Boyutlar arası – Bölüm 5

“E sizi buralara ne getirdi bakalım?” dedi Vasip amca sanki profesör ve Tümay bunu konuşmaya gelmişler gibi.

“Siz bize bambu ormanının hikayesini anlatcaktınız ya?” dedi Tümay hemen. Akşama geri dönmüş olmaları gerekiyordu zaten. O yüzden bu adamcağızın sohbet etmeye hevesli gönlünü etmek gibi bir niyetleri yoktu.

“A doğru ya!” dedi Vasip  amca hemen, “Unutuyorum işte yaşlılık başladı. Bu bambu ormanı yüz yıldan fazladır burada derler dedim ya. İlk olarak kimin ektiğini pek bilende yok. Yüzyıl dediğin şurda en çok bir nesil gerisi ama sanki bir sabah kalkıldığında peydah olmuş gibi kimse bilmiyor başlangıcını.”

“Bambu ekilir ekilmez çıkmaz ki zaten dört beş yıl gerekir!” dedi profesör

“Hah işte onu diyecektim! Bunun tohumunu her kim getirmişse bu sopaların çıkmasından önce getirmiş olmalı dendi bize de. Bir kaç yılda kocaman oluvermişler çünkü. Anlatırlar ki birden peydah oldu toprağın yüzünde. Buralarda rastlanır bir bitki de değil. Demek ki var bir hikmeti. Sepet falan yapılırmış uzak ülkelerde bunlardan ama bizim köylü anlamaz o işten. Bizim sepetler aha işte şurdaki gibi yapılır.” diyerek eliyle ileride yerde duran sepeti gösterdi.

“Bir hikayesi yok mu yani?” dedi Tümay yeniden.

“İşte hikmeti var derler. Birileri tuhaf giyimli yabancılara rastladığını söylemiş bir kaç kaz buralarda ama onunda aslı astarı var mı bilmiyoruz!”

“Nasıl tuhaf giyimli?”

“İşte ne bilim tuhaf dediler! Yani bizim giyindiğimiz gibi değil!  Bunları diyenlerinde pek şahitleri yok zaten. Hani uzaylı mıydı desen he derler! Arada bir kırılır bu bambular aralarına hayvan mayvan da giriyor tabi. Herkes bir şey uyduruyo. Ben hasta çocuğunu getiren gördüm bir kez buraya. Şu arkadaki suyla yıkadı çocuğunu. Bu hikmetli bitkiyi besleyen su diye!”

Vasip amca kalkıp içeri çaya bakmaya geçti.

“Sence bir şey öğrenebilecek miyiz bu adamdan?” dedi profesör Tümay’a fısıldayarak. Tümay da umduğunu bulamamıştı. Adamın elle tutulur bir şey anlatacağı yoktu. Bir kaç dakika sonra çaylar elinde çıktı dışarı yeniden. Tepsiyle çayları onlara uzatırken.

“Yani bu sopalı ormanla ilgili çok şey duyduk ama cinayet ilk oluyor gerçekten. Hikmetli sopaların içinde can almak cesaret ister. Başlarına da ne geldiği bilinmez!”

“Peki o gece kimse bir şey görmemiş mi buralardan, garip giyimli adamlar falan!” dedi Tümay hemen ilgiyle.

“Yok zaten buralara gelip giden son dönemde benim. Ben de geceleri gelmem bu tarafa, burada da kalmam ne yalan söyleyeyim! Aşağıda köyde evim karım çocuğum çoluğum var!”

“Peki burada öldürülen o adamı daha önce burada gören olmuş mu?” dedi Tümay bu kez.

“Bacım biz görmedik ki adamı sana diyeyim. Bizim haberimiz olduğunda sadece polisler vardı burda, ormanın etrafını çevirip uzun uzun aradılar. Bir kaç lastik izi buldular ama buralardan çok araba geçer. Kimin ki kimin nerden bilcen. Aha bak siz de arabaylan geldiniz. Ben de öyle geldim. İyi ki ben buralarda değildim gündüz diyorum. Yoksa beni bulaştırılardı kesin bu  işe!”

“Bulaşık olmadığın ne malum!” dedi Tümay içinden. Dediğine göre buralara en çok gelen Vasip amcaydı. Gerçi gecenin köründe burada ne arıyordu adamcağız bir de Feridun’u soymak ya da öldürmek için ne gibi bir sebebi olabilirdi. Asıl olan Feridun burada ne arıyordu.

