Kısmet işi – Bölüm 2

Böylece Semanur hanım bir ayın içinde ahretliğinin üst katına taşındı. İki kadın sanki çok uzaklardan kavuşmuşlar gibi günlerce sevindiler. Artık sabah kahvaltıları beraber ediliyor  ardından sabah kahveleri berber yenliyordu. Annesinin can yoldaşının aynı binaya  gelmesine Gülce’de sevinmişti. İpek ablası hakkında ise pek yorum yapmıyordu.

“Ne desin kız!” diyordu Semanur hanım.

“Canım ne diyecek! Seni onun ikinci annesi gibisin bilmiyor musun?” diye cevap veriyordu Gülizar hanım hemen.

“Ah o da benim ikinci kızım gibi zaten. Keşke ablası da onun gibi olaydı!”

Bir süre sonra İpek’in kaçtığı adamla evlendiği haberi geldi. Adam karısından ayrılmış ve kıza resmi nikah yapmıştı.

“Bak gördün mü evlenmiş edebiyle!” demişti hemen Gülizar hanım, “Gelsin bir elini öpsünler! Bir kızın var onunla da küs mü kalcaksın ömür boyu?”

“Şaka mı yapıyorsun Gülizar! Diğer kadın ne oldu acaba? Adamı ayırttı yuvasını yıktı benim kızım! Kendi yuvasından hayır gelir mi acaba? Hele ki  o kafayla! Gelmesin istemez!”

Her gün iki kadınına arasında benzer muhabbetler dönüp duruyordu. Gülizar hanımın da Gülce’nin evlenmemesinden şikayetçiydi.

“Daha yirmi üç yaşındayım diyor ama ben onu biliyorum evlenmeyecek bu kız!” diye dert yanıyordu can arkadaşına.

“Bizim yukarı mahallede bir çocuk vardı biliyor musun adı Barış. Babasının durumu falan çok iyi. İki daire yapmışlar oğlanın üzerine. Bir de kız kardeşi var. Aynacı bunlar da sizin mesleğe yakın sayılır. Sabah pazara giderken yolumu kesti.”

“Yukarı mahalle derken senin eski mahalleyi mi diyorsun?” dedi Gülizar hanım merakla.

“Evet orayı diyorum!”

“Ne istiyormuş senden? Gene laf söz mü ettiler yoksa İpek ile ilgili”

“Yok ayol ! Gülce’yi sordu oğlan!”

“E hani orda kimse beş para etmezdi Semanur!”

“Yok bu öyle bir çocuk değil, işinde gücünde çok efendi bir çocuk. Babası buna bırakmış dükkanı. Maşallah bir de güzel kazanıyor. Kimsenin etlisine, sütlüsüne karışmaz. Eli yüzü düzgün bir oğlan!”

“Niye soruyo Gülceyi peki dedi mi?”

“Ay niye soracak Gül? Sen de bir hoşsun sahiden, sandalye yaptırcakmış dükkana!” dedi Semanır hanım gülerek.

“Vereydin dükkanın adresini o zaman!”

“Beğenmiş diyorum kızını, benimle aynı apartmanda oturduğunu öğrenmiş yolumu çevirdi”

“Aa! Ne diyorsun?  Ayol nerede görmüş ki bizim kızı bir yere gittiği yok ki?”

“Ay ne bileyim nerede gördün mü diye soracaktım bir de, görmüş beğenmiş işte, tanışmak istiyor!”

“Dur bakalım öyle acele etmesin. Biz önce bir bahaneyle gidelim de ben çocuğu bir göreyim o zaman ha ne dersin? Gidelim mi öğleden sonra.”

“Kız evde kaldı diye ağıt yakıyorsun aylardır, kıza kısmet çıkıyor aceleye gelmez diyorsun. Gidelim tabi napıyoruz ki zaten otur otur! Benim banyonun aynası kırıldıydı taşınırken, onu sipariş ederiz bari!”

“Hay yaşa! Dur ben giyineyim, Haydi sen de git evine giyin!”

Semanur hanım arkadaşının haline güle güle çıktı evine. Başkası olsa evden kovulduğunun düşünürdü ama Gülizar hanım çok iyi bir insandı. Biraz telaşlıydı sadece, kızının da üzerine titrerdi. Cemal bey de öldükten sonra iyice kaygılı olmuştu onun için. Kocası ölünce Semanur hanımda hep kızını düşünmüş endişelenmişti. Üstelik o çok genç yaşta dul kalmıştı. İpek daha okula bile gitmiyordu kocası kaza geçirdiğinde. Babasızlıktan mı, Semanur hanımın yetiştirmesinden mi nedir bir türlü adam olmamıştı İpek. Bir yuva yıkmış olmasını hazmedemiyordu şimdi düşündükçe. Arkadaşını da Gülce’yi de çok seviyordu ama gerçekten imreniyordu bazen ilişkilerine, Gülce’nin hallerine. Kızı evlenmiş o nikahna bile davet edilmemişti. İpek’in yüzü yoktu tabi. Ne Gülizar hanıma ne annesine haber verebilmişti evleniyorum diye. Gülizar hanım da başkasından duymuştu gene kızın söylemesi değildi.

