Arapsaçı – Bölüm 12

Giyinmiş misafirhane odasının aynasında kendine bakarak düşünürken çaldı telefonu. Tanımadığı bir numara aradığı için açmak istemedi. Hayatında başka yenilik veya sürprizlere ayıracak yeri kalmamıştı artık. Annesi veya babası arayıp mesaj atarlar mı diye arada bir elinde olmadan bakıyordu telefonuna. Aramayacaklarını biliyordu ama insanoğlu garip bir varlıktı, arasalar da koşa koşa onlar gidecek de değildi. Ancak bu kadar kolay vazgeçilmiş olmayı bir türlü hazmedemiyordu işte. İnsan doğumundan üniversite bitene kadar bakıp büyüttüğü evladını nasıl bir anda sokağa atabilirdi? Nasıl bu kadar duygusuz ve vicdansız olabilirdi?

“İyi ki sizinle kan bağım yok!” dedi aynadaki görüntüsüne. Telefon bu arada susmuştu. Odanın camından Tuncay beyin geldiği gözüküyor mu diye pencereye doğru giderken yeniden çalmaya başladı. Hızla döndü ve baktı. Yine aynı numara arıyordu.

“Ne kadar da ısrarlı biriymiş bu böyle!” diyerek telefonu eline alıp meşgule attı ki ardından yeniden aynı numara arayınca öfkeyle açtı “Tanımadığım bir numarayı açmıyor olmamın neresini anlamıyorsunuz acaba?” dedi gergin bir sesle. Zaten yaşadıkları yüzünden canı burnuna gelmişti, bir de tanımadığı insanların lüzumsuz tacizine maruz kalmaya hiç niyeti yoktu. Hatta tanıdıklarına bile yoktu.

“Beni sizi almam için Tuncay bey yolladı, haber vermek için misafrihanenin önünde ateş mi yakmalıyım acaba?” dedi karşıdaki seste gergin bir şekilde.

Onu almaya Tuncay beyin geleceğini düşünen Nazlı toparlandı birden “Ah pardon, ben sandım ki! Hemen iniyorum!” diyerek kapadı sonra cevap beklemeden.

“Ah Nazlı! Aklını başına toplaman gerek, ilk düzeltmen gerek ruh halin!” dedi kendi kendine yeniden hızla misafirhanenin önüne çıkarken.

Yolun kenarına geldiğinde üç araba beklediği için hangisinin onu almaya gelen kişi olduğunu anlamadı. İçindekilere bakındı ama ikisi ona hiç bakmıyor, biri de telefonuyla oynuyordu. Üçü de dörtlülerini yakmış birini bekliyor gibiydiler. Çantasından telefonunu çıkarıp onu ısrarla arayan numarayı çevirdi. En  arkada parketmiş ve ona giç bakmayan adamlardan biri açtı telefonu. Bir şey söylemeden arabaya doğru yürüdü ve arka kapıyı açarak bindi arabaya.

Şoför başını çevirip ona baktı. Çalan telefonu hâlâ kulağında duruyordu.

“A sizi ben aradım şoför bey kusura bakmayın! Arabanın hangisi olduğunu anlamak için çaldırmıştım. Az önceki yüksek sesle konuşmam için de tekrar özür dilerim.” dedi hızlıca.

“Ben sizi bir yerde tanıyor muyum?” dedi şoför gözlerini kısarak bakıyordu ona, yüzündeki alaycı ifade ondan hiç hoşlanmadığını belli ediyordu zaten.

“Bilmem!” dedi Nazlı düşünceli bir sesle. Zaten yeterince kafası karışıktı.

Adam önüne döndü bir şey demeden ama dikiz aynasıdan onu süzmeye devam ederek arabayı çalıştırdı. Yol boyunca Nazlı adamdan önceliklli olarak isteyeceklerin hesabına düştüğü için ilgilenmedi şoförle.

Büyük beyaz evin hantal demir bahçe kapıları  arabanın kapıda durması ile ağır ağır açıldı. Daha  sonra şoför arabayı evin hemen girişinin önüne park ederek indi arabadan. Nazlı’da indi.

“Tuncay bey burada mı yaşıyor?” diye sordu.

Adam cevap vermeden başını salladı ve kapıya doğru yürüyüp zile bastı.  Kapıyı Tuncay bey açtı bekletmeden;

“Barış canım oğlum demek kalbinin sahibi ile tanıştın!” dedi gülerek. Dalgınlıktan bu benzetmeyi anlayamayan Nazlı önce lafa tepki gösterecekti ki Barış’ın Tuncay beyin torunun adı olduğunu hatırladı ve tabi öz annesi Güliz’in kalbini taşıdığınıda.

O bunları hatırlayıp kafasını toparlayıp, onun şoför olmadığını anlayana kadar Barış

“Ya ne demezsin!” diyerek içeri girdi Nazlı’ya dönüp bakmadan.

