Eski sokaklar – Bölüm 11

Babası hırsla yürüdü kızı üzerine tam elini kaldırıp vuracaktı ki yapıştı Feryal bileğine.

“Eskidendi bunlar! Artık on sekizime geldim ben! Bitti sizin hükmünüz!” dedi hırsla.

Adam yine yeltendi elini kaldırmaya ama bu defa itti onu Feryal. İtmesiyle dengesini kaybeden adam düştü geriye doğru kapının eşiğine çarptı kafasını kendinden geçti. Annesi bir çığlıkla koştu hemen kocasına. Feryal kulağından akan kanı görünce anladı neler olduğunu ama kalakaldı olduğu yerde. Sonra her nasılsa toparlanıp dışarı çıktı Murat’a anlattı olanları. Hemen bir ambulans çağırdılar ama hastaneye varamadan durdu babanın kalbi.

Feryal şoka girmişti kendi yaptığı şeye inanamıyordu. Elbette onu öldürmek için itmemişti ama adamın ayağı takılınca olmuştu işte olanlar. Babasının öldüğünü öğrenince polisin işin içine gireceğini bilen Murat kızı çekti kenara.

“Bana bak, eve birlikte girdik. O sana vurmaya kalkınca ben öne atıldım ittim. O da düşüp kafasını çarptı anlaşıldı mı? Annene de böyle anlattır her şeyi.”

“Delirdin mi sen? Neden böyle bir şey yapayım?” dedi Feryal ikinci bir şok yaşayarak.

“Yapmak zorundasın. İçeride ne yapacaksın sen? Ben dayanabilirim. Zate nefsi müdafa olduğu için çok vermezler. Bir iki yıla kalmaz çıkar yanınıza gelirim. Ne diyorsam onun yap! Ben şimdi gidip gecekonduya haber vereceğim. Gelene kadar polis doktor kim sorarsa annenle bu hikayeyi anlatın!” diyerek ayrıldı yanlarından.

Çocuklarla geri geldiğinde hastanenin kapısında polis tutup götürdü onu. Çocuklar da Feryal ve annesini alıp onların evine döndüler.

“Bir yılım kaldı!” dedi Levent dişlerini sıkarak, “Ondan sonra kimse bize elini süremeyecek!”.

Arkadaşını şimdi savunamıyor olduğuna çok hırslanmıştı. Hocalarından avukat soracaktı mutlaka.

Feryal bir hafta annesinin evinde kaldı. O arada Ferhat idare etti evi. Akşamları da gelip yardımcı oldular Feryal’e. Feryal’in annesi zaten kira olan gece konduyu boşaltıp, köye annesinin yanına gideceğini söyledi. Eşyalardan istediklerini de verdi çocuklara. Mürşide’nin kocasının verdiği para şimdi ondaydı. Kızını geri çağırmayıp, parayı alıp köye gitme fikrine sinirlenince, ayrıldı yeniden evden Feryal.

“Zaten başımızdaki ana baba olsa bunlar gelir miydi başımıza!” diye söylendi durdu. Babasına değil ama Murat’a çok üzülmüştü. Onun yüzünden en az bir yıl hapis yatacaktı oğlan. Çocukların kendi aralarında “Murat gibi parlak çocukları pek bırakmazlar!” dediklerini duyduğundan beri iyice bozulmuştu sinirleri.

Levent’in hocalarından birinin önerdiği avukatın istediği parayı bulmak için bir soygun daha yapmaları gerekiyordu. Üstelik bir kişi de eksilmişlerdi şimdi. Önceki soygunun parasını olduğu gibi bu yeni eve vermişlerdi.

“Bu defa da Murat için yapacağız!” dedi Levent, “Başka çaremiz yok!”

Feryal iyice dağıldı bunları duyunca, bu sefer Gülşen onu teselliye uğraştı.

Neyseki kazasız belasız gerçekleşti soygun ama aynı civardaki birden çok yer bir yıl içinde peşpeşe soyulunca herkes yeni bir çetenin varlığından şüphelenmişti. Bu nedenle artık farklı çözümler bulmaları gerekecekti. Yoksa yakalanmaları an meselesi olurdu.

Bu defa gelen para da öncekinden az olmadığı için avukata da, aylarca eve de yeterdi zaten. Mümkün olduğunca el sürmüyorlardı zaten ortak paraya. Başlarına her an ters bir şeyler gelmesine alışmışlardı hepsi.

Murat’a on yedi ay hapis cezası verildi. Neyseki Feryal’in annesi de tembihendiğinin aksine bir şey söylemedi.

“Beni merak etmeyin zaman çabuk geçer!” diye gülümsüyordu onu götürürlerken. Parayı kendilerine harcamak yerine avukata vermelerine de kızmıştı.

