Arapsaçı – Bölüm 13

Nazlı son yarım saattir kesintisiz ağladığı için Tuncay bey ne yapacağını şaşırmıştı. Bir yandan Barış’a söylenirken, diğer yandan zavallı kızı teskin etmeye uğraşıyordu.

“Benim hatam oldu hepsi, sizi bir araya getirmeden ikinizin de neler yaşadığından bahsetmem gerekirdi. Nazlı kızım ne olur ağlama artık. Barış kötü bir çocuk değildir. O da bu kalp sorunu yüzünden çok zor günler geçirdi ameliyat sonrası ve öncesinde. İki kez ölümün eşiğine kadar geldi!”

Nazlı ona söylenilenleri duyuyordu ama günlerdir yaşadıklarının sonucuydu bu patlama. Artık duyguları, düşünceleri her şey kontrolden çıkmıştı. Susmak istese bile yapamıyordu. Hıçkırıyor, ağlıyor ve kendini bayılacak gibi hissediyordu..

Barış, büyükbabasının ona Nazlı’nın Güliz’in öz kızı olmasını söylemesi ile sarsılmıştı. Onun hayatını kurtaran kadının kızına teşekkür edeceği yerde, bir ağlama krizine sokmuştu az önce ve kendini berbat hissediyordu.

“Büyükbaba bana onun kim olduğunu söylemen gerekiyordu!” dedi hayretle.

“İyi ama ben ne bileyim sizin böyle bir noktaya geleceğinizi, ikinize de hoş bir sürpriz olsun istemiştim sadece. Ah aptal kafam! Böyle travmalar yaşamış iki insana sürpriz yapmakta nereden aklıma geldiyse artık! Nazlı kızım bir doktora mı gidelim? Ne olursun sakinleş artık!”

Aradan bir yarım saat daha geçtikten sonra Nazlı ağlamaktan baygın düştüğü için olduğu yere yığıldı. Masada onlar için hazırlanan yemekler öylece kalakalmıştı. Barış onu hayata döndüren kadına ihanet ettiğini düşündüğü için göğsünün orta yerinde bir ağrı hissediyordu. Sanki Güliz ona kızını bu kadar üzdüğü için ceza veriyor  gibiydi. Büyükbabası Nazlı’nın derdine düştüğü için ona bir şey söylemek istemedi. Nazlı uyuduktan sonra büyükbabasından özür dileyerek odasına gitti ve oda kendini sakinleştirmeye uğraştı uzunca bir süre.

Narin hanım yemeğe gelecek  misafir için bütün gün hazırlandıktan sonra olanları anlayamamıştı bir türlü. Masayı topalsa mı bıraksa mı ona da karar veremiyordu. Sonunda Nazlı uyuyunca iyice yorgun düşen Tuncay bey, odasına giden torununa bir tabak götürmesini istedi Narin hanımdan.  O da geldiğinden beri açtı ve sağlığına dikkat etmesi gerekiyordu hâlâ. Sonra kendisi de masaya oturup soğumuş yemeklerden ağzına attı bir kaç lokma. Gerildiği zaman mide asidi yükseliyor ve korkunç bir bulantı başlıyordu. Yine öyle olduğu için midesini daha fazla  başıboş bırakmak istemedi.  Nazlıyı kanapeye yatırmış ve üzerini de ince bir  battaniye ile örtmüştü bir yandan soğumuş yemeğini tırtıklarken bir yandan da üzgün gözlerle onu izledi.

Nazlı’nın ne  yaşadığını kimsenin anlaması mümkün değildi. Hayatı harika bir şekilde ve mutlu akıp giderken sahip olduğu her şey elinden alımış ve tüm hayatının bir yalan olduğu söylenerek sokağa atılmıştı. Tek başına ayakları üzerinde duramayacak bir yaşta değildi elbette ama ani gelen bu şok, duygusal travma onu mahvetmişti. Üstelik Tuncay bey ile karşılaşana kadar da yanında hiç kimse olmamış, tek başına olayların içinde oradan oraya sürüklenip durmuştu. Hayatı boyu kolay kolay atlatamayacağı olaylardı bunlar.

Öte yandan Barış’ta en mutlu olup, gezip tozacağı yaşları kalp sorunları ile geçirmişti. Annesini kaybetmiş, babası da onu terketmişti. Daha henüz yetişkin olduğunda kalbindeki sorun yüzünden ölümle yüzleşmiş ve bununla neredeyse dört yıl yaşamak zorunda kalmıştı. Her an öleceğinden korkarak yaşamak korkunç bir duygu olmalıydı. Ardından Güliz’in ona verdiği kalple yaşamayı öğrenmesi gerekmişti. Nakilin ardından yaşaycağı zaten garanti bile değildi. Ameliyat sancıları ve her an ölmeyi beklemek iyice zor olmuştu. Tuncay bey onu rahataması ve bu süreci daha iyi atlatcağına inandığı için yollamıştı o şifa oteline.