“Hayırdır ? Arabada atıştınız mı yoksa?” dedi Tuncay bey endişeli bir şekilde Nazlı’ya bakarak.

“Ben onu sizin şoförünüz sandım ve biraz ters davrandım sanırım. Yani şoför olduğu için değil yanlış anlamayın! Karışıklık oldu biraz!” dedi Nazlı utançla

Tuncay bey ne olduğunu anlamamıştı ama “Neyse zor zamanlar yaşıyordun haydi içeri gel, hallederiz!” dedi yeniden gülümseyerek, “Barış’ta bu hastalık yüzünden zor günler geçirdi. Zorluklar ikinizin de sabrınızı tüketmiş olmalı!”

“Belki de!” dedi Nazlı yine düşünceli düşünceli.

Tuncay beyin evinde çalışan Narin hanım sofrayı çoktan hazırlamıştı. Barış’ta onları beklemeden masaya yerleşmişti bile.

Tuncay bey ona bakıp gülümsedi içeri geçerlerken, “Çocukluğundan beri böyledir Barış, açlığa asla dayanamaz gergin olur. Öyle değil mi?” dedi torununa bakarak. Kaş gözle de kibar olmasını anlatmaya çalışıyordu.

Dedesinin her hareketini ezbere bilen Barış mesajı aldı ve onu üzmemek için.

“Evet, evet çok acıktım!” dedi nazik olmaya çalışarak, “Şoförle aynı masada yemek küçğk hanımı rahatsız etmezse tabi!” dedi bu sefer arkasından.

“Bakın ben çok özür dilerim. İyi bir başlangıç olmadı biliyorum!” dedi Nazlı. Öz annesinin kalbinin bu adamın içinde olduğunu düşünmekte iyice kafasını karıştırmış tuhaf hissetmesine neden olmuştu. Acaba öz annesi de böyle aksi biri miydi? Kalp operasyonu geçiren insanların huy değiştirdiklerine dair bir yazı okumuştu. Belkide Barış Güliz’in kalbini aldıktan sonra ona benzemişti kim bilir? Gerçi Güliz’i de hiç tanımıyordu ama bunun gibi kendini beğenmiş ve bencil olduğundan hiç şüphesi yoktu.

Nazlı’nın oturmak için çektiği sandalyenin önünde öylece durup boş boş baktığını farkeden Tuncay bey “Nazlıcığım oturalım istersen, bu kötü başlagıcı iyiye çevirmek bizim elimizde” dedi. Torunun da neden böyle yaptığını bir türlü anlayamıyordu. Barış normalde böyle kaba bir çocuk asla değildi. Hele böyle güzel bir genç kıza karşı.

Nazlı sandalyeye yerleşirken “Sizi nereden tanıdığımı hatırladım!” dedi Barış aniden.

“Ah siz tanıştınız mı daha önce?” dedi Tuncay bey de merakla. Gençleri buradan kaynaştırmayı umuyordu kendince.

“Hani sana ameliyattan sonra gittiğimiz otelde tam göğsüme çarpıp sonra da bana bir sürü laf saydıran kaba bir kızdan bahsetmiştim ya büyükbaba!” dedi Barış kızgın bir sesle.

Kendini ve özellikle göğüs bölgesini koruması gerekirken sırf dikkatsizliği yüzünden gelip ameliyat bölgesine hızla çarpıp, sonra da sanki kendi haklıymış gibi söylenip duran o kızı günlerce anlatmıştı daha önce büyük babasına. Hem canı çok yanmış hem de zaten başkasının kalbinin vücudunda uyum sağlayamayacağından ve öleceğinden korktuğu için iyice gerilmişti.

Tuncay bey durumu anlayınca, bu olayı onları kaynaştırmak için kullanamayacağını hemen anladı. .

“Ah o siz miydiniz?” dedi Nazlı şaşkınlıkla, “Evet ama siz de bana o kadar kötü davrandınız ki!” dedi önce hırsla sonra ameliyatı hatırlayıp, “Yani ben sizin ameliyatlı olduğunuzu nereden bileyim hem?” dedi daha sakin bir sesle.

“Birilerine kibar davranmak için illa kim olduğunu ya da başına ne geldiğini mi bilmeniz gerek sizin? Az önce beni şoför sandığınızı söylediniz büyükbabama kabalığınızı açıklarken. Şimdi de ameliyatlı olduğumu bilmediğinizi söylüyorsunuz yine bir başka kabalığınızı açıklarken!”

Tuncay bey tartışma büyümesin diye Nazlı yanıt vermeden araya girecekti ki, Nazlı bağırarak ağlamaya başladı bir anda. Göz yaşları sicim gibi iniyordu yanaklarından.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s