Arapsaçı – Bölüm 15

Nazlı elinde çatalı öylece durduğunu ve masadaki sessizliği sonradan farketti. Tuncay bey ve Barış ona bakıyorlardı. Yüzü kıpkırmızı oldu bir anda, “Delirdiğimi düşünüyor olmalısınız. Gerçekten çok özür dilerim!”

“Hiçte değil!” dedi Barış hemen atlayıp, “Yaşadıklarınız hiç kolay şeyler değil. Ben ne hallere girdim çıktım bu hastalık yüzünden. Büyükbabam şahidim. Değil mi büyükbaba?”

“Öyle tabi. İkiniz içinde zor süreçler yaşandı ama ikinizde atlattınız ve kader hepimizi bir araya getirdi çocuklar. Artık önümüze bakma zamanı hepimiz için. Benim bakacak fazla bir geleceğim kalmadı ama sizler yolun başındasınız. İkinizde hayatınızdaki en önemli badireleri atlattınız ve budan sonraki hayatlarınızı planlama aşamasına geldiniz. İkiniz içinde elimden geleni yapacağım.”

“Sağolun!” dedi Nazlı başını öne eğerek. Son günlerde duyduğu en güven verici sözler ve bulunduğu en güven verici ortamdı burası. Daha dün şüphelerle dolu gelmiş, gece burada bir sinir krizi geçirmiş. Şimdi ise bunları hissediyordu.

Toparlanıp, “Belki de gerçekten delirdim!” dedi içinden ve konuyu değiştirme ihtiyacı duydu.

“Benim düzenli yaşayacak bir yere ve yaşamımı devam ettirecek bir işe ihtiyacım var. Bir diplomam var biliyorsunuz. Yani bir mesleğim, yabancı dilim ve çeşitli sertifikalarım var. Hiç iş tecrübem yok ama azimliyimdir. İş bulmanın kolay olmadığını biliyorum. Ne yazık ki bana kendimi idare edecek kadar maddi destek sağlamadılar. Misafirhane sadece bir aylık ayarlandı ve harçlığım sadece karnımı doyurmama yetebilir.”

“Buradaki misafir odasını senin için ayarladık. Eğer bizden rahatsız olmazsan dilediğin kadar kalabilirsin!”

“Yani ben hiç gözükmem gözünüze isterseniz!” dedi Barış mahcup bir şekilde. Büyükbabasının rahatsız olmakla onu kastettiğini düşünmüştü.

“Ah hayır lütfen! Burası sizin eviniz! Ben bir kulubede bile kalırım gerekirse ya da size borçlanırım bir kiraya çıkarım öderim işe girer girmez!”

“Bence burada olman hepimize iyi gelir!” dedi Narin’de söze karışarak. Nazlı onun evin bir ferdi olduğunu farkedememişti o ana kadar. Kadıncağız sessizce işini yapıyordu. O mutfağa geçince “O kızınız mı? Ayıp mı ettim?” dedi fısıltıyla Tuncay beye.

“Bizimle çalışıyor, kızımız gibi. Alınmaz öyle her şeye rahat ol!” dedi Tuncay bey, “Bak Narin bile istiyor seni. O herkese güvenmez. Benden duymuş olma misafiri de pek sevmez!” dedi gülerek Tuncay bey.

Elinde yeni kızarttığı ekmeklerle mutfaktan gelen Narin “Sizi duydum!” dedi gülerek ve ekmekleri bırakıp ayrıldı yanlarından.

Masadaki hava iyice yumuşamıştı Tuncay bey her ikisi içinde yapmayı düşündüğü şeyleri anlattı. Barış ve Nazlı’da kendi fikir ve isteklerini söylediler. İkisinin birden istediği ortak şeyler olduğu da çıktı ortaya. Nazlı bir yere çıkacak maddi gücü bulana kadar kalacaktı Tuncay beyin evinde. Barış’ın dil sertifikası alması gerekiyordu ama sıkıntıları vardı. Bu ameliyat sürecide araya girince geliştirme imkanı bulamamıştı. Nazlı ona biraz destek olacaktı bu konuda. Barışta onu arabayla gideceği yerlere götürecekti. Çünkü Nazlı’nın okula gidip bazı belgelerini tamamlaması gerekiyordu.

