Arap Saçı – Bölüm 6

Misafirhanenin önüne geldiklerinde Mete bey arabadan inmedi. Yüzünde ağlamaklı berbat bir ifade vardı.

“Sana burada veda etmek zorundayım. Umarım bundan sonraki hayatın güzel olur. Aslında Nazmiye haksız sayılmazdı. İçimizde herkesin kendi çocuğu sanıp, sevdiği ve elimizdeki imkanların seferber edilerek yetiştirilen bir tek sen varsın.”

“Hakketmediğim halde mi demek istiyorsunuz?” dedi Nazlı hıçkırarak. Bu sözü babası sandığı adamdan duymak çok ağır gelmişti birden.

Mete bey o gün ilk kez Nazlı’nın gözlerine baktı dönüp, “Hayır hakketmediğin için değil. Sen bunların hepsini sonuna kadar hakkedecek kadar iyi bir evlat oldun hepimize. Kendi kızımı gördükten sonra bunu daha iyi anladım inan bana. Şimdilik hoşçakal,  Safiye seninle kesinlikle görüşmemizi istemiyor. Ona göre sen onun hayatını çalan bir hırsızsın. Yine de başın sıkıştığında beni arayabilirsin. Her zaman.” dedikten sonra arabayı çalıştırdı ve gitti. Nazlı onun gözyaşlarını ilk kez görüyordu bunca yıldır.

Öylece kalakaldı misafirhanenin önünde bir süre. Az önce o güne değil süregelen ailesine ve hayatının arkasından bakmıştı. Başını çevirip o kapıdan girdiğinde bambaşka bir hayata devam edecekti belli ki. Tam şimdi olduğu yer ise bir hiçlikti sadece. O hiçliğin içinde oracıkta kaybolmayı isterdi. Annesiyle vedalaşamamıştı bile. Onun ne düşündüğünü hiç öğrenememişti. Sabah onları kahvaltı masasında gördüğündeki yüz ifadeleri geldi aklına. Darmadağındılar. Safiye hariç hepsi dağılmıştı. Yine Safiye hariç hepsi her zaman oturdukları sandalyelerinde eğreti duruyorlardı sanki. Safiye’nin bakışlarındaki düşmanlık ve şüpheyi şimdi anlıyordu. O eve ne zaman döndüğünü bilmiyordu kızın ama onu istemediğini söylemişti o gözler. Sadece Nazlı’yı değil, ona sahip çıkamadıkları ve fakir bir kadının elinde büyümesine izin verdikleri için öz anne, babasına da düşmandı muhtemelen. Bakışlarını arabanın arkasından sabitlediği asfalttan geri çekti.

“Önce kendi hayatımı düşünmeliyim!” diyerek döndü misafirhanenin kapısına ve içeri girip odasının anahtarını aldı.

Yoldan gelir gelmez yaşanılanlar yüzünden başı çatlayacak gibi ağrıyor, gözlerinden aşağı sürekli yaşlar iniyordu. Bir yas hissediyordu içinde. Annesi, babası, tüm ailesi ve sevdikleri az önce bir patlamada yok olmuş gibiydiler Öyle şiddetli bir patlamayadı ki bu, kendi sesini bile duyamayacak kadar sağır olmuştu sanki. Yüreği çığlık çığlığa bağırıyor ama onu duyamıyor, elini uzatıp yardım edemiyor gibiydi. Üzerindekileri çıkarıp suyun altına girdi. Suyun onu sakinleştireceğini düşünüyordu. Duşun altında yarım saat suyun sesini dinleyerek dikildi sadece. Üzerinden akıp giden damlalar birbirleriyle yarışacak duş teknesinin giderindeki girdaba dahil oluyorlardı Saçları suyun akış yönünde yüzünün iki kenarında aşağı sarktığı için göz yaşları sudan bağımsız damlayabiliyordu ayaklarının önüne. Başını kaldırdı ve saçlarını geriye atarak yüzünü tuttu suya, bu kendini daha iyi hissetmesini sağladı.

Geldiğinden beri hiç bir şey yemediğini hatırladı sonra, duşun altında o kadar uzun kalınca tansiyonu düşmüş ve başı dönmüştü. Ancak o zaman hatırlayabilmişti aç olduğunu. Bu saatte burada yiyecek bir şey bulmak mümkün mü bilmediği için giyindi yeniden. Saçlarını kuruttu ve indi aşağıya, resepsiyondaki kıza yemek saatlerini sordu. Akşam yemeğine henüz bir kaç saat vardı. Biraz yürümek iyi gelir diye düşündü ve çevrede bir şeyler yiyebileceği bir yer aramak için dışarı çıktı.

