Eski sokaklar – Bölüm 9

Levent’in soygun için açıkladığı yerlerin üçü de bahis oynatılan yerlerdi. İnsan, hayvan dövüşü ve bir çok konuda yasa dışı açılan bahislere bir sürü insan para yatırıyordu ve batakhane gibi yerlerden daha çok para dönüyordu buralarda. Yine kayıt dışı para olduğu için çalınan paranın polise bildirilmesi söz konusu olmazdı. Adamlara yakalanmadıkları sürece bir tehlikesi yoktu ama yakalanırlarsa başlarına gelecekleri az çok kestirebiliyorlardı ve bu hepsinin buz gibi hissetmesine neden oluyordu.

Hepsi kazandıkları parayı toparlasalar bile Serap’ın tedavisi, gece kondu ve içinde yaşayanların masraflarına zorla yeterdi ki şimdilik zaten dört kişi yaşıyordu. Kalanlar aynı  paradan evlerine de götürmek zorundaydılar. Hepsi bir eve doluşsalar bu sefer zaten buradaki masraf artacağından gene çıkmaza giriyordu.

Liseyi bitirmelerine bir yıldan az kaldığı için böyle idara etmeye karar verdiler. Sonra lise diplomasıyla başka işlere de girebilirlerdi. Kızların ikisi de lise bitince sınava girmeyi düşünmüyordu. Zaten bir de okul masrafları işin içine girse altından kalkılamazdı. Çocukların çoğu da aynı fikirdeydi. Bir tek Ferhat ile Yusuf’un okumasından yanaydılar. Yusuf çok zeki bir çocuktu, Ferhat ise en küçük ve en sessiz olanları, okumassa başka türlü ayakta kalması mümkün olamazdı. Yusuf arkadaşları çalışırken okula gitmeye zaten razı değildi. Babası da onun üniversiteye gitmesine asla izin vermezdi. Bir an önce doğru dürüst bir işe girip eve para getirdin diye bakıyordu. Çünkü ağabeyi batakhanelerin abonesi olduğundan hiç bir katkı sağlamıyordu.

Şimdilik on sekiz yaşından küçük oldukları içi az paralara çalışıyorlardı. On sekizi geçince hiç değilse sigortalı işlere girme şansları da olacaktı. En azından umutları o yöndeydi.

Zaman çok hızlı akıp gidiyordu bahisçilerden birini yakalanmadan soymayı başarmışlardı. Bu defa getirdikleri para elli bin liraya yakın bir paraydı. Onlar için o kadar büyük bir paraydı ki ne yapacaklarını şaşırdılar sevinçten. Dikkat çekmemek için birden bire harcamaları mümkün olmadığından. Önce Serap için olan kısmı ayırdılar. Kalan parayı da gece kondunun içinde bir yer kazıp döşemenin altına sakladılar. Bir gün hep beraber yaşayabilmek için bu paralara ihtiyaçları olacaktı.

Bu ilk büyük soygundan sonra özgüvenleri de yükselmişti. Levent şüphe çekmemeleri için üç dört ay yeni bir harekey yapmamaları gerektiğini söylemişti. Çocuklar öyle heyecanlanmışlardı ki bir an önce fazlasını kazanıp hep birlikte kurtulmak istiyorlardı ama Levent doğru söylüyordu. Yaptıkları iş gerçekten çok tehlikeliydi. Birinin yakalanması sadece kendi hayatlarını değil tanıdıkları sevdikleri herkesin hayatını riske atardı.

“Acemi şansı oluyor bizim ki! Bu yüzden gaza gelmeyin ! Şu an bizi idare edecek paramız varken aç gözlülük edip kendimizi tehlikeye atamayız!” dedi giderken hepsine.

Utku ve Murat her zaman ki asilikleriyle pek hoşlanmadılar bundan. Onlara göre devam edip hayatlarını kurtaracak kadarını toplayıp sonra bir daha hiç yapmamak için bırakabilirlerdi. Bir ev almayı hayal ediyorlardı içinde hepsinin yaşayabileceği bir ev. Bu izbe yerden kurtulup, kocaman bahçesi olan güzel bir evleri olsa büyük bir aile gibi hep beraber yaşayabilirlerdi o zaman.

Ferhat artık eve gitmediği için o kadar mutluydu ki “Sonsuza kadar gece konduda bile yaşasak umurumda değil!” diyordu gözlerinin içi gülerek. Sırtındaki yaralara Feryal ve Gülşen pansuman yapıyorlardı her gün. Epeyce kapanmıştı çoğı ama elbette izi kalacaktı bazılarının. Neyse ki gözünün gördüğü yerde olmaycaklardı çocuğun. Arkasında kalacaklardı o kötü günler gibi.

