Boyutlar arası – Bölüm 10

WhatsApp Image 2020-06-18 at 17.27.14

Tümay düşüncelere dalıp profesörün yanında hiç bir şey söylemeden kalkıp arabasına kadar yürüdüğünü ancak anahtarı çıkarmak için elini cebine attığında farketti. Duyguları ve düşünceler öylesine alt üst olmuştu ki profesöre hiç bir şey söylemeden kalkmış ve ayrılmıştı yanından.

Ardından “Sakın o ormana bir kez daha gitme Tümay! Sakın!” dediğini duymuştu sadece ama bunu bile ancak şimdi hatırlıyordu. Kendinden bir başka daha olduğunu, Feridun’un onu bırakıp başka bir evrendeki halini iyileştirmeye gittiğini düşünmek aklından çok yüreğinde garip bir his bırakıyordu.

“Böyle bir şey nasıl olabilir. Bunu deneyimleyen başkaları mutlaka vardır!” diyordu zihni ona sürekli.

“Vardır ama peki ya bunu nasıl anlatacak etrafındakilere, böyle bir hikayeye kim inanır?” dedi zihnine cevap olarak yüksek sesle.

Hemen yanından geçen adam, elindeki arabanın anahtarına bakıp kendi kendine konuşan bu kıza baktı tuhaf tuhaf ve yürümeye devam etti.

“İşte bu kadar basit!” dedi sonra arabaya binerken “Kendi kendine konuşmak bile bu dünyada delilik belirtisi iken bir başka dünyada benden bir tane daha başka bir bedenle yaşıyor olması kime anlatılır?”

Sonra anahtarı kucağına bırakıp yeniden ağlamaya başladı.

“Feridun! Beni yaşama döndürdün ama ben sensiz ne yapacağım bu yaşamda şimdi?”

O gece sabaha kadar profesörün kaydettiği konuşmasını yeniden ve yeniden dinledi. Ondan şüphelenmek istiyor ama her dinledinde yeniden ikna oluyordu. O da çok dağılmıştı. Bambu ormanına gitmekten ölesiye korktuğu halde onu tek başına göndermemek için gelmişti. Eğer onu geri çekmemiş olsaydı şimdi Tümay’ında boş bir bedeni kalmış olacaktı geriye.

Sonra aniden  camdan baktığı sahne canlandı gözünde. O çizmeli adam Feridun’du. Hatırlıyordu onun merdivenleri çıkışını. Perdeleri ve o toz kokusunu hatırladı yeniden.

“Ben oraya gitmiştim! O bambu ormanında ben oraya gitmiştim ama profesör beni geri çektiği için sadece bayıldım demek!” dedi heyecanla.

Profesör ilacı ona vermiş ve gider gitmez bir defter edinip sonradan okumak için her şeyi yazmasını sıkı sıkı tembihlemişti. Hafızası burayı unuttuktan sonra buradan geldiğini hatırlayabilirdi böylece. Özellikle ilaçla ne yapacağını tabi. İlacı buradan götürmesi mümkün değildi çünkü kendi bedeniyle gitmiyordu. Formülü ve kullanması gerekenleri iyice ezberledi bu yüzden. Gider gitmez de bir kağıda aynen geçirmesini tembihledi profesör. Onun hafızasının silinmesi on güne yakın sürmüştü ama Feridun’un hafızasının bir saatten sonra silinmeyeceğini garantileyemezdi. Değişkenlerden  emin değildi, sonuçlardan da. Bu tamamen deneysel bir durumdu. Tekrarlandığında aynı işlediğine dair bir gösterge yoktu Feridun oraya gidene kadar. Ancak Tümay tamamen iyileştiğine göre en azından enerjnin bedenden çıkıp diğer parçasını bulmaya gittiği açıktı. Tabi bir enerjinin ikiye veya daha fazla sayıya bölünmüş olup olmayacağını da kimse bilemezdi. Yaşadıkları her şey bir tesadüf dizsi de olabilirdi. Profesörün bıraktığı yerdeki iki enerjinin başka bedenlenmesi ile yeniden bir araya gelmesi gibi. Tabi Feridun’un da yeniden oraya dönmesi gibi. Belki de üçünün arasında bir bağ vardı. Belki de henüz farkında olmadıkları başkaları da vardı ortak enerjileri olan.

Profesör bunları anlatmaya başladığından kalkıp gitmişti yanından. Kasten değildi elbette. Yaşadıklarının şokuydu yaptıkları. Eve döndüğünde çantasından gaz spreyini çıkarırken düşündü yeniden evden çıkarkenki ruh halini. Onun  katil olduğundan neredeyse yüzde yüz emin olmuştu ama böyle bir hikayenin varlığını kimsenin tahmin etmesi mümkün değildi.