Tam karşıda sandviçi kumpir, tost ve taze sıkılmış portakal suyu satan bir kafe gördü. Aç karnına yürümemek için oraya gitti ve hızlıca bir karışık tost yedi ve yanında portakal suyunu içti. Şimdi kendini biraz daha iyi hissediyordu. Hâlâ gözlerini kapatıp uzanmak istiyordu ama odaya dönüp uzanırsa zihninin onu uyutmayacağını biliyordu. Çok gergin olup düşünmek istemediği zamanlar kendini zihnen ve bedenen yormayı tercih ederdi her zaman. Şimdi de öyle yapacaktı Yorgun düşene kadar yürüyecek sonra da gelip hemen yatacaktı.

Tam üç saat amaçsızca dolaştı sokaklarda. Düşünceler ona yetişemesin ister gibi koşar adımlarla dolaşsa bile her adımda bir başkası yetişip doluyordu zihnine. Başındaki ağrı yedikleri ile biraz daha azalmıştı ama geçmemişti. Bir eczanenin önünden geçerken bir ağrı kesici ve uyku hapı satın aldı. Daha önce hiç uyku hapı kullanmamıştı ama bu gece onlar olmadan uyuyamayacağını biliyordu. Kafası çok karışık ve çok yorgundu hikayenin devamını çok merak etse bile oraya sakin ve dinlenmiş gitmek istiyordu. Bundan sonra duyacaklarının onda nasıl bir etki yaratacağını ve hayatını ne yöne doğru sürükleyeceğini bilmiyordu.

Bu sabahtan başlayan bu acı sürprizler için daha temkinli ve yavaş olmak istiyordu şimdi. Yorgunluktan bayılacak gibi olduğunda döndü odaya. Hemen ağrı kesici ve uyku hapından birer tane içti ve kendini yatağa bıraktı. On dakikalık bir gevşeme süresinden sonra çoktan uykuya dalmıştı bile.

Ertesi gün uyandığında neredeyse öğlen olmak üzereydi. Hiç bir şey için acelesi olmadığını düşündü gözlerini açar açmaz. İnsan hayatının daha da beter olması için neden acele etsindi ki. Keşke dün sabah eve dönerken de o kadar acele etmeseydi. Belki günün yarısını daha bir ailesi olarak geçirebilirdi o zaman. Göz yaşları yanaklarından yastığa doğru aktı yeniden. Gözlerinin yerinde iki şişlik olduğunu daha aynaya bakmadan hissedebiliyordu zaten ama banyoya girdiğinde kendini tanıyamadı. İki gözü birden öyle şişmişti ki neredeyse gözleri görünmüyordu.

“Aman Tanrım!” dedi kendi kendine. Hemen musluğu açıp soğuk suyu yüzüne vurmaya başladı. Daha önce de ağladığı için gözleri şişerdi ama bu defakini bir günde indirmek pek mümkün olmayacak gibi duruyordu.

Başını kaldırıp aynada kendine baktı, yüzünden sular damlıyordu.

“Başıma gelenlere rağmen hâlâ nasıl göründüğümü dert edebildiğime göre benim için umut var demektir!” dedi kendi kendine ve gülümsedi.

Gülümseyince yüzündeki şişliği daha çok farketti. Sanki yüz kaslarına yeniler eklenmişte o hareket ettikçe sıkışıma yapıyor gibiydiler. Midesi yine acıktığının sinyallerini veriyordu.

“Üzüntü bedenimin değil yüreğimin ve ruhumun derdi olmalı!” diyerek üzerini değiştirdi yine. Çıkarıp durduğu kirliler için bir çözüm bulmalıydı burada Aslında kendine yaşayacak bir yer bulmalıydı tam olarak. Burada bir ay daha kalabilecekti ama hayatının bundan sonrasını devam ettirmek için bir iş be yaşayacak yer edinmesi gerekiyordu. Artık tek başınaydı. Sabah hazır kahvaltıya oturup, gününü planlayacak yaşamı sona ermişti. Yutkundu ama tuttu gözyaşlarını. Gözlerinin daha fazla şişmesini istemiyordu. Bu ağır yutkunma boğazının ağrımasına neden oldu ama direndi gözyaşlarına yine de.

“Tuncay bey ile konuştuktan sonra artık ne yapacağımı planlamak zorundayım.” diyerek babasının ona verdiği paraya baktı, sonra da kutudakilere. Ona verilen harçlıkları bu kutuda saklardı. Hatta annesi ve babası bu kutuyu kontrol edip parası azaldığında ekleme yaparlardı. Babası bunu bildiği için kutusunu da almasını istemişti.

“Baba mı?” dedi sonra yine yüksek sesle, “Artık Mete amca ya da Mete bey hatta hiç bir şey olması gereken baba mı?” diyerek alaycı bir şekilde güldü. Misafirhanenin kahvaltısının bitmesine on beş dakika kalmıştı. Oyalanmadan aşağı indi karnını doyurmak için.

(devam edecek)

Arap Saçı – Bölüm 6’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s