Boyutlar arası – Bölüm 4

Tümay’ın bakımını üstlenmesi için eve bir hastabakıcı alındı. Çoğu zaman dirençsiz olduğu için uzun yürüyüşler bile yapamıyordu. Biri yanında olup  onu tutmazsa arada bir dengesini de kaybedebiliyordu. Ailesi ilk kez endişelenmişti kızları için. Onun Feridun isimli bir asistanla görüştüğünü biliylardı ama kaybından bu kadar etkileneceğini öngörememişlerdi. Çünkü aslında bunun nasıl bir birliktelik olduğuna dair iç bir fikirleri yoktu. Onlara göre bu yaşta yaşanılan her şey gençlik heyecanıydı ve gelip geçerdi. Feridun’un ölümü etkilemişti sadece Tümay’ın. O gençliğinin enerjisi ile bunu da kısa sürede atlatabilirdi.

Okuldaki profesörün ise kızlarıyla bu kadar ilgilenmesi hoşlarına gitmişti. İyi bir öğrenci olmanın sonuçlarıydı elbette bunlar. Oysa Tümay’ın ondan hiç ders almadığını bilmiyorlardı. Profesör onun değil Feridun’un hocasıydı her zaman.

Profesör Tümay’a verdiği sözü bilmesine rağmen bir hafta geçtikten sonra kızcağız ne yapacaklarını sorunca işlerini ayarlayamadığını söyleyip erteledi. Bir hafta sonra Tümay onu yeniden aradığında rahatsızlandığını bahane etti. Onun zamanla bunu unutacağını veya saçma bulacağını sanmıştı ama Tümay ısrarla Feridun’ın cesedinin buldunduğu yeri görmek istediğini söylüyordu.

Bu arada midesindeki rahatsızlık tamamen geçmiş, direnci de yeniden geri gelmişti. Elbette hâlâ tam olarak eskisi gibi değildi ama o da zamanla olacaktı.

Profesör ondan kurtulamayacağını anlayınca o haftasonu için gidebileceklerini söyledi. Zaten bir kaç saatlik yol olduğundan sabah  çıkıp akşamına da dönebilirlerdi.

Profesör sözleştikleri gün erken saatte onu almaya geldiğinde Tümay çoktan kapıya çıkmıştı bile. Merhabalaştıktan sonra ilk bir saati neredeyse hiç konuşmadan tamamladılar.

“Siz buraya daha önce gittiniz mi?” diye sordu Tümay.

“Hayır ilk kez gidiyorum”

“Ormanın yerini tam olarak biliyorsunuz ama değil mi?”

“Evet elbette polislerden detaylı bilgi aldım merak etme!”

“Sahiden de orada hatta bu ülkede bir bambu ormanı olması normal mi? Yani siz söyleyene kadar ben o kısmı hiç düşünmemiştim Profesör. Feridun acaba burada bir şey mi araştırıyordu.”

“Polis de bunu sordu ama Feridun’un botanik merakı olduğunu hiç bilmiyordum, var mıydı?” dedi profesör umursamaz bir edayala.

“Doğru bana da sordu kendime geldikten sonra ama bambu ormanı olmasın konusuna hiç takılmadığım için soruyu bilinçsizce cevaplamıştım o zaman.”

“Ne yani var mıydı?” dedi Profesör merakla ona bakıp.

“Hayır yoktu. Yani yoktu ama sanki o ara bir kez bahsetti bambu ormanından benim yanımdayken.”

“Sahi mi ne dedi?”

“Çok hatırlamıyorum bir rüyanın parçası gibi gelmişti bana, belki de ben şimdi bir rüyayı gerçek sanıyorum. Gerçekten emin değilim”

“Ne dediğini hatırlıyor musun?” dedi profesör yeniden merakla.

“Hayır!” dedi Tümay, “Ne yazık ki bu iki kelimeden fazlasını hatırlamıyorum ‘bambu ormanı'”

Yine sessizliğe büründüler. Profesör ana yoldan ayrılıp Feridun’un arabasının bulunduğu köyün yakınlarına geldi.

“Anlamıyorum ana yolda bile değil gittiğimiz yer öyle mi?”

“Evet yarım saat kadar içeride bir köye yakın.”

“Yani geçerken uğranacak bir yer değil. Buraya özellikle geldiği belli.” dedi Tümay etrafına dikkatle bakmaya devam ederek.

“Tümay nereye varmaya çalışıyorsun kızım! Polis zaten araştırıyor bunları.”

“Evet ama ben onu onlardan iyi tanıyorum. Neyi niye yaptığını daha kolay tahmin edebilirim.”

“Ne olacak peki  o zaman?” dedi profesör hayretle ona bakarak.

“Polisin onun katilini bulmasına yardım edeceğim! Yoksa siz bunun olmasını istemiyor musunuz?”

“Evet elbette istiyorum!”

