Boyutlar arası – Bölüm 7

Corozon malikaneye geldiğinde Lord Byron onu kapıda karşıladı.

“Aynı hastalık mı bilmiyorum ama Tina bir kaç gündür üst üste bayılıyor doktor! Lütfen onu kurtarın!”

“Sakin olur Lord Byron. Hastalığın devam ettiğini sanmam. Sizin verdiğiniz o mucize ilaç sayesinde o hastalığı yendi. Bir tanesini incelemek için sakladım hatta. Yüzyılın buluşu olabilir bu! Hâlâ onu nereden aldığınızı söylemeyecek misiniz bana?”

Lord Byron son karşılaştıklarında da doktorun benzer şeylerden bahsettiğini hatıladı. Oysa onun ne anlattığı hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Şu hatırlamadığı dönemde bir şeyler olmuştu ama ne olduğundan bir türlü emin olamıyordu. Doktor dahil kimseye bu sorunundan bahsetmediği için gülümsemekle yetindi. Tina’yı iyileştirecek bir ilaç bulup getirmişti ve hiç bir şey hatırlamıyordu.

Doktor Lord Byron’un sessizliğini saygıyla karşıladı ve Tina’nın odasına doğru onun ardısıra yürümeye devam etti.

“Günaydın Tina! Bir bayılma sorunun mu var?” diyerek onu yeniden muayene etti ama önceki hastalığına dair hiç bir belirti yoktu.

“Muhtemelen bünyesi zayıf hâlâ! Fazla yorulmasın!” diyerek ayrıldı yanlarından.

Öte yanda profesör Tümay’ın ona haber vermeden bambu ormanına yeniden gideceğinden endişe ediyordu. Eğer giderse Feridun’un bütün özverisi boşa gidecekti. Tümay daha ne olduğunu anlayamadan her şey mahvocalaktı.

“Ona anlatsam mı?” diye bocaladı durdu kendi kendine. Anlatırsa ne olacaktı onu düşünmeye çalıştı. Hiç bir fikri yoktu. Her durumda Tümay oraya gitmek istecekti ama onu anlatıp uyarmassa başına kötü şeyler gelebilirdi. Anlatırsa hiç değilse ne yaptığını biliyor olacak kararını kendi verecekti.

“Peki ya oraya gitmez ve bu işin peşini bırakırsa? Acele ediyorum belki de! Belki hiç gerek kalmayacak tüm bunlara. Belki de ben asıl kendim için korkuyorum! Belki ben gitmek istemiyorum!”

Ertesi gün sabah kalkar kalmaz Tümay’a mesaj attı “İstersen  bu gün üniversiteye uğra biraz sohbet edelim!”

“Biraz işlerim var profesör!” diye cevap geldi Tümay’dan hemen.

Tümay’ın yeniden oraya gideceği düşüncesi profesörün iyice aklını kurcalamaya başlamıştı.  Kıza ne yazıpta günü onunla geçirmesini sağlasa bilemedi. Haydi bugünü böyle kurtardı diyelim. Sonraki günler ne yapacaktı. Her gün onu kontrol altında tutması mümkün müydü. Bir sabah uyanım Tümay’ın da öldüğü haberini mi duymayı bekleyecekti yani. Feridun için yeterince bocalamış ve üzülmüştü zaten. Bir an önce bir şeyler yapması gerekiyordu. Bu işe çok fazla karışmış, Feridun’un aklına o girmişti. Şimdi bunca şeyin ardından Tümay’ın her şeyden habersiz zarar görmesine izin veremezdi.

“Feridun’un ölümü hakkında seninle konuşmam gereken şeyler var!” yazdı Tümay’a düşünmeden ve göndere basıverdi.

Tümay mesajı okuyunca durdu.

“Demek yanılmamışım!” dedi kendi kendine, “Peki ya Feridun’u o öldürdüyse?”

Üniversite yerine herkesin gözü önünde bir yerde buluşmak daha güvenli olur diye düşündü bir anda.

“Kampüsteki kafede buluşalım!” yazdı hemen.

“Söyleyeceklerim öyle kalabalık yerlerde duyulmasını isteyeceğimiz türden şeyler değil!” yazdı profesör. Onun şüphelerini anlayabiliyordu ama onunla konuşmazsa kız başını hiç istemedikleri bir belaya sokacaktı.

“O halde yarın!” yazdı Tümay blöf yaparak.

“Kampüsün bahçesinde buluşalım. Banklardan birinde konuşuruz sorun değil! Heykelin önüne gel saat ikide!”

“Tamam!”

