Arapsaçı – Bölüm 10

“Güliz hanımın durumu yaşadığı şok yüzünden birden bire kötülemişti. Yanında kimde olmadığı için polisin aramasına rağmen telefonu açılmadı. Polis Güliz hanıma erişemeyince bu defa dedektifi aramıştı. O da müşterisinin bilgisi olmadan bir şey anlatmak istemiyordu ama tıpkı polisler gibi ona ulaşamıyordu bir türlü.” diye devam etti Tuncay bey anlatmaya.

“İşte ben de torunumu kalbindeki sorun yüzünden hastaneye getirip, götürüyordum o zaman. Doktor artık bir kalp bulamazsak torunumun fazla yaşamayacağını söylüyordu. Moralim o kadar bozuktu ki, odasının önünden geçtiğim ve ağladığını gördüğüm halde Güliz hanım bile dikkatimi çekememişti. Kızımı zaten kaybetmiştim, torunum henüz çok gençti. Babası ortalarda değildi. Onu ben büyütmüştüm ve bu yaşımda böyle bir çaresizliğin içinde olduğuma inanamıyordum. Doktora benim kalbimi vermek istediğimi söylediğimde bana sadece güldü.

“Yeni ölmüş birinin organını alabiliriz sadece. Siz kendinizi öldürseniz bile sizin kalbiniz Barış’ın kalbinden çok daha yorgun şimdi. Denemenizi tavsiy etmem o yüzden” dedi.

“Şaka yapıyordu elbette ama benim uyar dese gerçekten canıma kıyabileceğimi bilmiyordu. Hastaneden çıkmış cadde boyunca yürüyordum. Yanımdan torunumun yaşıtları geçtikçe, onlardan birini öldürüp  kalbini torunum için sökebileceğim gibi sağlıksız ve hasta düşünceler dönüyordu beynimde. Bu tür bir çaresizliğin insana neler yaptırabileceğini o zaman anladım. Yapmadım elbette ama aklıma gelmiş olması bile korkunçtu bana göre.”

“Bana göre de!” dedi Nazlı gergin bir şekilde. Bu hikayenin içine düşmüş kimsenin akıl sağlığının yerinde olmadığını düşünüyordu. Bunca deli bir araya gelmiş şimdi de onu kendilerine benzetmeye çalışıyorlardı muhtemelen.

Tuncay bey aldırmadan devam etti anlatmaya Nazlı’nın gergin sabırsızlığını hissettiği için oyalanmak istemiyordu o da daha fazla.

“Eve gidip bunu Barış’a nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. O gencecik, gözleri gülen yüze bakıp acilen bir kalp bulmamız gerektiğini nasıl diyebilirdim ki? Hastane zaten onun için uygun bir kalp arayışına girmişti çoktan. Doku tutması da gerekiyordu sanırım. Yani bildiğim kadarıyla öyle bulunan her kalp olacak diye de bir şey yoktu emin değilim bunlardan. Kendimi kaybetmiştim gerçekten.

Her neyse ona bir şey söyleyemedim. Ölecekse de bunu bilmesine gerek yoktu. O genç bir adamdı hayatı heyecanıyla yaşamak istiyordu sonuna kadar da öyle yaşaması için şans vermeliydim bende.

Bir kaç gün sonra Barış’ın doktoru Ertuğrul bey telefon etti. Durumu iyice kritikleşen bir hastanın organlarını bağışladığını ve Barış için uygun bir kalp olacağını söyledi. Hastanın durumu sadece kritikti, düzeledebilirdi. Bu nedenle fazla umut bağlamamam konunsunda da beni uyardı. Hastaya Barış’dan söz edilmişti. Genç bir yüreğe can vereceği için çok sevinmişti ama bizimle konuşmak istiyordu.”

“Güliz miydi o?”

“Evet!” dedi Tuncay bey “Ta kendisiydi. Barış’ı götürmedim onunla konuşmaya kesinleşmeden haberi olsun istemiyordum. Sabah erkenden gitmiştim yanına Ertuğrul bey bizi tanıştırdı ve sonra odadan çıkıp gitti. Neredeyse bütün gün birbirimize hikayelerimizi anlattık. Kızını bulamadan öleceği için çok üzgündü ama onu bulsa bile kızının artık onu istemeyeceğini biliyordu.
‘Haklı da!’ diyordu kendi kendine, ‘Ben zaten çok hastayım onun adresini bulmam sorun değil ama onun beni reddedişine dayanamam. En iyisi burada bırakmak!’ dedi en son göz yaşları içinde. ‘Kızıma veremediğim hayatı sizin torununuza vermek istiyorum. Umarım hep mutlu olur!'”