“O halde bana yardım etmeye devam etmelisiniz”

Cevap vermedi profesör ve köyün içinden geçip arabanın bulunduğu noktaya yaklaşıp durdu.

“Burası mı?” diyerek indi arabadan Tümay. Sonra profesörün bir şey söylemesine fırsat bırakmadan bambu ormanını farkederek oraya doğru yürümeye başladı.

“Tümay dur!” diyerek arkasından koştu profesör.

Tümay onu duymadan yürümeye devam etti. profesör adımlarını hızlandırıp ona yetişti ve kolundan tuttu.

“Oraya gitmemelisin?”

“Neden, buraya onu görmeye gelmedik mi? Bambu ormanı dediğiniz şey bu sazlıklar mı yani sadece?”

“Tehlikeli olabilir, lütfen önden ben gideyim. Sen de yanımdan ayrılma!” dedi profesör nefes nefese ve onun önüne geçti.

Tümay bu harekete bir anlam veremese de karşı koymadı. Hırsızlar bambu ormanın içinde yaşıyor değildi herhalde.

Birlikte uzun bambuların olduğu bitki örtüsüne doğru ilermeye başladılar. Her birinin boyu ortalama üç metre kadardı. Birbirlerine o kadar yakın ve sık duruyorlardı ki koca bir bambu demeti gibiydiler. Hemen arkada akan ince bir su göze çarpıyordu. Su boyunca henüz taze olduğu belli olan kavak ağaçları dizilmişti.

“Bizim oğlanların bunlar!” dedi bir ses arkalarından ve ikisi de sıçrayarak arkalarını döndüler.

Köylü ikisini birden tedirgin ettiğini anlayında , “Kusura bakmayın sizi korkutmak değildi amacım!” dedi dişleri seyrelmiş ağzıyla gülümseyerek. Yüzü güneşten o kadar yanmıştı ki güldüğünde yüz çizgilerindeki gölgeler doğrudan kahverengi oluyorlardı.

“Siz buralı mısınız?” dedi Tümay yine profesöre fırsat vermeden.

“Evet hanım kızım buralıyım ben. Bu kavakları da ben diktim oğlanlarım için”

“Bir süre önce burada kötü bir olay yaşandı. Biri öldürüldü haberiniz var mı?”

“Tümay!” dedi profesör ama Tümay köylünün yüzüne cevap vermesi için bakmaya devam etti.

“Şu genç oğlanı diyorsunuz değil mi? Ya çok üzüldük nasıl oldu hiç anlamadık. Bizim buralarda hiç olmaz böyle şeyler! Hele bu bambuların arasında. Özeldir burası. Benim toprağıma komşu olduğu için bende çok severim”

“Bunların bir sahibi yok mu?” dedi profesör de bu kez dayanamayıp.

“Bunları buraya kim dikmiş kimse bilmiyor. Garip bir şekilde kimseni toprağına da dahil değil. Yapan nasıl yapmışsa tapuda arada kalmış açık bir bölgeye getirip bunları dikmiş. Yüz yıldan çoktur burda olduğu söylenir. Onca zamandır da kapladığı alan ne bir bambu artar, ne bir bambu eksilir. Bu yüzden buranın çok özel olduğunu söyler köylüler. Bir sürü hikaye anlatırlar.”

“Nasıl hikayeler?” dedi Tümay merakla.

“Tümay gidelim kızım haydi buradan üzülme daha fazla” dedi profesör kızın kolunu yeniden tutup.

“Profesör, bu hikayeleri dinlersen  belki Feridun’un neden burada olduğunu öğrenebiliriz. Sizin neyiniz var böyle?”

“İleride bir evim var. Haydi buyurun size bir çay demleyim hem de konuşuruz!” dedi köylü ve yürümeye başladı geliyorlar mı diye beklemeden.

“Kızım bu adamın kim olduğunu bile bilmiyoruz. Evinde ne işimiz var? Ya katil buysa?”

Yok artık der gibi baktı Tümay profesöre adamın peşinden yürümeye devam etti. Profesör de mecburen gitti onunla. Onu buraya getirdiğine pişman olmuştu.

“En azından ormandan uzaklaştık!” dedi kendi kendine.

Köylü Vasip amca hemen bir çay koydu ocağın üzerine, “Burası yaşadığımız ev değil, arada bir geliriz işte ya da misafir geldi mi burda ağırlarız. O yüzden tozuna bakmayın.”

“Kapının önünde otursak olur değil mi Vasip amca, içerisi şart değil!” dedi Tümay kapının eşiğinden içeri süzerek.

Vasip amca tozdan rahatsız olduğunu sanarak, “Tabi tabi ordaki sedirin minderlerini getiryorum ben şimdi dışarısı daha iyi!” diye seslendi içeriden.

Sonra elinde iki tane sedir minderi ile geri geldi onların yanına. Sedirlere yerleştirip karşılıklı oturdular

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s