Tümay onun Feridun’u öldürdüğünü itiraf edeceğini düşünüyordu ya da bir ilişkisi olduğunu. Eğer katil oysa o itiraf ederken söylediklerini kaydetmesi gerekirdi. Hemen çekmecesinden derste hocaların anlattıklarını kaydetmekte kullandığı ses kayıt cihazını buldu. Bu cihaz sayesinde evde derslerini tekrar etmek çok daha kolay oluyor hatta sınıfta dinlemesine bile gerek kalmıyordu. Cihazın içindeki dosyaları ne olduklarına bile bakmadan sildi ve şarja taktı. Buluşmalarına daha iki saat vardı. Bu gün profesörün düşündüğü gibi bambu ormanına gitmeyi planlıyordu gerçekten. Dün gittiklerine telefonunda konumu kaydetmişti. Ancak eğer katil profesörse ve itiraf edecekse zaten oraya gitmesi için bir neden kalmayacaktı. Gerçekten de Feridun’ın öldüğü yerde bulunmak çok canını yakmıştı dün. Sadece profesörün bunu bahane etmesini önlemek için belli etmemeye çalışmıştı.

İçinden bir ses sürekli “Polise haber ver!” diyordu ama zaten gündüz vakti insanların kalabalık olduğu bir yerde buluşup konuşacaklardı. Konuşmaların tamamını kayıt edecekti. Profesör onu takip etmeye bile kalksa zaten karakol okula çok uzak değildi. Kampüsten ayrılınca ana caddeden doğrudan karakola giderdi. Böylece onun bir şey yapmasına fırsat  kalmadan polise her şeyi anlatır olayı çözmüş olurlardı. Bunu Feridun için yapmak zorundaydı. Hâlâ inanamıyordu onu babası gibi sevdiğini sandığı bu adam neden öldürmüştü Feridun’u. Acaba ona rakip olacağını mı düşünmüştü? Onun ünvanını elinden alacağına mı inanıyordu.

O bunları düşünürken zaman hızla akıp geçti. Buluşma saati yaklaştıkça heyecan ve gerginliği artıyor, kalbi çok hızlı atıyordu.

“Ne olursa olsun oraya gideceğim ve bunu yapacağım Feridun! Sana söz veriyorum sana zarar veren hiç kimse cezasız kalmayacak!”

Birden bire gözlerinden yaşlar boşandı ve ağlamaya başladı. Onu o kadar çok özlemişti ki. Öldüğüne hâlâ inanamıyordu. Sanki tüm bunlar kötü bir rüyaydı ve uyandığında onun  gülümseyen gözlerini yeniden görebilecekti. Bambu ormanında bayıldığında gördüğü Feridun geldi gözlerinin önünde. Üzerindeki o tuhaf giysi ve çizmeleri ona ne kadar da yakışmıştı. O Feridun’da kimsenin göremediği bir şeyler görmüştü her zaman. Onun ne yakışıklı, ne de gösterişli olması gerekiyordu. Onun yüreği, kalbi ve zihni bir araya geldiğinde dünyada başka hiç kimse onun yerini tutamazdı. Şimdi ise tüm bunlardan mahrum korkunç bir kabusun içinde kalmıştı. Tanıdığı sandığı ve güvendiği profesörün katil olduğunu anlamak için çıkacaktı az sonra evden. Bundan bir kaç ay önce biri ona böyle şeyler yaşayacağını söylese asla inanmazdı.

Derin bir nefes alıp gözyaşlarını sildi. Kayıt cihazını elini çantasının içine soktuğunda kolayca ulaşabileceği bir yere koydu. Her ihtimale karşı yanına bayıltıcı gaz spreyini de aldı. Babası ona eve geç döndüğü zamanlarda kendini güvende hissetmesi için getirtmişti bunu. Birinin yüzüne sıkıldığında sadece yakmakla kalmıyor aynı zamanda bir kaç saniye içinde bayılmasına da neden oluyordu.

Tam elini ona atarken profesöründe ona benzer bir şey sıkmış olabileceğini düşündü bambuların yanında. Belki Feridun’u da böyle öldürmüştü. Yani önce ona sprey sıkmış sonra da öldürmüştü. Zavallı Feridun böyle bir zararın en yakını sandığı kişiden geleceğini hiç düşünmemişti elbette.

Sonra durdu.

“Peki ama profesör oraya daha önce hiç gitmedi ki! Yani o öyle söyledi. Yolu navigasyonla buldu. Yalan mı söyledi? Elbette öyle söyledi oraya daha önce gittiğini ne polise ne de bana söylemedi!”

Sonra onun ordaki hallerini düşündü onu geri götürmeye çalışmaktan başka daha önce orada olduğuna dair bir işaret vermiş miydi? Bir kaç kez olanları tekrarladı kafasında ama böyle bir ana rastlayamadı. Yine de bu bir şeyi ispatlamaz o çok iyi bir oyuncu olabilir. Ayrıca Tümay orada onun davranışlarına değil bir ipucu bulmaya odaklanmıştı.

Saate baktı geç kalıyordu. Gaz spreyini çantasına koyup garaja gitti arabayı almak için. Kampüse babasının arabalarından biri ile gidecek, arabayı da karakola yakın bir yere bırakacaktı. Böylece o tarafa yürümesinin de bir bahanesi hazır olacaktı.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s