Arapsaçı – Bölüm 7

Kahvaltıya son anda yetişip karnını doyurduktan sonra artık Tuncay denilen şu adamı araması gerektiğini biliyordu. Aslında dün misafirhaneye geldikten hemen sonra da yapabilirdi. Hikayenin tamamını bir günde öğrenip şimdi hepsinin travmasını bir arada yaşıyor olabilirdi elbette. Duyduklarının yarattığı etkinin ardından yapamamıştı aslında. Şimdi de yapmak istediğinden emin değildi. Bu hikayenin içinde ne kadar ilerlerse o kadar geri dönülmez olacağını hissediyordu çünkü.

“Bu noktadan sonra geri dönme şansım var mı sanki, ailem beni istemiyor bile! Onların kendi kızları var artık!” dedi  alaycı bir gülümseme elindeki telefona bakarak. Oyalanmanın bir anlamı yoktu. Bir an önce hikayenin geri kalanını  öğrenip hayatına bakmalıydı. Şimdilik olmayan ama sıfırdan başlayacak olan yeni hayatına.

Dün Nazmiye hanımdan aldığı kağıdı telefon kılıfının içine saklamıştı. Kılıfı söküp kağıdı çıkardı. Kağıtta sadece Tuncay bey ve bilgileri yazıyordu. Adamın bir soyadı bile yoktu. Kim bilir kim çıkacaktı bu da? Bir akrabası mıydı acaba ya da babası? Güldü yine alaycı bir şekilde. Şu an tüm dünya ile akraba olma şansı vardı. Gerçeği öğrenene kadar karşısına çıkan herkes annesi ya da babası olabilirdi.

“Ne hayat ama?” dedi yeniden. Acıların yerini acımasız bir alay etme dürtüsü almıştı şimdi. Masadan kalkarak misafirhanenin dışına çıktı. Bunu neden yaptığını bilmiyordu ama bu adamla kimse duymadan konuşması gerekiyor gibi davranmıştı niyeyse.

“Alo?” dedi Tuncay beyin sesi karşıdan. Genç bir ses değildi gelen ama yaşını kestiremedi. Babası yaşında olması mümkün müydü?

“Alo?” dedi yine adam karşıdan cevap gelmeyince.

“Merhaba adın Nazlı!” dedi tereddütlü bir sesle, “Telefonunuzu Nazmiye hanımdan aldım!”

“Aramanı bekliyordum!” dedi adam kendinden emin bir sesle, “Nerede olduğunu söylersen gelip seni alabilirim veya orada konuşabiliriz nasıl istersen?”

“Sanırım buraya gelmeniz benim için daha uygun olur” dedi yine tereddütle. Tanımadığı bu adamla, bilmediği yerlere gitmektense burada herkesin gözü önünde olmak daha güvenli gelmişti nedense.

Bu adamın hikayenin devamını anlatacağını söylemişlerdi ona ama nedense içine bir tereddüt düşmüştü aniden. Onun kim olduğunu, hikayesi ile ne ilgisi olduğunu söylememişlerdi. Nazmiye hanım da, babasıda kendi dertlerine düşmüşlerdi. Onun güvenliğini veya bu adamın doğruluğunu kontrol edecek ruh halinde değildiler. Adam pekâla da onların hikayesini öğrenip bunu kötü niyeti için kullanmak isteyen biri de olabilirdi.

“Sanırım iyice paranoyak oldum!” dedi yüksek sesle ama bu korkusunu geçirmedi yine de.

Korkuyordu evet, artık yardım isteyeceği, onu kollayacak hiç kimse yoktu hayatında. O artık tek başınaydı ve bunu nedense tam da şimdi anlamıştı. Başına bir iş gelse, hastalansa, bir kaza geçirse kimse onun kim olduğunu bilmeyecekti. Evet nüfus kayıtlarına göre şimdilik bir aileye aitti ama gerçekte her şey çok farklıydı.

“Tabi ya şimdi onlar da değişecek ama neyle değişecek?” dedi kendi kendine yine. Safiye denen o kız ailesinin nüfusunda da kalmasına izin vermeyecekti herhalde. Daha ilk günden büyüdüğü evden onu attıran bu kız yasal mirasçı ortağı isteyecek değildi. İlk iş onu nüfustan sildirmek olacaktı muhtemelen.

“İyi de o zaman beni nasıl kaydedecekler nüfusa, kim olarak?”

Ailesi olmayan çocukları nasıl kaydediyorlardı acaba? Mesela kimsesizler yurdunda ailesinin kim olduğu belli olmayan çocuklar birilerince sahiplenilmezlerse nasıl kayıt oluyorlardı nüfusa, soyadları ne oluyordu. Anne, baba alanlarında ne yazıyordu kimliklerinin?

