Arapsaçı – Bölüm 1

Nazlı ve arkadaşları o yıl üniversiteyi bitiriyorlardı. İpek babasının otelini kız arkadaşlarıyla on günlük bir tatil geçirmek için çoktan ayarlamıştı bile. Mahmut bey kızını kıramadığı için her birinin ailesini teker teker arayarak izin aldı ve kızlar böylece hep birlikte harika bir tatil için yola çıktılar. Yedi kızdılar ve İpek hariç herkes bir diğeri ile aynı odada kalacaktı. Mahmut bey onların güvenli ve güzel bir tatil geçirmeleri için her şeyi ayarlamıştı. Bu kadar kızın sorumluluğunu almak kolay değildi ama  hepsi de başarıyla mezun olarak bunu hakketmişlerdi. Kültür gezileri, tekne gezileri her şey onlar gitmeden detaylı bir şekilde planlanmış ve görev alacaklar kızlara göz kulak olmaları için sıkı sıkı tembihlenmişti. Hepsinin olmasa da bir kısmının ailesi Mahmut beyin iş adamı arkadaşlarından oluşuyordu zaten.

Yine aralarından biri Sude’nin babasına ait olan vakfın üniversitesinde okumuşlardı. Bölümleri aynı olmasa da şehire üç saatlik uzaklıkta olan kampüsde aynı yurtta ve aynı katta kalmaları sağlanmıştı. Onlar babaları üniversitenin bağışçısı özel çocuklardı. Tüm zenginlikleri ve ayrıcalıklarına rağmen hepsi de kendi çabaları ile mezun olmuşlardı. Hiç birinin ailesi özellikle Sude’nin babası konforları dışında bir konuda ayrıcalık kazanmalarına izin vermemişlerdi. Derslerine giren öğretmenleri onların kim olduklarını bilselerde diğer herkesle aynı muameleyi yapmışlar sınav kağıtlarında da bir ayrıcalık tanımamışlardı. Hiç biri kötü ve şımarık çocuklar değildi zaten. İyi bir aile terbiyesi almışlardı. Aileleri muhafazakar denebilecek ölçüde tutucu davranıyordu. Bu nedenle Mahmut beyin otelinde de güvende olacaklarına inanarak çocuklarını bu tatile yollamışlardı.

Kızlar otele girişlerinden yeniden özel otobüse binişlerine kadar çok sıkı bir göz hapsinde tuttulmuşlar ancak kendi aralarında eğlenip gülmelerine asla ses çıkartılmamıştı. Otel iki bağımsız bölümden oluşuyordu. Bir tanesi tamamen tatil için gelmiş tursitler için ki kızlar burada kalıyorlardı. Diğeri hastalıklarının nekahat dönemini dinlenerek geçirmek isteyen insanlardan oluşuyordu. Yani onlar br hastalığı veya operasyonu yeni atlatmış, gözlerden uzak dinlenmek isteyen kişilerdi. Bazı zamanlar aralarında estetik yaptıran ünlülerde bulunuyordu ama kızların kalacağı döneme böyleleri denk gelmemişti. Her iki müşteri tipi de aynı sahili kullanduıklarından plajın kapasitesi oldukça büyüktü. Mahmut bey sağlık turizminde bir çığır açtığını düşündüğü bu şifalanma oteliyle gurur duyuyordu.

Başlangıçta kızların otelin o kısmında daha  güvenli olacağını düşündüğü için odalarını orada ayırtacaktı ama kızının şiddetli  itirazları üzerine bu fikirden vazgeçti. Şifalanma kısmında doktor ve hemşireler de bulunduğu için kızlar orayı eğlenmek  itici bulmuşlardı. Hastaların olduğu bir yerde nasıl eğlenip gülebilirlerdi ki.

Yolculuğa en dayanıksız olanları Nazlı olduğundan kızların sabaha kadar oturma planlarına pek katılma şansı olmamıştı. Onlar sahilde veya otelin diskosunda eğlenirken o uykusu geldiği için çoğunlukla odalarına gidiyordu. Onlar odaya döndüklerinde ise çoktan uyumuş oluyordu. Bu yüzden tatil boyunca kızlar onunla dalga geçip durdular. Ancak yorucu bir sınav döneminin ardından Nazlı bu tatili dinlenmek için dah auygun  bulmuştu. Nasılsa birlikte eğlenmek için daha pek çok fırsatları olurdu. Otelden ayrılmadan önceki gece odaya dönerken çarpıştığı genç adamla itişmesi dışında hemen hemen heyecansız ve sakin bir  tatil geçirdi diğerlerine göre.