Kafasında binbir düşünce ile çıktı, üzerini değişip indi aşağıya ki Gülizar hanım çoktan kapıya çıkmıştı. Her zaman onu beklemeye alışık olan Semanur hanım “Koku almış tazı gibi dikildin bakıyorum kapıya hemen!”

“Ay Semanur! Senin de bu tuhaf benzetmelerini sevmiyorum yani bilesin!”

“Haydi, haydi yürü!” diyerek gülmeye devam etti Semanur hanım. Konuşa konuşa gittiler yukarıdaki mahalleye. Aslında dolmuşta vardı oradan geçen ama ikisi de yürümek istemişti. Yol boyunca Semanur hanım oğlan hakkında bildiği ne varsa tekrar tekrar anlattı.

Dükkana girdiklerinde Semanur hanım dirseğiyle dürterek işaret etti oğlanı arkadaşına.

“Ay maşallah pekte tatlı çocuk, temiz yüzlü!” dedi Gülizar hanım kendini tutamayıp yüksek sesle.

Onun sesini duyan Barış başını kaldırıp baktı onlara. Semanur hanımı görünce hemen geldi gülümseyerek.

“Hoşgeldiniz!”

“Hoş bulduk evladım. Bu arkadaşım Gülizar. Aynı apartmanda oturuyoruz, benim hemen altım!” dedi Semanur hanım kaşını gözünü oynata oynata. Barış hemen anladı onun kim olduğunu.

“Buyurun, buyurun. Çay, kahve ne ikram edeyim size?” dedi kibar kibar.

“Bir şey istemez çocuğum. Benim banyo aynam kırıldı taşınırken de, bir gelsen de ona baksan istiyorum. Senin o dükkana istediğin sehpa vardı ya onu da bizim evin atındaki marangoz atölyesine yaptırabilirsin. Gülce kızım çok maharetlidir. Gülizar hanımın kızı!”

“Tabi tabi, Gülce işinde çok iyidir Barış oğlum! Gel sen, hatta gelmişken bir kahve de içersiniz beraber!”

Barış Gülizar hanımın konuyu bildiğini anlayınca kıpkırmızı olmuştu ama söylediklerinden onu beğenip onayladığını da anlamıştı.

“Uygun olursanız ben perşembe gelirim, atölyeye uğrar siparişimi de konuşurum Gülce hanımla” dedi kibar kibar. Aslında bir  sehpaya ihtiyacı yoktu tabi ve Semanur hanımla da öyle bir şey konuşmamıştı. Kadın sadece kıza uğrayabilsindiye ona pas vermiş, o da anlayıp hemen değerlendirmişti.

“Teşekkürler Semanur teyze!” dedi yavaşça onlar dükkandan çıkarken. Semanur hanım göz kırptı oğlana.

“Perşembe söyle Gülce dükkandan bir yere ayrılmasın!” dedi dönüp hemen Gülizar hanıma.

“Ay nereye ayrılacak, onun dükkanda tuvalete bile gittiğinden şüphem var benim!”

İki kadın yaptıklarından memnun neşe içinde eve dönüp birer keyif kahvesi içtiler. Gülce’nin de Barış’ı beğeneceğinden hiç şüpheleri yoktu. Çocuk ideal eş adayıydı gerçekten. Gülizar hanımda çok beğenmişti delikanlıyı.

“Ay Semanur bu iş olursa dile benden ne dilersen!” dedi heyecanla.

“İyiliğini, sağlığını ne dileyeceğim canım arkadaşım. Senin mutluluğun benim mutluluğum!” dedi Semanur hanım ama Gülizar hanım onun yüzündeki hüznü gördü hemen. Kızına ne kadar üzüldüğünü biliyordu.

“Bak! Eğer bu iş olursa sen de kızınla barışacaksın tamam mı?” dedi yine.

“Yani Gülizar! Ne gereği var şimdi açtın bu konuyu! Şurada keyifli keyifli konuşuyoruz!” diye şaka  yollu diklendi Semanur hanım, “Gülce benim kızım değil mi?”

Sonra iki arkadaş Gülce evlenirse ona neler yapacaklarının derdine düştüler. Düğüne kimler gelecekti, masalarda nasıl oturulacaktı. Bir bir konuştular her şeyi memnun memnun.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s