En çok merak ettiği şey de ailesinin onu nüfuslarından çıkarıp çıkarmayacağıydı. Bunu yapsalar bile nasıl haberi olacağını bilmiyordu zaten.

“Bunu yapmak için dava açmak zorundalar. Dava açarlarsa eğer bu bilgi zaten bir şekilde sana ulaşır”

“Peki ama o zaman benim soyadım ne olacak?” dedi Nazlı endişeyle.

“Güliz’in soyadını alırsın muhtemelen ve onun mirasçısı da sen olursun. Bunları düşünmenin sırası değil şimdi. Mevcut şartları düzeltelm diğerleri başımıza gelirse düşünürüz!” dedi Tuncay bey ona güven vermeye çalışarak

Gerçekten tuhaf bir durumdu kızın aklına takılan konu. Daha önce de böyle bir şey duymamıştı Tuncay bey. Kendi avukatına da ayrıca sorup, akıl almak için kafasına not düştü.

“En kötü ihtimal ben evlat edinirim” diyordu içinden, “Torunumla aralarında bir şeyler olursa bu da hiç sorun olmaz. Her türlü benim mirasçım olurlar.”

Nazlı misafirhaneye dönüp eşyalarını aldı ve oraya bir bilgi bırakmadığı gittiği yere dair. Olur da biri onu  aramaya kalkarsa bulsun istemiyordu artık. Tuncay bey de biri onu ararsa geçmişinden nerede olduğunu bilmediğini söyleyeceğine söz verdi. Şimdi kimse ile konuşacak, yüzleşecek durumda değildi zaten. Onu arayan çıkacağını ummuyordu tabi bir taraftan ama belli ki aklı bir yandan böyle bir beklenti yaratıyordu.

Aradan altı ay geçtiğinden Tuncay beyin evindeki yaşam hepsi için çok mutlu ve eğlenceli olmuştu. Mete bey, Tuncay beyi aramış ve Safiye’nin kaprisleri yüzünden Nazlı’yı nüfuslarından çıkaracaklarını açıklamıştı. Nazlı yetişkin olduğu için bunu kabul etmeme hakkı olduğunu düşünüyordu Tuncay bey ama kızı üzmemek için bu ihtimali gündeme getirmedi. Güliz’in soyadını da alamadı çünkü onun kızı olduğuna dair ortada bir kanıt yoktu. Güliz kızı yasa dışı yöntemlerle Nazmiye’ye vermişti.

Avukat ona istediği bir soyadı alma hakkı olduğunu söyledi. Gerçekten çok  özel ve farklı bir durumdu. Örneğine hukuksal olarak rastlamadıkları için böyle bir çözüm uygulama hakları vardı.

Nazlı’da soyadının Tuncay olmasını istediğini söyledi “Nazlı Tuncay!” bu isimde olmaktan gurur duyacağım dedi gözleri dolarak.

Tuncay beyin de doldu gözleri, “Allah bir evladımı aldı benden başka bir kız evlat kazandırdı!” dedi ona sarılıp.

Böylece Nazlı’nın yeni bir yuvası, yeni bir soyadı, yeni bir de işi oldu bir yıl içinde. Aslında ayrı bir eve çıkmak için her şeyi tamamlamıştı ki Barış’ın ona yaptığı evlenme teklifini kabul edince taşınmaktan vazgeçildi. Nikah kaydında Nazlı’nın iki soyadı birden yazıldı. Yani hem Tuncay olan hem de Barış’ın soyadı.

Tuncay bey torunun torununu kendi evinde gördü. Narin hanım bebeğin bakıcılığını da üstlendi. İkinci torun yola çıktığında Tuncay bey hayata gözlerini yumdu. Bebeğin erkek olduğunu öğrenince ona da Tuncay adını verdiler.

Safiye öz ve yeni ailesinin mahvolmasına neden oldu. Mete bey sonunda dayanamayıp evi terketti. Safiye babasının parası ile kendine ayrı bir ev açtı. Annesi ile de görüşmeyi kesti.

Nazmiye’nin başına ne geldiğini kimse öğrenemedi. Hayatını bir yalan uğruna başkasının arsız kızına bakarak geçirdiğini öğrendikten sonra ortadan kaybolup gitti.

Tüm bu hikayeden geriye mutlu iki insan kaldı.

Barış ve Nazlı. Onlar da bunu çoktan hakketmişlerdi zaten

SON

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s