Denizle Gelen- Bölüm 23

İldeniz o gece Gaia ile karşılaşması sonucu çok sarsıldığı için Saya ile ertesi gün görüşmeye karar verdiler. İldeniz bütün gün uyuyacak akşam olunca Saya ile buluşmak için yeniden dışarı çıkacaktı. Saya için de böylesi daha güvenliydi.

Gece onlardan ayrıldıktan sonra Gaia veya babasının sesi zihninde hiç yankılanmamıştı ama oralarda bir yerde onu dinlediklerini düşündüğü için tedirgindi artık. Sürekli hayatını dinleyen iki kulak olması çok rahatsız edici bir duyguydu. Saya’dan ilk soracağı şey onların zihnine girişini engellemeyi öğrenmekti. Ne kadar öfkelense de Gaia’ya karşı içinde bir sevgi uyandığının da farkındaydı ama bunu kabul etmek istemiyordu şimdilik. Kabul ederse bunu hissedip onun üzerine gelecekti ve İldeniz artık kendini gerçekten çok yorgun hissediyordu. Saya bir yabancıydı ve ona herkesten çok daha iyi gelecekti belki. Onunla konuşurken ya da ondan bir şeyler öğrenirken diğerleriyle olduğu gibi duygusal dalgalanmalar olmadan sadece konulara odaklanabileceklerdi.

Saya ile İldeniz’in arkadaşlığı böyle başladı. Gülsevin yeğeninin kendi ırkından bir arkadaşı olmasına çok sevinmişti. İldeniz’in ondan nasıl heyecanla bahsettiği ve Aginta’lar hakkında öğrendiklerini anlatırken nasıl heyecanlandığının farkındaydı. Sonunda kız henüz farkında olmasa da iki dünyayı birden kabullenmiş ve ikisine de ait  olabilmeyi yavaş yavaş öğreniyordu. Ayrıca “Saya” derken bile ona duyduğu sevgi ve hayranlık anlaşılıyordu.

İldeniz Ruhsala’da kimseye Saya’dan bahsetmemişti. Nurhan teyze, Hayri, Hasan bey sürekli onu yoklasalar da kafasını dinlediğini söylüyordu. Gaia’nın geldiğinden de bahsetmemişti onlara. Artık bu konuyu kendi başına halledecekti. Şimdilik Saya ile geçirdiği gecelerden çok memnundu. Saya bu gün ona deniz altında buluşmalarını önermişti. Böylece gece yüzen diğer Aginta’lılarla karşılaşmadan Gaia’nın yaptığı gibi özgürce dolanabileceklerdi.

“Balık yemeyeceksin değil mi?” dedi İldeniz bundan bahsederlerken. Onu canlı bir balığı yerken görmek istemiyordu.

“Hayır bu da nereden çıktı?” dedi Saya harika gülümsemesini takınarak, “Hamile kaldığımı mı düşünüyorsun?”

İldeniz kızardı birden.

“Sadece hamile kalan kadınlar çiğ balık yerler. Bu bebeğin gelişimi için gerekli herşeyi almalarını sağlar. Bunu illa yüzerek ve kendin yakalayarak da yapmak zorunda değilsin. Siz insanlar suşi yemiyor musunuz ayrıca bunun ne farkı var?”

“Ben bunu pek öyle düşünemiyorum!”

“Merak etme sen hamile kaldığında ben sana balıkları yakalar getirim ve bir tabağa pirinç ile birlikte koyarım. O zaman canın isteyecek göreceksin!”

İldeniz onun gözlerinin içine baktı. Yaklaşık on beş gündür her gece sabaha kadar sohbet etmişlerdi. Aralarında çok güzel bir bağ olduğu kesindi ama Saya az önceki cümleleri öyle bir söylemişti ki sanki ikisinin geleceğe ait bir hayali var gibi düşünmesine neden olmuş üstelik kalbinin hızlı hızlı çarptığını hissetmişti.

“Yanlış bir şey mi söyledim?” dedi Saya yine olanca açık sözlülüğüyle. Hayır anlamında başını salladı İldeniz ve ertesi gün buluşmak üzere ayrıldılar bir gece önce.

Bu gün ise denizin altında onunla olacağı için çok heyecanlıydı. Hayri ile karşılaştıkları sahilin ilerisinden denize girecekti. Fenerin arkasındaki sahile yakın bir yerde buluşmaya karar vermişlerdi. Aginta’lılar denizin içinde düşüncelerini duyarak anlaşabiliyorlardı ama İldeniz’in şimdilik böyle bir yeteneği olmadığı için Saya onu mağaraların girişine götürecek ve oradan az yaşanılan bir alanda su yüzüne çıkacaklardı. Böyle İldeniz ilk kez kendi topraklarına ayak basmış olacaktı.

