedi Semanur hanım, aklına yatmıştı.

“Hayırlısı o zaman!” dedi tekrar bir yudum alarak.

Perşembe Barış önce Semanur hanımın evine çıkmıştı aynayı halletmek için, iki arkadaş camda delikanlının gelişini beklemişlerdi. Atölyeye girmeden apartmana yöneldiğini görünce hemen geri çekilip konuşuyormuş gibi pozisyon aldılar.  Barış’ın aşağıdan onları görme ihtimali bile yoktu oysa.

Barış az sonra gelip kapıyı çaldı, nazikçe selamladı onları ve işini hızlıca halledip vedalaştı. O kapıdan çıkar çıkmaz ikisi yeniden cama koştular. Atölyenin binanın içinden giriş yoktu. Barış’ın oraya girmesi için önce binadan çıkması gerekiyordu.

Delikanlı binadan çıktı, üzerini başını düzeltti, sonra atölyenin kapısına doğru yönelip gözden kayboldu.

“Ayy! Aşağı mı insek biz de!” dedi Gülizar hanım heyecanla.

“Delirdin herhalde sen? Dur bakalım ne kadar duracak içeride!” diye cevapladı arkadaşı.

Barış tam kırk beş dakika sonra çıktı atölyeden.  Gülce’de onunla dışarı kadar gelmişti. İkisinin de yüzü aydınlık, gülerek sohbet ediyorlardı.

“Ay oluyor galiba!” dedi Semanur hanım bu kez heyecanla.

Gençler beş dakika da kapının önünde konuştuktan sonra ayrıldılar.

“Gülce’yi gördün mü çocuğu kapıya kadar uğurladı, kimseye yapmaz! Beğendi galiba bu sefer!”

“Akşam gelince ara ağzını mutlaka bak merakta bırkma beni!”

Gülizar hanım akşamı zor etti kızı eve gelene kadar. Gülce her zaman ki gibi yorgun ama mutlu bir şekilde döndü eve, duşunu aldı ve annesinin hazırladığı sofraya oturdu

“Ne yaptın güzel kızım?”

“Ne yapayım çalıştım anneciğim”

“Yoğun muydu işler bu gün?”

“Pek değil, bir kaç yeni sipariş geldi ama”

“Ne güzel! Sipariş aldıkça insan da tanıyorsun tabi yeni yeni!”

“Evet”

“Bir ara atölyenin önünde gördüm seni, bir müşterindi galiba?”

“Ha evet Barış bey! Yukarı mahalledenmiş, dükkanına bir şeyler istedi. Kuzeni ile aynı sınıfta okumuşuz. Epeyce ortak arkadaşımız çıktı, onu konuşuyorduk!”

“A ne kadar güzel! İyi bir çocuk sanki değil mi?”

“Evet iyi biri, gelecek bu gün yine, elinde çizimler varmış!”

“Oh oh ne güzel! Çalışın beraber bol bol!”

Gülce annesinin yüzündeki sevinci ve sesindeki imayı anlamadan yemeğini yemeye devam etti. Gülizar hanım sevinçten çığlık atmamak  için zor duruyordu yerinde.

“Sen yemeğini yerken ben beş dakka Sema teyzene çıkıp geleyim!” dedi bir çırpıda. İki kadının günün her dakikasını birlikte geçirmelerine alışık olan Gülce başıyla onayladı annesini. Telefonunda bir şeylere bakmaya başladı sonra.

Gülizar hanım yaşına aldırmadan çifter çifter çıktı basamakları, neredeyse dengesini kaybediyordu son basamağa geldiğinde. Semanur hanım kapıda onu nefes nefese görünce  bir şey oldu sandı önce, arkadaşını içeri alıp olanları duyunca o da bir çığlık attı.

“Aman takip edelim boş bırakmayalım kızı!” dedi Semanur hanım.

Ertesi gün iki arkadaş yine camda beklediler Barış’ın yolunu. Barış bu sefer neredeyse iki saat kaldı atölyede. Gülce yine sokağa kadar çıktı onunla. Birbirlerine el salladılar ayrlırken. Barış bir kaç kez dönüp baktı arkasına giderken. Birinde Gülce gördü baktığını.

Akşam yemeğinde Gülizar hanım tam sormaya hazırlanıyordu ki, “Cumartesi dışarı çıksam senin için uygun olur mu?” dedi Gülce annesine.

“Yok kızım çık tabi, ben bir yere gitmiyorsun diye kızıyorum biliyorsun. Hayırdır nereye gideceksin?”

“Şu Barış beyle bir yere uğrayacağız malzeme için, sonra da kuzeni ile buluşacağız belki bir şeyler yeriz dedik. Arzu’yu yıllardır görmedim!”

“Pek güzel olur. Ben bir Sema teyzene çıkıp geleyim!” diyerek bir anda ortadan kayboldu Gülizar hanım. Bu defa gerçekten çığlık atmamak için kendini zor tutmuştu.

“Ay Semanur oldu vallahi hafta sonu berber vakit geçireceklermiş!” diyerek bir çırpıda hemen söyledi olanları ahretliğine İki kadın yarım saatin içinde iki gencin hayatlarını birleştirdi, gelinlikle Gülce’yi nikah masasına oturup bir güzel ağladılar sonra da.

“Bak söz verdin kızınla barışacaksın!” dedi Gülizar hanım hemen.

Semanur hanım sildi göz yaşlarını hırsla, “Gülizar!” dedi ters ters, sonra boş çay bardaklarını alıp mutfağa gitti. Biraz da orada ağladı kendi kendine. Kızının nikahına bile gidemediği gelmişti gene aklına.

Gülizar hanım arkadaşını kızıyla barıştırmayı kafaya koyduğu için bir ara açtı Gülce’ye konuyu.

“İpek ablanın telefonu var mı sende?”

“Ben de yokta, Tijen abla da vardır onlar iyi arkadaşlar”

“Hah! Tijen’le de konuş, arayın İpek’i. Kocasını alsın gelsin, anasının elini öpsünler. Bak bu kadın  çok üzülüyor. Yapayanlız kaldı hayatta. Ha kızım? Sen becerirsin bu işleri”

Gülce hiç sevmezdi böyle şeyleri ama  Semanur hanım onun  ikinci annesi gibiydi. Annesi Semanur her gün ağlıyor diye biraz da abartarak anlatınca, kabul etti konuşmayı. İpek ablası ile pek benzemezlerdi. Anneleri sıkı dost olmasına rağmen onlar pek yakın olmamışlar hep farklı arkadaş grupları ile oynamışlardı. Yaş farkı da vardı tabi arada. İpek’in mahalledeki maceralarının hepsini bilirdi Gülce yine de. Mahallenin delikanlıları İpek’in arkasından bakarlardı hayran hayran. Hakikaten gösterişli güzel kızdı. O da bunun farkında olduğu için sonuna kadar kullanırdı. Biriyle evlenmiş olmasına sevinmişti Gülce onun. Adam evli falan demişti annesi ve Sema teyzesi ama kaçtıklarında. Adam sevmişti demek ki kızı evlenmişti gerçekten. Belki de İpek olmasa da ayrılacaklardı karısıyla zaten. Onu  kim bilebilirdi ki?

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s