Kader nasıl bir oyun içindeyse orada kalbini aldığı kadının kızına rastlamıştı Barış ve Nazlı gerçek annesine duyduğu öfkeyi hiç bir şey bilmeden Barış’a yansıtıvermişti belki de. Belki de hissetmişti bir şeyleri. Çok garip bir tesadüftü bu gerçekten. Barış’a çarptığı o tatilin ardından annesinin geçmişte yaptığı her şey pat diye hayatına dalıvermişti hemen. Yani Güliz önce kalbiyle onun karşısına çıkmış, sonra bütün hikayeyle kızını geri almaya mı çalışmıştı öte yandan.

Bu iki gencin yaşadığı şeyleri hayatı boyu yaşamamıştı Tuncay bey ama her ikisinin de halini gördükçe kalbinin ve ruhunun yorulup, tükendiğini görüyordu. Güliz gerçekten de çok büyük bir hataya neden olmuştu. Cahillikten, çaresizlikten belki ama bu çocuk nasıl kendine gelecekti şimdi. Nasıl hiç bir şey olmamış gibi devam edecekti yaşantısına.

Barış yukarıda içindeki kalbe günah çıkarıyordu muhtemelen. Torununu tanırdı, bu akşam yaşanılanlar ona çok acı vermiş olmalıydı.

“Peki beni kim toplayacak?” dedi Barış’ın odasından dönen Narin’e. Kadın anlamaz gözlerle baktı ona, “Haydi topla masayı artık, umduğumuz gibi bir akşam olmadı!” diyerek kalktı  o da masadan ve geçip Nazlı’nın uyuduğu kanepenin karşısına oturdu.

Narin hanım bir şey söylemeden sessizce topladı masayı ;

“Küçük hanım burada mı kalacak Tuncay bey, misafir odasını hazırlayayım mı?” diye sordu yaşlı adamın kahvesini verirken sonra.

“Evet Narin, sana zahmet onu da ayarlarsan, uyanırsa doğrudan oraya alırız kızı. Barış ne yapıyor, iyi mi?”

“Az önce ilaçlarını götürdüm. Odasında karanlıkta oturuyor ve dışarıyı seyrediyor Tuncay bey.”

“Tamam, sen odayı ayarladıktan sonra gel, uyanma ihtimaline karşı gelip Nazlı’nın yanında dur biraz o zaman. Ben de çıkıp onunla konuşayım biraz.”

Narin hanım başıyla onaylayıp gitti misafir odasını hazırlamaya. Yıllardır Tuncay beyin evinde çalışırdı. Rahmetli babası da bu evin bahçevanlığını yapmıştı zamanında. Narin evlenip de kocasının maddi durumu bozulunca Tuncay bey ona bu işi teklif etmiş, o zamandan beri de kızı gibi koruyup  kollamıştı onu. Narin’de Barış’ın büyümesi sırasında çok destek olmuştu Tuncay beye, Onunda bir tane oğlu vardı. İkisi oynasın diye çoğu zaman oğluyla gelirdi bu eve. Zavallı Barış, Kerem gibi çok hoplayıp zıplayamaz çabucak yorulurdu. Nereden peydaholmuşsa o körpe bedenini bulmuştu bu hastalık. Ona bir kalp bulunacağını öğrendiği zaman en çok Narin hanım sevinmişti.  Kerem’den ayırt etmiyordu bu güzel çocuğu. Az önce bu evde yaşanılanların ne olduğunu tam anlayamamış olsa da hepsini bu kadar üzmüş olmasına içerlemişti sahiden. Şu kanepede yatan gencecik kız mı neden olmuştu tüm bunlara anlayamamıştı ama kızın da durumunun pek iyi olduğu söyenemezdi.

Tuncay beyin söylediği gibi odayı hazırladıktan sonra onun yanına döndü. Kahvesini bitiren Tuncay bey bir şey söylemeden kalktı ve torunun odasına çıktı ağır ağır.

Kapıyı tıklattı ama Barış içeriden ses vermedi. Bir kez daha tıklattıktan sonra kapıyı açıp içeri girdi. Narin hanımın söylediği gibi odanın ışıkları kapalıydı ve çocukluğunda hep yaptığı gibi camın önünden gökyüzüne bakıyordu. Kendi içine dönmek istediği zaman hep böyle yapardı. Tuncay bey de ışıkları yakmadan gidip torunun yatağına oturdu.

“Konuşmak ister misin?” dedi yumuşak bir sesle.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s