Boyutlar arası – Bölüm 8

Tümay arabasını karakola yakın bir yere parkedip kampüsün bahçesine geldiğinde profesör çoktan gelmiş onu bekliyordu. Gözlerini boşluğa dikmiş ve o kadar dalgın görünüyordu ki Tümay’ım yaklaştığını farketmedi bile.

Onun bu dalgın ve dağınık hâli Tümay’ı iyice irite etti.

“Nasıl yapabildin  bunu ona?” dedi içinden ona nefretle bakarak.

Profesör sanki onu duymuş gibi kaldırdı başını o anda.

“Tümay! Geldiğini farketmedim kızım!” diyerek onun banka yanına oturmasını işaret etti.

Tümay hemen elini çantasının içine sokup kayıt cihazının başlat düğmesine  basmıştı bile.

“Bak Tümay nereden başlayacağımı bilmiyorum. Anlayabileceğinden de çok emin değilim ama sanırım bunları sana anlatmaktan başka bir çarem yok!”

“Deneyin profesör!” dedi Tümay imalı imalı.

“Evet deneyeceğim!” diyerek  boğazını temizledi profesör. Geldiğinden beri Tümay’ın yüzüne değil hep uzaklara bakıyordu. Onun bu göz temasında kaçışı Tümay’ı iyice ikna etmişti duyacaklarının umduğu gibi olacağına. Elini gaz sprayine attı bu sefer çantanın içinde. Dinlemeye dalıp ona uzanmaya fırsatı olmayabilirdi. Banktaki pozisyonunu her an avının üzerine atılacak bir kaplan gibi düzenledi yeniden.

Profesör onun aklından geçenlerden habersiz çaresizce konuya nasıl gireceğini düşünüyordu sahiden. Daha önce Feridun ile konuşmuşlardı her şeyi ama ona anlatırken de çok zorlanmıştı zaten. Ayrıca Feridun söyleyeceklerine hep inanır sorgulamazdı. Bir şeylerin farkındaydı zaten. Şimdi ise Tümay’ın durumu çok farklıydı onun ne kadar anlayabileceğini, bu acıyı yaşarken profesörün anlatacaklarını nasıl değerlendireceğini veya kendi saklayabileceğinden emin değildi. Yine de eğer bunu yapmazsa kız farkında olmadan kendine çok zarar verecekti.

“Ben!” dedi boğazını temizleyerek profesör, “Tam olarak burada  büyüdüm sayılmaz! Yani bu şehirde veya bu ülkede demek istemiyorum. Bu boyutta değil. Bunun ne demek olduğunu biliyor musunun?”

Tümay soru dolu gözlerle baktı ona cevap vermeden. Kafasını karıştırmaya çalışıyordu besbelli Onun nerede büyüdüğünün Feridun ile ne ilgisi vardı ki?

“Pekiâlâ Feridun bir çok şeyi biliyordu bu yüzden ona anlatmak daha kolay oldu!” dedi derin bir iç çekerek.

Tümay az kalsın “Onu öldürmeden önce mi?” deyiverecekti zor tuttu kendini.

“Yaşadığımız evrende bir çok boyut vardır, bir çok evren. Biz sadece beş duyumuzun algıladığını görüp biliriz!”

“Profesör beni ders anlatmaya mı çağırdınız?” dedi Tümay. Gergin olduğu için sabrı yetmiyor bir an önce her şey çözülsün ve bu kabus bitsin istiyordu.

“Tümay bunları bilmek zorundasın. Lütfen sabırlı ol, son tahlilde sana neden tüm bunları anlatmak zorunda olduğumu anlayacaksın!”

“Tamam!” diyerek omuz silkti Tümay, “İtiraf et de nasıl edersen et!” dedi sonra içinden. Gaz spreyini iyice kavradı çantanın içindeki eli. Belkide itiraf eder etmez bayıltmalıydı onu risk almadan. Sonra hemen karakola koşar polisleri alıp onu yakalamalarını sağlardı.

“Senin ve benim daha doğrusu hepimizin özü enerjidir. İnanç sistemlerinin ışık-nur dedikleri şey yani. Bu ışık bir bedenin içine hapsolacak kadar ölçülü bir şey değildir. Sonuçta bedenlerimiz bütün alemde yok olmaya mahkum küçücük bir parçadır. Bize ait bir enerjinin bu beden denilen kutucularda hapsolduğunu ve bedenlerin yok oluşu ile serbest kalacağı veya yok olacağını düşünmemiz için geçerli bir neden yoktur. Bilim bu enerjinin veya ışığın evrenin bizim algılayamadığımız bölümlerinde de var olduğunu ve bizimle bağı olduğunu neredeyse ispatlamıştır.”

“Profesör nereye varmak istediğinizi anlayamıyorum!”

“Ben buradaki kendi ışımla birleşmek için bir başka evrendeki bedenimi terkedip geldim demek istiyorum!” diyerek Tümay’ın yüzüne baktı profesör.

