Boyutlar arası – Bölüm 9

“Bu dünyada değil ama evet!” dedi profesör, “O seni kurtarmak için gitti. Bunu sana  anlatmayacaktım bana yemin ettirdi ama senino bambu ormanına girmek isteyeceğini düşünmemişti!”

“Yani ben oraya girersem onun yanına gidebilirim öyle mi?” dedi Tümay bu defa merakla.

“Bak Tümay sana hikayenin tamamını anlatayım. Kendi kararını kendin ver. İnan o noktadan sonra seni engellemeyeceğim bile!”

“O halde lütfen çok uzatmadan anlatın!” dedi Tümay. Kafası iyice karşmıştı zaten, “Feridun’un nereye gideceğini nereden biliyordu ki?” dedi sonra şüpheyle.

“İşte onu anlatacağım sana!” dedi profesör de sabırsızca, “Bırak bitireyim o yüzden!”

“Peki tamam!”

“İki günün sonunda rüyadan uyanamadığımı anlayınca diğer hayatımda yaptığım gibi bir deftere olanları yazmaya başladım. Her zaman her şeyi yazardım zaten bu daha sonra onları okuduğumda her şeyi daha net görmemi sağlardı araştırmalarımda da. Bunda da öyle yapmaya karar verdim Eğer bir rüya ise nasılsa uyanacaktım ama değilse bunlar bana lâzım olacaktı! Üniversitenin üçüncü gününde Lord Byron kapımdan içeri giriverince neredeyse düşüp bayılacaktım.”

“Lord Byron?”

“Evet o benim geldiğim yerdeki en asil ailelerden birinin oğluydu. “Lord Byron!” diye ayağa kaltığımda Feridun’un yüzündeki ifadeyi görmeliydin. Muhtemelen asistanı olan profesörün delirdiğini düşünmüştü. Hemen bana bir bardak su doldurdu ve oturttu. Henüz tam olarak ne yaşadığımı anlamadığım için şok geçiriyordum. Ona “Siz de mi bambu ormanına girdiniz?” diye sordum. Ben onların ailesinin doktoruydum aynı zamanda. Küçüklüğünü bilirdim. Elbette neden bahsettiğimi anlamadı bile. Bana “Bu gün paralel evrenler hakkında çalışacağız demiştiniz ya o yüzden geldim!” dedi sakin sesiyle. Geldiğim yerde doktordum ama burada bir fizik profesörüydüm ben ve o söylediğinde neden bahsettiğini gayet iyi anlamıştım. O zaman beynimde bir ışık yanıverdi Bu bir rüya olmayabilirdi. Ben farketmeden başka bir boyutta yaşayan benin bedenine gelmiştim Yani yine benim olduğum bir başka bedene birleşmiştim. Geride kalan bedenim şimdi boşta kalmıştı. Bu da orada artık yaşamadığım anlamına geliyordu. Oraya geri dönebilirdim belki yine ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. İşin garip olanı tam da bunu bulmam için gereken bilgileri araştırdığım bir bedenime gelmiştim!”

“Feridun ve Lord Byron meselesi ne peki?”

“O Lord Byron’du benim geldiğim evrende. Burada da beraberdik. Feridun ve profesör olarak. Bunun mümkün olmaması için bir neden yoktu. Elbette o bu hayatının farkındaydı. Her iki tarafta da ayrı bedenle yaşamaya devam ediyordu. Benim gibi birini bırakıp buraya gelmiş değildi. Garip olan ona güvenip bunları anlattığımda hiç şaşırmadı ve bana gördüğü rüyaları anlatmaya başladı. Çizmeleri vardı rüyasında hep.  Aslında uyuduğunda garip bir şekilde diğer evrendeki bedeninini görüyordu. Net değildi ama görüyordu. Biliyordum çünkü onu her iki evrende de tanımıştım. Senin hastalığın ilerlemeye başladığında onun gördüğü rüyalara sen de dahil olmaya  başladın. Bunun duygusal olarak etkilenmesi sonucu olduğuna karar verdik önce. Yani daha önce tahmin ettiğimiz gibi bir diğer yaşam görüntüsü değildiler. Ancak senin hastalığının ilerlemesinden bahsettikçe oradaki mesleğimden dolayı ben neler olduğunu anlamaya başladım. Rüyalar gerçekti. Sen o evrende de vardın ve siz yine sevgiliydiniz. Daha da fazlası nişanlı.”

“Aman Tanrım!” dedi Tümay elini çoktan çantanın içinden çekmiş hayretler içinde dinliyordu.

