Kısmet işi – Bölüm 1

Gülizâr hanımım marangoz olan kocası kalp krizinden ölünce bir tane kızları ile atölyenin üzerindeki dairelerinde yaşamaya devam etmişti. Kocasının sağlığında kızıyor olsa da Cemal bey okuldan sonra kızını atölyeye sokup mesleğinin bütün inceliklerini öğretmişti. Gülce hevesli ve yetenekli bir kızdı zaten, yoksa sırf babası istiyor diye ata mesleğine merak salmazdı. Gülizar hanıma göre bu iş bir erkek işi olsa da Cemal bey kızının heves ve yeteneğinden memnundu. Kızı lise son sınıftayken vefat ettiğinde ona öğreteceği başka bir şey kalmamıştı.

“Kızım ne demek ben atölyeyi işletmeye devam edeceğim?” diye isyan etse de babasının ölümünün ardından Gülce hemen onun yerini aldı ve emektar İsmail usta ile birlikte siparişlere yanıt vermeye devam etti. Zaten böyle de yapmasa maddi açıdan uzun süre ayakta kalmaları da mümkün olmazdı.

Gülce “İsmail usta gençliğinden beri babamın yanında, atölye kapanırda ne yapacak zavallı adam?” diyerek annesini ikna ettikten sonra acısına rağmen üniversite sınavını da kazanarak iki yıllık Mobilya ve Dekorasyon bölümüne  kaydını yaptırdı. Zaten çocukluğundan beri yapmak istediği iş  buydu. Liseyi bitirip arkadaşlarının yaptıkları gibi mühendislik ya da benzeri tercihler yapmayı hiç istememişti. Şimdi daha okulu bitirmeden bir işi ve atölyesi vardı.  Diplomasını da alınca her şey tamamlanmış olacaktı.

Atölyeye her girdiğinde burada babası ile geçirdikleri güzel saatleri hatırlamak  önceleri sürekli ağlamasına  neden oluyordu. İsmail ustadan annesine bundan bahsetmemesi için söz almıştı. Zavallı adam kızı ağlarken görünce o da koyveriyordu gözyaşlarını. İkisi birer bardak çay alıp karşılıklı bir süre ağlaşıyorlar, sonra işlerine devam ediyorlardı. İsmail usta bu akıllı ve güzel yürekli kızın işin başına geçmesine ve onu işten çıkarmamasına çok memnun olmuştu.

“Babasının kızı!” diyordu esnafa bahsederken, “Mertliği, yeteneği, çalışkanlığı aynı Cemal bey! Boynuz kulağı geçecek bu işte göreceksiniz!”

Mahalleli de gencecik bir kızın daha reşit olur olmaz marangoz atölyesinin başına geçip odundu, tahtaydı gibi erkek işine karışmasına şaşırmıştı önceleri. Onu babasıyla atölyede çalışırken görselerde bunun bir heves ve oyalanma olduğunu düşünmüşlerdi hep. Kızın bir gün babasının işinin başına geceçeceğini kimse hesap etmemişti. Elbette Cemal beyin zamansız ölümü etkili olmuştu buna ama Gülce okulunu da okuyup bitirse yine iş aramaz bu atölyeye gelirdi babası yaşasaydı da.

“Annesini de İsmail ustayı da kurtardı bacak kadar kız!” diyordu kasap Ekrem, “Bizim haytaları dükkana sokup kıyma çektiremiyorum ben. Aynanın karşısında ikisi de sürekli. Sonra da nerede gezdikleri belli değil! Şöyle bir oğlumuz olmadı ki!”

“Zaten oğlan değil o Ekrem usta!” diye dalga geçiyordu terzi Münir onunla.

“Aman biliyoruz yetiş hemen sen! Oğlumuz da yok, kızımız da yok Gülce gibi işte!”

Terzinin karısı “Aman nazar değmesin, rahmetli çok iyi yetiştirdi onu. Gülce dörtdörtük bir kız!” diye iç geçiriyordu onlar konuşurken. Onunda evlenme çağına gelmiş bir oğlu vardı ama Gülce’den bahsedince “Ne yapayım o saçları talaş dolu kızı ben! Marketteki kasiyer Leyla’da benim gözüm!” diyordu oğlan.

Esnafıyla  insanıyla birbirini tanıyan güzel ve eski bir mahalleydi burası. Gerçi caddedeki evlerin yıkılıp yeniden yapılması ile yeni yüzler, modern mağazalar gelmişti ama yine de arka sokaklarda hayat eskisi gibi devam ediyordu şimdilik. Buradaki esnafta bir gün sıranın kendilerine gelip yok olacaklarını bilselerde canla başla mesleklerini yapmaya devam ediyorlardı.

