Arapsaçı – Bölüm 5

“Safiye büyüyüp bir genç kız olduğunda artık onu kontrol etmem iyice zorlaşmıştı. Zengin arkadaşları vardı. Benim sözümü dinlemiyor ve onlarla birlikte seyahatlere bile gidiyordu. Ne giderken ne de döneceği zaman haberim olmuyordu. Ben onu gerçekten elimden gelen en iyi şekilde yetiştirmeye uğraştım ama o kendi gerçek kaderine doğru gitmek için hayatı zorladı ve sanırım sonunda istediğine de ulaştı. ”

“Nasıl yani bütün gerçeği ortaya Safiye mi çıkardı diyorsun sen şimdi?” dedi Nazlı merakla

“Güliz’e hiç bir şey söylemeden o evden taşındığımdan beri onun beni bulup uzaktan izlediğini bilmiyordum elbette. Ta ki o yaşlı adam gelip beni bulana dek!”

“Hangi yaşlı adam?”

“Tuncay bey.  Safiye’nin yaptıkları, yaşadıklarım, yaptıklarımın vicdan azabı yüzünden bedenim isyan etmeye başlamış ve bir sürü hastalığım ortaya çıkmıştı. Dayımlar öldükten sonra çocukları olmadığı için onların iki evi de bana miras kaldı. Neyse ki onları terketmiş olmama rağmen miraslarının başka bir yere kalması için bir girişimde bulunmamışlardı.

Onların ölümüne elbette çok üzülmüştüm, onlara karşı da çok suçluydum. Annem ve babam öldükten sonra beni yanlarına almış kendi kızları gibi bakmışlardı ama ben babanla yaşadıklarımın ardından hiç bir şey söylemeden onları terketmiş ve bir daha da dönmemiştim. Bana bıraktıkları o iki ev kurtuluşumuz olacaktı. Onlar yine de benim hayatımı kurtarmaya devam etmişlerdi öldükten sonra bile.

Bir süre rahat yaşadık gerçekten evlerden birine taşındık, diğerini ise kiraya verdik. Yıllar sonra ilk defa doğru düzgün bir evde yaşıyor ve düzenli gelirim oluyordu. Elbette kira ile geçinmek mümkün değildi ama yine de maaşımın yanında ikinci bir gelir elimizi çok rahatlatmıştı ve elbette kira ödememekte öyle.

Bunlar bir süre sonra Safiye’ye yine yetmemeye başladı. Onun hataları ve bitmeyen istekleri yüzünden bu rahat hayatımız da nihayet sona erdi. Üç yıl sonra evlerin ikisi de satılmış ve biz yine izbe bir kira evine çıkmıştık bile.”

Nazlı artık sonucu duymak istediğini belli etmek ister gibi pufladı. Hikaye uzadıkça uzuyordu. Mete beyin de dinlediği yerden pek huzurlu olmadığı açıktı. Büyük ihtimalle hayatlarını mahveden bu hikayeyi ikinci kere dinlemeyi içi almıyordu onunda.

Nazmiye hanım ikisinin sıkıntısının da farkında değilmiş gibi sakin sakin anlatmaya devam etti. Bunca sıkıntıya rağmen başkasının hayatını anlatıyormuş gibi yavaş ve sakin konuşuyordu anlatırken. Bütün öfkesi Mete beye gibiydi sadece. Belki de bu hikayeyi dinlemenin ona acı verdiğini bildiği için böyle ballandıra ballandıra anlatıyordu ama Nazlı’nın gerçekten yüreği darlanmıştı artık.

“Güliz hanımın sizi izlediğini söylemiştiniz. Bunu neden yapmış?”

“Ben de oraya geliyorum zaten!” dedi Nazmiye hanım yine sakin sakin ve anlatmaya devam etti.

“İşte tüm bu stresli ve zor hayatın sonunda bir sürü hastalık sahibi olmuştum ve devamlı hastaneye gidip gelmem gerekiyordu. Çünkü kendimi tedavi ettirmezsem bir süre sonra çalışamaz duruma gelecektim. Bu her şeyi daha da kötü bir hale getirecekti. Hayır artık Safiye için korkmuyordum. Artık kendim için korkmaya başlamıştım çünkü hastalanırsam bu kızdan bir hayır görmeyeceğim ortadaydı. Beni sokağa bile atabilecek kadar nankördü.”

Kızı kötüleyip durması ve lafın sonunda vurgu yaparak her defasında Mete beye  bakması odadaki gerginliği giderek artırıyordu.