“Gösterdiğin belirtiler yaşadığımız o yerde  yetişen bir bitkinin zehirlenmesine çok benziyordu. Bu öyle güçlü bir etkiydi ki enerjisi seni burada bile etkilemeye başlamıştı. Fakat teşhisi koysak bile asıl hasta bedenin burada olmadığı için seni burada iyileştirmemiz mümkün değildi. Oraya dönmek gerekiyordu.  Ben muhtemelen orada ölü bulunmuştum ve geri dönmem mümkün değildi. Feridun ise Lord Byron olarak yaşamaya devam ediyordu. Yani en azından ben buraya geldiğimde öyleydi. Seni kurtarmak için oraya gitmenin bir yolunu bulmamız gerektiğini söyleyip duruyordu.  Tüm bu olanlardan bir kaç ay önce çok uzaklarda olmayan bir bambu ormanı ile ilgili bir yazı okumuştum. Bu ormanında iklime ve mevsime uymadığı halde yüz yıldan uzun süredir o köyün yakınlarında bulunduğu yazıyordu. Elbette bu bir anlam ifade etmeyebilirdi. Yani ben bir bambu ormanından geçiş yaptım diye her bambu ormanı bunu sağlayacak diye bir şey söz konusu değildi. Ona söylemekte tereddüt ediyordum çünkü benim başıma gelenler onunkine de gelecek ve o da o zamana gidecek diye bir şeyin garantisi yoktu. Doktor son olarak senin için artık çok umudu kalmadığını söyleyince Feridun iyice deliye döndü. Kendini öldürmekten bahsediyordu. O kadar umutsuzdu mi ona ormandan bahsettim. Hiç bir şeyin olmayabileceğini de söyledim.  Denemek istiyordu çok sevinmişti. Seni kurtaramazsa zaten yaşamak istemiyordu. O yüzüden bir şey kaybetmeyeceğini  söyledi.”

“Yoo! Hayır!” diyerek ağlamaya başladı Tümay.

“İnan bana ona yalvardım yapmaması için. Bunun üzerine eğer doğru yere gitmeyi başarabilirse, nelerle ve kimlerle karşılaşacağını ona tek tek anlattım. Benim yaşadığım tüm bocalamaları yaşayacaktı. Üstelik bu kadar da değildi sadece!”

“Başka?” dedi Tümay sanki kendi gidecekmiş gibi.

Oraya gittikten en çok on gün sonra buraya dair her şeyi unutacaktı. Benim tek şansım kendime bir defter açıp neler olduğunu, kim olduğumu detaylı olarak yazmış olmamdı. Anlattığım şeylerin hiç birini hatırlamıyordum aslında nasılsa sadece mesleki bilgilerimin bir kısmı sadece ihtiyaç anında aklıma geliyordu. Hâlâ da hatırlamıyorum! Bir de tabi bedenini burada boş bırakacak olmasıydı en kötüsü. Yani sen burada ve orada iyileşecektin belki ama o buraya gelip seni göremeyecek. Hatta on gün sonra seni ve bu yaşamı bile hatırlamayacaktı.”

“Profesör on gün çoktan geçti!”

“Evet ne  yazık ki!” dedi profesör önüne bakarak, “Ama şunu biliyoruz! O doğru yere gitti ve buradan götürdüğü ilacı orada sana içirmeyi başardı ve seni gerçekten kurtardı! En azından bunu biliyoruz. Ancak sen iyileştiğinde rahatlayabildim bu yüzden. Eğer sen de ölmüş olsaydın ben ikinizin hayatına mâl olacak  bir deneye destek veren kişi olarak kendimi asla affetmeyecektim. Seni o yüzden oradan uzak tutmak istedim. Benim de oraya asla gitmemem gerekirdi. Bir daha o ormana girip bu bedenden de çıktıktan sonra nereye gideceğimi ya da yok olup olmayacağımı bile bimiyordum. O korkmadı ama senin için yaptı bunu. Umarım orada seninle  mutludur şimdi.”

Tümay duyduğu bu hikayeye neden inanadığını kendine bile açıklayamıyordu ama bir şekilde inanmıştı. Feridun’un  uykusundan “bambu ormanı” diyerek çığlık atarak uyandığını hatılıyordu. Yanına geldiği son gece yaptığı konuşmayı da.

“Seni sevdiğimi unutma!” demişti. Ağlamaya başladı yeniden.

“Tümay çok üzgünüm kızım. Bu olanlara bir şekilde ben sebep oldum belki ama en azından senin hayatını kurtardığımız için mutluyum inan bana!”

Tümay buraya gelirken onun katil olduğundan ne kadar emin olduğunu düşünüyordu o an. Cebindeki kayıt cihazı her şeyi kaydetmişti. Duyduklarını yeniden dinleyecekti eve gider gitmez. İnanamıyordu. Feridun’un onun hayatını kurtarmak için yaptığını bunca şeye inanamıyordu.

“İnanamadığını biliyorum!” dedi profesör, “Kimse inanamaz zaten!”

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s