Tümay’ın aklında Feridun’un bu alanda anlattıkları canlanıyordu tek tek.

“Nasıl yani? Başka bir dünyadan mı geldim diyorsunuz siz?”

“Başka bir boyuttan!”

Tümay anlamaz gözlerle bakmaya devam ediyordu ona

“Benim doğduğum ve büyüdüğüm yer burası ile hiç ilgisi olmayan İngiltere’de bir yerde. Ancak şimdi senin dünya haritasında veya televizyonda gördüğün İngiltere değil. Çok daha eski zamanlarda düşün!”

“Zaman yolcusu musunuz?”

“Tam olarak zaman yolculuğu değil bu. Yani zaman göreceli bir kavram Tümay. Bunları sana anlatmam çok zor. Aynı anda hem orada hem burada var olabilmekten bahsediyorum sana ama başka bedenlerle. Yani o başta söylediğim enerji, ışık orada ve burada benim için başka bedenlerle var oluyordu ancak ben oradaki bedenimi bırakıp buradakiyle birleştim bir şekilde”

“Orada öldünüz mü yani? Ölüm böyle bir şey mi?” dedi Tümay kekeleyerek. Onun kafasını karıştırmaya çalıştığına iyice inanmıştı. Muhtemelen onu bocalatıp saldıracaktı.

“Hayır ölüm her zaman böyle bir şey tabi ki değil. Ben de zaten bunun olacağını bilmiyordum. Ben yaşadığım yerde bir doktordum. Tıp doktoru. Ancak ilaçlar orada burdaki gibi fabrikalarda yapılmadığından mecburen kendimiz yapıyorduk. Bu nedenle farklı bitkilere ihtiyacım oluyor. Bir çok yere seyahat edip, bir kısmını tazeyken kendim topluyordum. O bambu ormanına da böyle rastladım.”

“Ne? Bambu ormanı mı?”

“Evet bir bambu ormanı. O kadar farklı ve etkileyiciydi ki? Neden orada var olduğunu bile anlayamamıştım. İncelemek için ona yaklaştığımda içimin çekilmeye başladığını hissettim ama yorgunluktan ve hava değişiminden olacağını düşünüyordum.”

“Bir dakika! İngiltere de  bir bambu ormanı değil mi bu bizim gittiğimiz değil!”

“Hayır bizim gittiğimiz değil!” dedi profesör heyecanla, “İşte ben o ormanın yükselen bambuları arasına giriverdim merakla.”

“Ee?”

“Gözlerimi açtığımda burada üniversitedeki masamda uyukluyordum! Nerede olduğumu anlayamadım bir süre. Sonra nasıl olduysa buranın benim okulum olduğunu anladım. Nasıl diye sorma bilmiyorum. Evimi de buldum oradan çıkıp. Hatta her şeyi buraya uygun yapabiliyordum insanlara selam veriyordum yürüken ama bunu neden ve nasıl yaptığımı bilmiyordum. Bambuların zehirli bir gaz salgılayıp beni zehirlediğini düşündüm önce. Yeniden uyursam bir rüya görmüş olarak uyanacaktım ama öyle olmadı. Aradan iki gün geçmişti ve ben hâlâ aynı  rüyayı yaşıyordum. Daha önce bilmediğim pek çok şey biliyordum üstelik. Aynada kendimi ilk gördüğümde çığlık attım. Ben değildim çünkü!”

“Profesör ne anlatıyorsunuz siz bana?”

“Feridun o bambu ormanına seni kurtarmak için gitti ve buradaki hayatından vazgeçti Tümay!”

“Bunu yeni uydurdunuz değil mi? Böyle saçma bir hikaye anlatıp beni kandırabileceğinizi sandınız!”

“Hayır! Hayır sana doğruyu söylüyorum yemin ederim! Nasıl aniden iyileşebildin söylesene. O bambu ormanının yanına yaklaştığında nasıl hissettiğini hatırla. Bu yüzden bayıldın orada. Eğer seni çekip çıkarmasaydım sende bedenini terkedecektin!”

“Anlamıyorum nasıl yani?”

“Bak Tümay Feridun uzun zamandır tuhaf rüyalar görüyordu. Konuşuyorduk biliyorsun. Bu rüyaların başlangıçta ne anlatmak istediğini ikimizde anlamadık.”

“O biliyor muydu?” dedi Tümay bölerek.

“Benim buraya ait olmadığımı mı? Evet biliyordu. Sen dahil kimseye söylemeyeceğine yemin etmişti. Zaten alanımız buydu bizim. O da benimle birlikte bunu çözmeye adamıştı kendini. O çok zeki bir genç adamdı. Benim gelişim üzerine konuşuyorduk sürekli ve nasıl mümkün olabildiğini bilimle açıklamaya çalışıyorduk ikimiz. Bunu çözebilsek patlama yaratırdı tüm dünya da ama şu an kontro edilebilir bir şey değil. Tam olarak da çözemedik zaten. ”

“Feridun yaşıyor mu yani?” dedi Tümay yeniden.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s