“Bu tarihi bir an olacak!” demişti Saya yine gülerek. Hayata gülümseyerek bakan biriydi o. Her şey için olumlu ve iyi bir yan buluyordu. Tıpkı insan hikayelerinin Pollyanna’sı gibi. İldeniz’e her şeyi anlatmıştı bu kısa sürede. Onunda insan hayatı ile ilgili merak ettiği çok şey vardı. Tatlar da vardı elbette. Bir gün İldeniz ile Ruhsala’da  dolaşmak istiyordu ama bunu nasıl becereceklerine dair henüz bir planı yoktu. O yüzden kendi hakim olduğu yerde Aginta’da bulunmaları şimdilik daha kolaydı.

Saya onu bir deniz bitkisi ile karşıladı buluşma yerinde. Bu mercan rengi ve İldeniz’in daha önce görmediği çok güzel bir bitkiydi. Çiçeği gülümseyerek aldı. Saya onun zihin haberleşmesinden rahatsız olduğunu bildiği için su altında konuşmayacağına söz vermişti. Aginta topraklarına geçtiklerinde su üstüne çıktıklarında konuşacaklardı.

İldeniz kendini çok iyi yüzücü sanarken, Saya’nın su altında ne kadar çevik olduğunu görünce çok şaşırdı. Su yüzüne çıktıklarında ona yetişebilmek için nefes nefese kalmıştı.

“Özür dilerim senin bu kadar yüzmeye alışık olmadığını düşünmem lâzımdı!” dedi Saya.

Hâlâ onun verdiği bitkiyi elinde tutan İldeniz konuşmak için eliyle biraz müsade istedi. Gerçekten nefesi o kadar hızlanmıştı ki konuşmaya ayıracak bir soluğu bile kalmamıştı. Saya ona yardım ederek zemine oturttu. Bir kaç dakika içinde İldeniz’in nefesi toparlanmaya başladı. Bir yandan da merakla çevresini inceliyordu.

“Yerin altında mıyız?” dedi ilk olarak.

“Evet Aginta’ya hoş geldin! Farklı hissediyor musun?”

“Şimdilik hayır! Işık nereden geliyor?”

“Yansıtıcılar gün ışığını tüm Aginta’ya yayıyor. Ayrıca çok başarılı bir hava akımı var bu mağaraların içinde. Sizinle aynı güneş ışığını ve havayı kullanıyoruz ama bizim masmavi bir gökyüzümüz ile parlayan bir güneşimiz yok. O yüzden bu kadar soluk renkiyiz!”

“Ben güneşin altında yaşamama rağmen çok farklı değilim!” diye kıkırdadı İldeniz ona bakarak.

Aralarındaki yakınlaşmanın giderek arttığının farkındaydı ikisi de.

“Sana tüm Aginta’yı göstermek isterdim ama o zaman halkımın senden haberi olur. Seni onlara tanıştırmak bana değil Gaia’ya düşer.”

“Gaia istersem onunla burada yaşayabileceğimi söyledi. Elbette farklı bir kimlikle. Yani buraya da gelsem kendim olma şansım olmayacakmış!”

“Ben senin kim olduğunu biliyorum. Gaia’da biliyor ve Gaia’yı seven herkes. Diğerlerinin ne bildiğinin ne önemi var ki?”

Gülümsedi İldeniz tıpkı yukarıdakilerin ona söylediği şeylere benziyordu bunlar.

“Bütün ırkımız sadece Ruhsala’da mı yaşıyor bizim?” dedi sonra konuyu değiştirerek.

“Hayır burası Aginta ama Normanda, Sakmante, Fantila gibi başka yerlerde var. Orada yaşayanlar da bizimle aynı ırka sahip.”

“Yani Aginta bizim ırk adımız değil öyle mi, sadece yaşadığımız yerin adı!”

“Evet aslında öyle ama biz zaten hep kendi kendimize olduğumuz için bölge adlarımızla isimlendiriyoruz kendimizi. Bizim atalarımız okyanustan gelmişler. Balina ve yunuslardan. Sadece karada yaşamayı seçmişler onlar gibi derin denizler yerine. Zamanla evrimleşip bu hale gelmişiz. Bin yıllar sürmüş tabi bunlar anlatılanlar.”

“Nasıl yani bizim atalarımız balık mı?”

Gülümsedi Saya,

“Bizler su memelileriyiz senin anlayacağın şekilde söylemem gerekirse ırkımız bu!”

“Sanırım öğrendikçe kafam karışacak benim!”

“Zamana ihtiyacın var. İki ırkın zenginliklerine sahip çok nadir birisin sen. Hekesten ve herşeyden”

Bunu söylerken Saya iyice yaklaşmıştı İldeniz’e. İldeniz elinde olmadan gözlerini kapadı. Saya ile ilk öpüşmeleri Aginta topraklarında oldu böylece.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s