O kızlardan kurtulmuş sevinçle odaya dönerken adının Barış olduğunu öğrendiği adamda kendi odasına dönüyordu muhtemelen ama Nazlı karanlık yolda onu farketmediği için gökyüzünde gördüğü kayan yıldıza bakarken epeyce hızlı çarpmıştı. Delikanlı derin bir “Ah!” dedikten sonra eliyle epey acıdığı belli olan göğsünü tutarken defalarca özür dilediği halde ona bağırıp çağırmıştı. Onun bu nezakketten uzak tepkisine sinirlenen Nazlı’da çenesini tutamayıp söylenerek onu orada bırakıp odasına dönmüştü.

Evinin önünde otobüsten inip kızlara el sallarken bu olay aklından çoktan uçup gitmişti bile. Annesi ve babası onun döneceğini bilmelerine rağmen karşılamak için kapının önüne çıkmamışlardı. Artık yetişkin bir genç kız olduğu için onların buna gerek görmediğini düşünüp gülümsedi kendi kendine Ne kadar büyürse büyüsün onların ilgisinden hoşlanıyordu.

Gerçi babası her zaman yoğun bir adam olduğu için ona çok fazla ilgi gösterecek zaman bulamıyordu. Onlar için çalışıyordu elbette ve bu yüzden evde kızıyla vakit geçirememişti ama onu çok sevdiğini ve her şeyi onun için yaptığını biliyordu Nazlı. Annesi de sevgisini çok gösterebilen bir kadın değildi. Kendi çevresinde biraz soğuk biri olduğu söylenirdi çoğunlukla ama elbette o da kızını seviyordu. Öyle olmasa onun iyi bir eğitim alıp, iyi bir hayata sahip olması için ikisi de bu kadar işleriyle meşgul olmazlardı herhalde. Sultan hanım çalışmıyordu eşi gibi ama bir çok vakıfta görev yapıyordu. Kolay değildi onca iyilik için koşturmak elbette. Bazen babasından bile az görüyordu annesini ama evde ona bakması için mutlaka hizmetliler dadılar olmuştu hayatı boyunca. Harika bir odası ve her istediğini yapabilecek harçlığı da olurdu. Kız arkadaşlarının evlerine serbestçe gidebiliyordu. Her birinin babasının onların vakit geçirebileceği yerleri olduğu için gezmeler, tozmalar ve alışverişten hiç eksik kalmamıştı. Hatta yurt dışı seyahatine bile çıkmışlardı.

Artık o da okulunu bitirmiş bir yetişkin olduğuna göre para kazanmak için çalışacaktı. Tıpkı anne ve babası gibi çalışkan ve hayırsever olmak istiyordu. Onlar toplumda gerçekten sevilen ve saygı duyulan insanlardı. Nazlı’da kendine onları model almıştı her zaman. Babasının ona şirketlerinden birinde bir iş ayarlayacağından emindi ama öyle yüksek bir mevkide gözü yoktu. İşi babası gibi iyi öğrenmek için en alt kademelerden başlaması gerektiğini bilecek kadar aklı başındaydı.

Bu nedenle babasıyla bu konuyu konuşurlarken ona düşüncesini söyleyecekti. Belki evrak bölümünde çalışırdı önce. Oradan kendi emeği ile çalışarak yülselebilirdi. Babası her zaman yapılan her işi bilmezsen onları asla denetleyemezsin derdi. Gerçi babası Fahrettin bey bu güne kadar ona şirkette bir görev vermekten bahsetmemişti. Daha çok ikisinden de  mutlu bir yuva kurması ile ilgili şeyler dinlemişti. Elbette tek kızlarının evlenip mutlu olmasını istiyorlardı ama herhalde çalışması için de ona destek olacaklardı. Bu o kadar olması gereken bir durumdu ki konuşmaya bile gerek görmemişlerdi belki de.

Annesi onun evlenmesi için bir kaç talip bile belirlemişti aslında. İsimlerinide saymıştı. Çoğu babasının arkadaşlarının oğullarıydı. O öncelikle çalışıp kendi ayakları üzerinde durmayı hedeflediği için bu sohbetleri pekte can kulağıyla dinlememişti doğrusu. Nasılsa bir gün evlenecekti evet ama bu çalışmaya başlamadan önce olmamalıydı.

Valizi elinde eve doğru yürüken aklındaki düşüncelerin hemen hepsi bunlarla ilgiliydi. Çok güzel dinlenip gelmişti ve odada düşünecek bol bol fırsatı olmuştu. Şimdi anne ve babasını karşısına alıp onlarla konuşmanın vakti gelmişti.

“Bekle beni hayat işte geliyorum!” dedi kapının ziline basarken

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s