“O yaşlı adam bana geldiğinde işte bu durumdaydım senin anlayacağın!” dedi sonra Nazlı’ye dönüp.

“Peki sonra ne oldu? O adam sana ne söyledi. Güliz hanımın bir akrabası mıymış o adam?”

“Hayır pek sayılmaz! Hikayenin bundan sonrasını sana kendi anlatmak istediğini söylediği için başka bir şey söyleyemem!”

“Ne? Benimle ilgisi bile olmayan bunca hikayeyi boşa mı dinliyorum ben kaç saattir?” diye öfkeyle ayağa kalktı Nazlı.

“Hikayenin tamamı seninle ilgili, eğer bu anlatılanları bilmiyor olsan o adamın sana anlatacaklarını asla anlayamayazsın. Sana her şey ilk ağızdan anlatılıyor şu anda” dedi Mete bey sabırsızlıkla.

“Ne yani şimdi de ona mı gideceğiz devamını dinlemek için?”

“Hayır, ben şimdi seni ayarladığım misafirhaneye bırakacağım. Oranın bir aylık ücretini ödedim. Elimden gelen sadece bu senin için. Adamın adresini ve telefonunu sana Nazmiye verecek ve onu kendin bulacaksın!”

Nazmiye hanım komut bekliyor gibi yatağın yanındaki komodinin çekmecesinden adamın bilgilerinin yazılı olduğu kağıt parçasını çıkardı ve uzattı kıza doğru.

“Tuhaf olan ne biliyor musun?” dedi sonra Nazlı’nın gözlerinin içine bakarak.

“Her şey!” dedi Nazlı sert sert

“Evet her şey tuhaf doğru ama bu adam ve ben seni yıllarca kendi kızımız gibi sevdik. O yanı başından ve ben uzaktan. Bu olayın içinde en mağduru gibi dursan da aslında hepimizin sevgisinden en çok sen yararlandın!”

Nazlı anlamaz gözlerle baktı ona. Bundan mutlu mu olmalıydı, yoksa bu onun kızı olmadığı için iğneleyici bir söz müydü anlayamadı.

“Haydi gidelim buradan!” dedi Mete bey koridora yürüyerek. Onun sesi de titremişti bunu söylerken.

Yol boyunca düşündü Nazlı bu sözleri. Gerçekten de iyi bir baba olmasa da Mete bey onu kendi kızı sanmıştı bunca yıldır ve öyle davranıp düşünce ve duygular beslemişti. Nazmiye hanım ise onu yani Mete beyin büyüttüğü kızı kendi kızı sandığı için uzaktan uzağa yüreğiyle bağlı kalmıştı ona. Başkasının hırçın kızını büyüterek ona elinden gelenin en iyisini  vermeyi göze almıştı sırf o mutlu olsun diye. Oysa hikayenin sonunda kendi çocuğu bile olmayan biri için bir başkasının çocuğuna katlanmak zorunda kaldığı ortaya çıkmıştı. Belki de o tuhaf sakinlik bir şokun ifadesiydi sadece. Nazmiye hanım bütün hayatını bir hiç uğruna harcamıştı görünüşe göre.

“Peki Nazmiye hanımın çocuğu nerede o zaman?” dedi yüksek sesle Mete beye, dilinin ucuna kadar gelen baba kelimesini söyleyememişti. Bu kelimeyi yutmaya çalışmak hayatı boyu hissetmediği kocaman bir ağırlık yaratmıştı yüreğinde. Aklı ancak idrak ediyordu olanları belki de. O adam onun babası değildi. Hayatındaki hiç bir şey kim bilir belki adı bile gerçek adı değildi. Safiye denilen o kızın hayatını ona vermişlerdi bir şekilde ama bunu kimin yaptığı bile belli değildi.

“Nazmiye’nin bir çocuğu olmadı!” dedi Mete bey, “Onun ve benim oğlumuz ölü doğmuştu. Sana bunları Tuncay bey anlatacak, çok üzgünüm! Hikayenin benimle olan kısmı burada sona erdi. Bundan sonrası senin ve annen arasında devam ediyor. Ben eve dönüp yıllarca bizden uzak büyüyen öz kızımızla ilgilenmek zorundayım. Üstelik onun hakkında Nazmiye’nin söylediği her şey doğru! Neyin şans, neyin ceza olduğunu anlamak çok zor bu hikayede!”

Nazlı cevap vermedi. Nazmiye hanımın söyledikleri geldi yine aklına.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s