Ruh halini çok garip hissediyordu. Feridun’un yaşadığını hissettirmişti ona bu olanlar ama onu bir daha göremeyeceği bir yerde. Bir başkasıyla diyecek oluyor ama onunda kendisi olduğunu düşününce bütün zihni dağılıyordu. Nasıl oluyorsa bir bunu kabul edemiyordu aslında. Aynı anda iki ayrı bedende yaşayan da oydu. Adı, yaşamı, herşeyi bambaşka olan bir o. Profesörün söylediğine göre yaşam tecrübesi komple siliniyor ama öğrenilen şeylerin bir kısmı nasıl oluyorsa hatırlanıyordu bir tetikleme ile. Onlarda sürekli zihinde varlığından haberdar olunan bilgiler değildi. Bir anda bildiğini farkediyordu insan.

Aslında bu bir çok insana olabilen bir şeydi. Nedeni açıklanmayan korkular, bilgiler belki de herkes için bu tür olaylardan kaynaklanıyordu. Diğer bedenin deneyimlerinden etkileniyordu ya da Feridun ve profesör gibi bir yerdeki bedende birleşiyordu enerji ve bütünleniyordu yeniden. İki ruhlu olmak gibi geliyordu düşününce ama olanın o tür bir şey  olmadığını anlamıştı aslında.

Farketmemiş olsa da Feridun ona pek çok şeyi anlatmış ve öğretmişti. Sanki bu gün dinlediklerini anlaması için gerekli tüm alt bilgiler vardı zihninde. Bu konuya hiç ilgi duymasa bile öğrenmişti böylece bir şeyleri. Sırf sevdiği adam anlattığı için dinleyerek hem de.

“Ne kadar doğru bir adamı sevdiysem, o benim için bu dünyadan ayrılmayı bile göze alabildi. Üstelik her iki dünyadaki hayatımı birden kurtarmıştı oldu böylece ama sadece birimizin yanında olarak!”

Profesör kendini çok yorgun hissediyordu Tümay banktan bir şey  söylemeden kalkıp gittiğinde. Kızın bir şok yaşadığının farkındaydı ama bunu yapmamış olsaydı kendini çok daha kötü hissedeceğini de biliyordu.

“Özür dilerim Feridun sözümü tutamadım ama bence doğru olan buydu oğlum!” diyerek kalktı o da yavaş yavaş ve kampüsteki odasına doğru yürüdü. Artık her şeyi paylaşabileceği bir asistanı da yoktu. Onun bu evrende yaşadıklarını anlayan yegane kişiyi sevdiği kadını kurtarmak için risk oranı çok yüksek bir deneye dahil etmiş ve başarmıştı. Bunu ispat etme şansı olsa dünyaya kim bilir ne ödüller alırdı ama dünyanın bilmesi değil bilmemesi gereken bir şeydi belki de bu.

Evrenlerdeki bambu ormanlarının birer geçit olduğunu farkeden milyonda bir varlıktan biriydi belki de o.  Aslında insanlardan çok boyut değiştiren hayvanlar olmalıydı daha çok ama her nasılsa bambu ormanı içinde hayvan cesetleri bulunduğuna dair haberler yoktu. Öyle olsa zaten bu ormanların hayvanlara zarar verdiği düşünelerek hepsi yok edilirdi. Hem de evrenin mucizesi oldukları anlaşılamadan İşin garibi bir köyde olmaması gereken bir yerde bir orman vardı ve insanlar bunu garipsemiyorlar hatta  kesip kullanmayı düşünmüyorlardı bile. Orman sanki çevresindeki her şeyin kendine uyumlanmasını sağlıyor ve bulunduğu her yerin özdeşi oluveriyordu.

Bir keresinde Tiflis’te bir botanik parkında gezdiklerini hatırlıyordu. Orada da bir bambu ormanı vardı. Kalabalık bir akademisten grubu ile gittikleri için tedirginliğini belli edememişti. İnsanlar ilgiyle uzun uzun fotoğraflarını çekmişler ama etrafı çitlerle çevrili olduğu için yanına yaklaşamamışlardı.

Hep merak etmişti o ormanında bir geçit olup olmadığını. Evrende en olmadık yerlerde başka kapılar da vardı belki. Onlar sadece bambu ormanına denk gelmişlerdi. Belki de yeryüzündeki her bambu ormanı da böyle değildi ayrıca. Japonya’nın her yerinde vardı örneğin, bütün ülkenin çok boyutlu bir hayat  yaşamasına yetecek kadar çoktu. İşin garip tarafı Japonların semavi bir tanrısı olmadığı halde dünya üzerindeki en düzgün toplum olmalarıydı. Kim bilir belki de günün birinde komple yüksek bir medeniyetten geçmişlerdi bu dünyaya. Fiziksel farklılıkları, kültürel ve inançsal farklılıkları çok belirgindi zaten.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s