“Acaba buranın bir manyetik etkisi olduğunu falan mı duymuştu Feridun?” dedi profesöre bakarak, “Yani hikmetli falan deniyor ya, sizin şu araştırmalarınız geldi aklıma. Bir şeyler duydu da onun için mi geldi buraya?”

“Gece yarısı mı?”  dedi profesör.

“Evet siz de haklısınız”

“Siz o ölen adamı mı tanıyorsunuz yoksa?” dedi Vasip amca gözlerini kocaman açarak.

“Benim öğrencimdi” dedi profesör.

“Başınız sağolsun, kusura bakmayın ben bilemedim!”

“Estağfurlah!”

“Feridun muymuş zavallının adı. Polislerin dediğine göre öyle darbe falanda almamış. Nasıl öldüğünü de çok anlamamışlar doğru mu?” dedi Vasip amca profesöre bakarak. Tümay onun nasıl öldüğünü hiç sormadığını o zaman farketti ve merakla baktı profesörün yüzüne.

“Şey ben o kadar detayını bilmiyorum. Bir hırsızlık olayı işte. Yani bu nasıl ölmüş konusuna girmesek şimdi!” diyerek Tümay’a baktı

Vasip amca hemen uyandı bu sefer “Vah kızım senin nişanlın, kocan falan mıydı yoksa?”

“Öyle sayılır!” diye cevapladı Tümay sıkıntıyla.

“Vah yavrum bir de gelip buralara görmek mi istedin. Niye geldin kızım? Böyle işler anca acını deşer. Bak gençsin, peri kızı gibi de güzelsin maşallah! Allah acıyı verince sabrını da verir. Bırak yüreğin soğusun önce.”

“Sağolun!” dedi Tümay yine, “Siz bir şey duymadınız mı nasıl öldürüldüğü hakkında?” dedi sonra hemen

“Yok bak bu adam haklı. haydi bakalım benim işlerim var. Siz de varın yolunuza gidin. Bunlar sana bir şey kazandırmaz!” diyerek doğruldu Vasip amca.

Tümay ters ters baktı profesöre.

“Bakın ben onun katilinin bulunmasını istiyorum. Bunun için de polise yardım edeceğim!” dedi dik dik.

“Yavrum devletin polisi niye var? Benden bu kadar daha fazla konuşacak bir şey kalmadı!” diyerek biten bardakları alıp içeri girdi dönüp.

“Bir şey mi saklıyor sizce?” dedi Tümay bu kez profesöre dönüp.

“Hayır ama haklı!”

Tümay katılmıyordu bu fikre. Bu sefer hırsla ormana doğru yürümeye başladı yine. Gidip bakacaktı etrafa ve kırılan bambulara. Profesör onun ormana doğru yürüdüğünü görünce yine hızlı hızlı gitti peşinden ve o ormanın hasar görmüş kısmından adımını atmak üzereyken yakaladı onu.

“Tümay ne yapıyorsun?” dedi heyecanla.

“Gidip oraya bakacağım!” dedi Tümay kolunu kurtarmaya çalışarak ama profesör bırakmadı kızın kolunu, “Ne yapıyorsunuz profesör bırakın lütfen!” dedi Tümay.

“Olmaz oraya gidemezsin, haydi gidelim artık buradan haydi kızım inat etme!” dedi profesör

Onun bu anlamsız ısrarı karşısında iyice hırs yapan Tümay kolunu bir anda çekerek  kurtardı adamın elinden ve bir adım attı ormanın kırılmış bambuları arasından içeri doğru. O kadar birbirlerine yakın ve sıktılar ki, bu sağlam sopaları kırarak içeri ilerlemekte çok zahmetli bir işti mutlaka.

Son duyduğu sen yine profesöre aitti “Tümay!”

Gözlerini açtığında profesörün evinde kanepede yatıyordu Tümay.

“Ne oldu? Buraya nasıl geldim ben?” dedi kendine gelip gözlerini açtığında.

“Bayıldın!” dedi profesör, “Sana oraya girmemeni söylemiştim!”

“Çok saçma, gergin değildim, bayıldığım anı bile hatırlamıyorum! Bambuların çok kalın olduklarını ve öylece kırılıp geçişe izin vermeyeceklerini düşünüyordum. Şimdi buradayım!”

“Benim evime geldik. Vasip bey seni arabaya taşımama yardım etti. Burada da sitenin bekçisinden yardım istedim. Adam sana bir şey yaptığımı sanıp ters ters baktı ama yardım etti yine de!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s