Serap, ardından Feryal ve Murat’ın durumu sarstmıştı hepsini iyice. Feryal Murat’a üzülmekle kalmıyor, bir insanı öldürmüş olmanın şokunu da atlamıyordu. Geceleri rüyalarına girdiği için çığlık çığlığa uyanıyordu zavallı. Gülşen kendi acısını unutmuş arkadaşını nasıl sakinleştireceğini düşünüyordu sürekli.

Sonunda Utku’da dayanamadı.Taşındı yanlarına diğerlerinin. Böylece evde Feryal, Gülşen, Ferhat, Kemal, Barış, Derviş ve Utku birlikte yaşamaya başlamışlardı. Evdeki nüfusun fazla olması dayanma güçlerini arttırıyordu. Her an birbirlerinin yanında olabiliyorlar, sorunları birlikte aşmak için canla başla uğraşıyorlardı. Ferhat’ı üniversite okutmaya karar verdikleri için bir dershaneye yazdırmışlardı. Son soygundan kalan paranın bir kısmı dershaneyi ödemeye yetmişti. Ferhat ne kadar olmaz diye ısrar etse de, “Sadece Levent ile olmaz, birimizin daha okuması lâzım!” diyerek zorluyorlardı onu. Yusuf henüz ailesi ile yaşadığı için sınava girmeyecekti.

“Seni de seneye okuturuz!” demişti Levent’de. O mezun olur Yusuf başlardı ardından. Yusuf bunun diğerlerine haksızlık olduğunu düşünüyordu ama onun zekasının boşa gitmemesi gerektiği konusunda hepsi hemfikirdi. Birinin kurtulması hepsinin kurtulması oluyordu zaten. Feryal her hafta görüşe gidiyordu Murat’ın yanına. Çocuğun onun suçunu üstlenip hapse düşmesini bir türlü kabullenemiyordu. Sabıkalı olduğu için bundan sonra iş bulması da zor olacaktı. Bütün hayatını etkileyecek çok zor bir  karar almıştı. Ailesi de hiç yanında olmadığı için bundan sonra o da yanlızdı. Hapisten çıkınca gecekonduya yanlarına geçecekti doğrudan.

“Zaten istediğimiz bu değil miydi çocuklar!” diyerek gülümsüyordu sürekli ama onun her geçen gün solan renginden içeride hiçte mutlu olmadığın anlayabiliyorlardı hepsi. Yusuf serseri ağabeyine bahsetmişti biraz, içeride bildiği varsa kollasınlar arkadaşlarını diye ama ağabeyi orada onu sağ bırakmazlar diyerek iyice moral bozmuştu. Arkadaşlarına bundan bashedememiş ama her hafta onu sağ görünce sevinir olmuştu kendi kendine.

Murat’ın cezasının bitimine üç ay kala geldi acı haber. Söylediklerine göre hücresinde kendini asarak canına kıymıştı. Murat’ın bu karakterde bir çocuk olmadığını hepsi biliyordu. Ayrıca hücrelere kendilerini asabilecekleri hiç bir şey zaten sokmuyorlardı.

“Öldürdüler! Onu benim yüzümden öldürdüler!” diyerek saçlarını yolmaya başlamıştı Feryal duyunca. Kızın kollarına yapışıp zor durdurlar. Çok ciddi bir sinir krizi geçirdiğini söyledi doktorlar. Bu yüzden mutlaka bir yere yatırılmalıydı.

“Ben ona bakarım!” diye direndi Gülşen. Arkadaşını delilerle dolu bir yere yatırmalarına asla izin veremezdi.

“Onun düzeleceğini söylemedi doktor!” dedi Barış bu defa sesi titreyerek.  Kız haberi aldığından beri kendine vuruyor, çırpınıyor, “Benim yüzümden!” diyerek avaz avaz bağırıyordu. Geceleri evden çıkmaya çalıştığı için onu yatağa bağlamaları gerekmişti. Murat’ın başına gelenler hepsine çok ağır gelmişti ama Feryal’inde kendini kaybetmesi tuz biber olmuştu.

Artık hiç birinin yüzü gülmüyordu. Birlikte bir evde mutlu yaşama hayallariyle dolu sohbetlerinden eser kalmamıştı.

“Atlatacağız! Atlatmak zorundayız!” diyordu Barış sürekli ama o da kendini hiç iyi hissetmiyordu artık. Gülşen iyice sessizleşmişti. Tanıdıkları bir eczaneden Feryal’e sakinleştirici ilaçlar almışlardı. Kız günün yarısını uyuyarak geçiriyor. Kalanında da bağırmaya ve sersem gibi oradan oraya koşarak “Benim yüzümden!” diye söylenmeye devam ediyordu.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s