Paranın gece kondunun döşemesinde gömülü olması hepsine ayrı bir neşe getirmişti. Feryal evi terketmiş gece konduya yerleşmişti Ferhat gibi. Şimdilik o paraya el sürmeden eski hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlardı. Doktor Serap’ı küçük bir operasyona almıştı. Bunun için biraz daha fazla ödemeleri gerekmişti ama hiç umurlarında değildi. Serap’ta iyileşip aralarına döndüğünde tam olacaklardı. Şimdi döşemenin altındaki o para o olmadan eksikti zaten.

Hastaneye gittiklerinde ona artık Ferhat ve Feryal’in de onlarla yaşadığını anlatıyorlardı ama soygun ve paradan asla bahsetmiyorlardı tabi. O daha küçük bir kız olduğu için burada oluşunun nasıl bir maliyet yarattığının farkında değildi zaten. Olması da gerekmiyordu. Aralarından birinin canı her şeye değerdi.

Feryal yemekleri ve ev temizliğini yapıyordu şimdilik bir işe girmemişti. Ferhat’a öğretiyordu bu işleri. Gülşen zaten çalışıyordu. Ferhat’ın evi tek başına çevirebileceğine ikna olduğunda Feryal’de iş bulacaktı. Gecekondunun arkasına biraz fide dikmişlerdi. İlk seferinde etrafını kapamadıkları için köpekler talan etmişti ama  sonrasında Barış ve Derviş topladıkalrı ağaç dalları ve kartonlarla köpekler giremesin diye duvar yapmışlardı çevresine. Gece konduda da su olmadığı için birde bostan için ayrıca su taşımak gerekiyordu ama o dalların birinde ilk domatesi görünce hepsi çok mutlu olduklarından su taşımak eziyetten neredeyse eğlenceye dönmüştü.

Serap hastaneye yatalı neredeyse iki ay bitmişti. Doktorun onu aldığı operasyonun ardından iyileşme belirtileri başlamış olsa da iki gün önce kaptığı bir enfeksiyon yüzünden yeniden solunum güçlüğü çekiyordu.

“Hastanenin içinde nasıl enfeksiyon kapar?” diyordu Utku sürekli şaşkın şaşkın.

“Hastane mikrobu diyorlar buna!” diye açıklamıştı Kemal. Onun dedesi de hastanede yatarken kapmıştı böyle bir şey. Ölmüştü ama o kısmı anlatmamıştı arkadaşlarına. Kendiside yaşlı olduğu için öldüğüne inanmıştı zaten. Serap daha tazecik çocuktu.

Evde soygun sonrası yerleşen mutluluk havası küçük kızın kötülemesi ile yeniden endişe ve hüzüne dönmüştü. Çocuklar artık gece gelip kalmadıkları için iş çıkışı hastaneye Serap’a uğruyor oradan evlerine geçiyorlardı. Evdekilerin de şüphelenmelerini istemedikleri için bu yolu bulmuşlardı.

Burada olduklarını bilen tek kişi Levent’in üvey annesiydi. Yeterince biriktirip buradan gitmeyi başarırlarsa ondan da kurtulmuş olacaklardı. Neyseki kadın bir daha çıkıp gelmemişti. Tabi onlar evde Levent’e verdiği sözü haırlatan imalarda bulunduğunu bilmiyorlardı sürekli.

Babası evde bahsetmişti bahisçinin soyulduğundan. Kendisi de oraya gittiği için haberi olmuştu haliyle.

“Herifin günlük hasılatını almışlar tabi. Koymaz ona ama küplere binmişti! Adamları fellik fellik araştırıyorlar kimin yaptığını. Oraya giren çıkan biri yaptı diye düşündükleri için şimdi hepimi şüpheli durumdayız!” demişti anlatırken. Ayağını birden kesse onun yaptığını sanacakları için de gitmeye devam ediyordu mecbur. Eninde sonunda bir kurban bulacaklardı kendine. Bu adamların parasını çalmaya cesarat etmek için ya zır deli olmak ya da çok babayiğit olmak gerekirdi.

Babası bunları anlattıkça bıyık altından gülüyordu Levent ama bir şey belli etmiyordu elbette. Sanki dinlemiyormuş gibi yapıyordu. Üvey annesinin gözleri parlamıştı günlük dönen para miktarını duyunca.

“Oynayacağına bahis çevir sen de o zaman!” demişti adamın suratına doğrudan. Oradan bir kavgaya tutuşmuşlar. Levent’de hemen çıkmıştı evden.  Bir gün Gülşen ile evlenirlerse asla böyle bir koca olmayacaktı o. Zaten Gülşen’de böyle aç gözlü ve arsız biri değildi. Bahçeli güzel evlerinde çocuklarıyla mutlu mutlu yaşayacaklardı hepsi beraber.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s