“O öldü mü?” dedi Nazlı bu kez. Gerçekten merak etmişti gerçek annesinin yaşayıp yaşamadığını. Aslında haklıydı dinlediği bunca şeyden sonra onu görmeyi gerçekten istemezdi.

Tuncay bey soruyu duymamış gibi anlatmaya devam etti.

“Bir kadının ölmesini dileyecek haldeydim torunum için. Oysa o onun hayatını kurtarcaktı. Sonradan bunun için de çok vicdan azabı çekeceğimi biliyorudum. O yüzden ona  benim onun için ne yapabileceğimi sordum. O bana bir hayat bağışlayacaktı ve benim ona olan borcum gerçekten çok büyük olacaktı.

‘Kızımı bul!’ dedi bana, “Onu koru!’

Kızının zaten iyi bir ailede mutlu olduğunu söyledim. Şimdi benim ortaya çıkmam ona gerçekleri anlatmamı gerektirecekti ve bu kızın hayatını mahvetmekten başka bir şey olmazdı!”

“Nihayet biri düşünebilmiş demek benimde bir hayatım olduğunu!” diyerek ayağa kalktı Nazlı ve bir iler, bir geri yürümeye başladı.

“‘Nazmiye artık gerçeği biliyor!’ dedi ağlayarak, ‘O kızın kendi kızı olmadığını biliyor ve  çok kızgındı en son ben kendimden geçtiğimde bağırıyordu. Onun ne yapacağını bilmiyorum. Belki de gidip kızıma ve ailesine her şeyi anlatacak ve onun hayatını zaten mahvedecek. O zaman onun yanında kimse olmayacak! Ne olduğunu bile anlamayacak!'”

“Tam isabet!” dedi Nazlı öfkeyle bu sefer, “Peki sonra ne oldu Nazmiye mi geldi aileme!”

“Evet. Dedektif olanları polise anlatmak zorunda kalmıştı. Sonunda Güliz’e de ulaştılar zaten. Nazmiye’de bu arada sahiden boş durmamış Mete beyin adresini bulmuştu. Onun hamile bırakıp kaçan o adamdan yıllar sonra intikam alma fırsatı geçmişti elinde. Bunca zamandır seni gerçek kızı sandığı için semtine bile uğramamıştı onların. Ancak şimdi onun bir çocuğu bile olmadığı gibi yıllardır o adamın gözü doymaz kızına hayatını adadığı için intikamını böyle alacaktı!

Ben Güliz’in söylediklerinden sonra dedektif ile konuşup senin yaşadığın yeri öğrenmiştim. Ben Barış ile ilgilendiğim için dedektife bu defa benim için çalışmasını ve olan biteni bana haber vermesini söyledim. Güliz tüm bunların sonucunu göremeden öldü ne yazık ki! Tam istediği gibi kızının kendisine karşı duyduğı nefreti görmedi!” diyerek susup Nazlı’ya baktı Tuncay bey. Nazlı öz annesinin öldüğünü duyunca önce bir durmuş sonra dolanmaya devam etmişti.

“Elbette ondan nefret ediyorum beni vermemiş olsaydı bunların hiç biri olmaycaktı!”

“Seni vermemiş olsaydı, o zaman da kimsesizler yurduna gidecektin. Kader seni oradan oraya sürüklemiş olsa da hiç değilse iyi bir ailede her şeye sahip olarak büyüdün Kimsesizler yurdunda büyümeyi mi tercih ederdin?” dedi Tuncay bey sesini biraz yükselterek.

“Benim hayatımı yargılamak, sorgulamak size düşmez!” dedi Nazlı, “Hikayeniz bittiğine göre artık gidebilirsiniz buradan! Güliz de öldüğüne göre bu hikaye beni hiç bir yere götürmüyor artık!”

“Hayır gidemem çünkü Güliz’e bir söz verdim!” dedi Tuncay bey de ayağa kalkarak.

“Ne sözü ? Ayrıca bu beni neden ilgilendirsin?”

“Annen öldü Nazlı, hayatı boyu sana ulaşmaya çalıştı. Bir gençlik hatası yaptı evet ama telafi etmek için ağır bedeller ödedi. En son kalbini torunuma vererekte bence cennette yerini bulmuştur. Sen de onu affetmelisin!”

“Torununuzun kurtulmasına sevindim ama lütfen artık gidin!” dedi Nazlı gözyaşları akmaya başlamıştı yine.

Tuncay bey onun yanına yaklaştı ve kızı çekip sarıldı bir baba gibi.

“Gidemem, annenin kalbini ödünç aldık ve karşılığında onun kalbini mutlu edecek şeyleri yapmaya,  yani sana sahip çıkmaya söz verdim ben. O yüzden seni burada bırakamam. Benimle gelmeni istiyorum!”

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s