Adamın hâlâ telefonun diğer ucunda beklediğini onun sesini yeniden duyunca farketti

“Sanırım adresi söyleycek ya da konum atacaksın değil mi?”

“Evet, elbette. Mesaj atacağım size!” diyerek cevap beklemeden kapattı telefonu. Artık iyice aklının zorlandığını hissediyordu. Her geçen dakika ona bir şeyi farkettiriyor ardından zihni olur olmaz yüzlerce soru ve düşünce üretip saldırıya geçiyordu. Buna daha ne kadar dayanabileceğinden emin değildi. Uyku hapı işe yaramış hiç değilse gece boyu zihni dinlenebilmişti. Yüzündeki şişliğinde artık azaldığını hissediyordu ya da alışmıştı onları hissetmeye.

Tuncay beye misafirhanenin adını, adresini ve konumunu gönderdi. Belki bir kahve iyi gelir diye  düşünerek yeniden içeri girdi. Yemekhaneyi toplamaya başlamıştı çalışanlar ama kahe makinası henüz duruyordu. Hemen gidip kendine sade bir kahve doldurdu ve fincanıyla birlikte Tuncay beyi beklemek için lobiye geçti.

Onu nasıl tanıyacaktı acaba görünce ya da o Nazlı’yı nasıl tanıyacaktı? Safiye dün gece onun odasında mı uyumuştu acaba? Gerçi dün odasına girdiğinde bir düzen değişikliği görememişti. Muhtemelen ona ait her şeyi atıp kızları için sil baştan düzenleyeceklerdi evi. Ona da öfkeliydi belkide Nazlı. Nazmiye hanımın anlattığı bütün o olumsuz şeylerden etkilenmişti elbette Safiye hakkında ama o aslında sahip olduğunu hayatı çalan kişiydi. Garip bir şekilde o da Nazlı için aynı şeyleri düşünüyordu. Duyguları tam olarak karşılıklıydı. Nazlı’nın o güne kadar yaşattığı o karaktere devam edebilecek miydi acaba? Okul, sosyal çevre herkes Nazlı’yı tanıyordu. O ne yapacaktı şimdi? Nazlı değildi, oraya  ait olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyordu.

“Saçmalıyorum! Sanki kız benim yerime geçip rol yapacak! O kendi hayatını kuracak yeniden Nazlı! Tıpkı senin yapacağın gibi. İşin garibi o senin bıraktığın hayatın içinde kalacak ama senin hangi hayata devam edeceğin henüz belli değil.”

Nazmiye hanımın söyledikleri geldi aklına yeniden “Herkes beni sevmişmiş, sevdikleri  için şu  nüfus bilgileri bile olmayan bir hiç oldum aniden! Beni sevmiş olsalar tek başıma bırakırlar mıydı?”

Nazlı kendini düşüncelere öylesine kaptırmıştı ki Tuncay beyin misafirhane kapısından girdiğini ve lobiye gidip onu sorduğunu farketmedi bile. Hatta yaşlı adamın karşısındaki koltuğa oturup bir süre onu izlediğini bile farketmedi.

“Merhaba ben Tuncay Kutlu!” dedi adam kendini farkettirmek için

Nazlı bir suç işlerken yakalanmış gibi irkidi ismi duyunca

“Ben sizi farketmedim, beni nasıl tanıdınız?” dedi endişeli bir sesle.

Adam lobideki görevli kızı gösterdi parmağıyla gülümseyerek. Yaşı ileri, uzun boylu ve dinç bir adamdı Tuncay bey.

“Dedem mi acaba?” dedi Nazlı içinden. Ne tuhaftı bu yaşadığı şey böyle.

“Sana benden bahsedildiğine göre pek çok şeyi öğrenmiş olmalısın artık. Bana senin durumunu anlattıklarında gerçekten çok şaşırmıştım. Bir insanın kabullenmesi ve anlaması zor şeyler bunlar. O yüzden neler yaşadığını  anlayabildiğimi bilmeni isterim!”

“Sizde biliyor musunuz tüm hikayeyi?” dedi Nazlı gözlerini kısarak, neydi bu böyle kamera şakası mı? Onun hayatındaki tüm karmaşadan o hariç herkesin haberi olmuştu. Üstelik sadece bir haftalığına bir seyahate gidip gelmişti. Döndüğünde düştüğü kabusu anlamayı henüz becerememişken, çeversindekiler çoktan çözmüştü sanki her şeyi. Bir belgesel çekimi yapıyorlarmış gibi karşısına geçip ona kendi hayatı ile ilgili bildiklerini anlatıyırlardı. Bir şov progamı gibiydi sahiden. Acaba tüm bunların sonunda kamerayı gösterip gülecekler miydi hep birlikte ?

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s