Gülizar hanım da gurur duyuyordu elbette kızıyla ama yine de kız gibi bir kız olmasını tercih ederdi. Babasından kalan tulumu, başına sardığı iş bandanası ve kahküllerinde biriken talaş ile kimsenin ondaki güzelliği farketmesi mümkün değildi. Zaten evleri hemen atölyenin üzerinde olduğu için çıkıp doğrudan o haliyle eve geliyordu.

“Baban da böyle yapardı, aşağıda değişiver bir kere de üzerini!” diye söyleniyordu Gülizar hanım da. İstediği Gülce’nin de genç ve güzel bir kız olduğu görünmesiydi aslında Okulda bitince hiç normal kıyafet giymemeye başlamıştı artık.

“Vallahini tipini unuttum!” diye söylenip dursada annesi Gülce hiç umursamadan işine devam ediyordu.

“Gelip duşumu alınca görüyorsun ya beni her akşam Gülücal hanım!” diye dalga geçiyordu annesiyle”

“Evet pijamalarınla! Elbise giymeyeli kaç yıl oldu Allahaşkına, güveler yiyecek o dolabındaki  giysileri!”

Gülüp geçiyordu Gülce annesinin sözlerini. Artık birini bulup evlenmesini istediğini biliyordu aslında konu oraya gelmesin diye cevap vermiyordu. Mutluydu o halinden. Bir şikayeti yoktu. İsmail usta da yaşlanmıştı aslında ama yine de atölyede çayı demliyor ufak tefek işleri yapıp ona arkadaşlık etmeye devam ediyordu. Başka da kimseye ihtiyacı yoktu.

“Vallahi evde kaldı bu kız!” diye hayıflanıyordu Gülizar hanım ahretliği Semanur hanıma. Semanur hanımda hemen yukarıdaki mahallede oturuyordu. Onun da İpek adında bir kızı vardı, Gülce’den dört beş yaş büyüktü. Semanur hanım ve Gülizar hanım iki kardeş gibiydiler. Birbirlerinin her şeyini bilirler her zor günlerinde de birbirlerinin yanından ayrılmazlardı. Gülce’nin aksine Semanur hanım İpek’in yola gelmemesinden şikayetçiydi. Koca kız olduğu halde ortaokula giden çocuğun  aklına sahip olduğunu düşünüyordu kızının. Ortaokuldan sonra okumamıştı zaten.

“Okulu bırakınca beyni de gelişmeyi bıraktı bunun hâlâ o zekada!” diye dert yanıyordu o da Gülizar hanıma.

Gülizar hanım ahretliği üzülmesin diye iyi şeyler söylemeye çalışsa da kızın huyunu o da biliyordu.

İki gün önce kaçıp gitmişti yine evden. Bu ilk gidişi değildi ama bu defa evli bir adamla gitmişti. Adamın karısı evi bulmuş mahallenin ortasında bağırıp çağırmıştı. Semanır hanım utancından perdenin gerisinden bakmıştı kadına. Bütün mahalleli duymuştu tabi İpek’in evli bir adamla kaçtığını.

“Bu artık son darbe oldu Gül!” diye ağlıyordu kadın sürekli. Sonunda beni de mahalleye çıkamaz etti. Buraya gelirken bile insanların bakışlarından anladım hakkımızda neler konuştuklarını. Bakkal Rüstem’in karısı “Puh! Yuva yıkıcılar!” diye seslendi arkamdan demin gelirken.

“Deme kız!” dedi Gülizar hanım zaten kızın yaptıklarına çok üzülmüşlerdi ama bunca yıl oturduğu mahallenin insanından da bunu hiç beklemezdi doğrusu. İnsan komşusu zora düşünce böyle mi yapardı.

“Bu kız bizim kocalarımızın da koynuna girer diyormuş Gülizar!” diyerek iyice ağlamaya başlayınca ahretliği.

“Semanur! Bak bizim üstteki kiracı ay sonunda çıkacak. Boşalt evi gel buraya kız! Veysel beyden kalan para durmuyor mu bankada?”

“Duruyor!” dedi kadın ağlayarak.

“Üzerine de onu katar alırsın daireyi, ben ev sahibi ile konuşurum. Aynı apartmanda birbirimize de iyi geliriz. Sen de oradan kurtulursun. Ne biçim insanlarmış onlar öyle? Kimsenin evladı yok herhalde? Allah kimseyi evladıyla sınamasın tabi de? Genç bunlar işte evlat ne yapacaksın? Atılmıyor, satılmıyor! Yola gelecek elbette o da!”

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s