Denizle Gelen – Bölüm 20

İldeniz hastaneden çıktıktan sonra halası ile birlikte Nurhan hanımın pansiyonuna geri döndü. Gülsevin ve Yusuf’ta orada oda tutmuşlardı. Nurhan hanım olanları duyunca o kadar üzülmüştü ki, onlara müşteri değil misafir olduklarını söyledi hemen. Gülsevin’in bu iyi niyetli yaşlı kadının tavrına gözleri doldu. Oysa zavallının tek geçim kaynağı bu pansiyondu ve şu anda İldeniz ve onlardan başka müşterisi de yoktu.

Hasan ve Hüseyin kardeşler Gaia ile tanıştıktan sonra onları korumak için mağaraların hayaletli olduğu ve geceleri dolandıkları ile ilgili korku hikayeleri yaymışlardı. Kendilerinin rastladığı gibi onlara kimsenin rastlamasını istemiyorlardı. Aginta’lar bunca zaman ortaya çıkmadan yaşamayı başarmışlar ve insanların arasında neredeyse hiç karışmamışlardı. Elbette insanlarla temas eden ilk Aginta’lı değildi Gaia ama onların kurallarına göre bu kesinlikle olmaması gereken bir durumdu. Çok çok uzun zaman önce Aginta’lılar ve insanlar bir arada yaşamışlar ama aralarında oluşan sorunlar yüzünden onlar insanlarla bir anlaşma yapmışlar ve bir daha yeryüzüne çıkmamak üzere yer altı şehirlerine çekilmişlerdi. Bu o kadar eski bir hikayeydi ki şimdilerde kimsenin böyle bir hikayeden haberi bile yoktu. Yüzlerce yıldır iki ırk biri yukarıda biri aşağıda yaşamaya devam etmişlerdi böylece.

Hasan bey hikayeyi yeni öğrenip gerçekten de meraklanan Yusuf ile mağaraların olduğu bölgede ve gençler de mağaraların su altındaki girişlerinde araştırmalar yapsalar da bir ize rastlayamadılar. Araştırmaları neredeyse on gün devam etti.  Her akşam Nurhan teyzenin pansiyonunda bir araya geliyorlar ve sohbet ediyorlardı. İldeniz bunca insanın kendisi için birleştiğini görünce çok mutlu olmuştu. Hâlâ kafası çok karışık olsa da onların sevgi ve telkinleri iyi geliyordu. Hele ki halasının ve eniştesinin her şeyi bırakıp ona yardıma gelmeleri terkedilmiş olduğu hissini tamamen alıp götürmüştü. Onun gerçekten de yeryüzünde bir ailesi vardı ve onları çok seviyordu. Hem yeryüzünde hem yer altında bir aileye sahip dünyadaki tek çocuk o olmalıydı. Hayri söylemişti bunu da. Onu iyice kızkardeş yapmıştı Hayri. Babasının görevini devraldığını ve onun iyiliği için ne gerekiyorsa yapacağını söylüyordu. Hayri’nin karısı Kerime’de katılmıştı onlara. Bir yandan bu ırka dair duyulan merak bir yandan İldeniz’in insan kimliğine rağmen bir Aginta’lı olması herkes için farklı duygular, merak ve heyecan yaratıyordu. Nurhan teyze eskilerden bir kaç hikaye anlatmıştı bu ırkın insanlarla temas ettiğini düşündürecek. Ancak Nurhan teyze bazen de kendi uydurduğu için hiç biri emin olamamıştı bu hikayelerind doğruluğuna. Aralarında Gaia’yı gerçekten tek gören Hasan’dı şimdi. Onun dışında Aginta’lı olarak karşılarında tek örnek insan olarak büyütülmüş olan İldeniz’di.

İldeniz herkesin on günde ne kadar yorulduğunu ve işlerini güçlerini bırakıp bu işle ilgilendikleri için kendi hayatlarına devam edemediklerini okuyordu yüzlerinden. Evet hepsi gönüllülerdi ama onları bu şekilde yormaya da gönlü razı değildi. Aslında dalışa o da gitmek istemişti ama hastaneden yeni çıktığı için hiç kimse bu fikri onaylamamıştı. Özellikle halası. Herkes aramayı bıraktıktan sonra o sakin sakin kendi yüzebilir diye düşündüğünden ses çıkarmamıştı itirazlara. Şimdi ise onların artık aramayı bırakıp kendi hayatlarına dönmeleri gerektiğine inanıyordu. O nasılsa kendi başına da aramaya devam edebilirdi ya da etmezdi. Bunu ne kadar istediğinden emin olamıyordu bazen. Onları bulsa bile ne olacağını bilmiyordu. Onu kabul etmeyebilirler ve kalbini kırabilirlerdi. Etseler de her şeyi bırakıp onlarla yer altında yaşaması gerekebilirdi. Bunların ikisi için de hiç hazır değildi. O burada yaşamayı öğrenmişti, burada sevdikleri, arkadaşları vardı. Belki halası ile geri döner biraz düşündükten sonra geri gelip onları yeniden aramaya kalkabilirdi. Tek bildiği bu dünyadan biriyle beraber olamayacağıydı. O ömrünün sonuna kadar insanların içinde yanlız yaşayacaktı burada kalırsa. Şimdilik bu onun için sorun gibi durmuyordu. İleride olursa da düşündüğü gibi geri gelebilirdi zaten.

O akşam düşüncesini Nurhan teyzenin çardağında herkese açıkladı.

“Hiç olur mu?” dediler hep bir ağızdan. Ancak onun ırkını bulduğunda olacaklarla ilgili kaygılarını dinleyince bir şey diyemediler. Kendi istemiyorsa aramaya gerek yoktu gerçekten. O hazır olup aramak istediğinde yeniden bir araya gelip yardım edebilirlerdi. Gülsevin sıkıca sarıldı yeğenine.

“Sen hayatın boyu yanlız kalacak biri olmayacaksın inan bana. Sadece biraz zamana ihtiyacın var. Hepimiz sen ne yapmak istiyorsan hepimiz ona saygı duyacağız!”

“O zaman artık aramayı bırakmanızı rica ediyorum sizden! Halacığım izin verirsen bir süre daha burada kalmak istiyorum ama ben. Bak herkesi gördün tanıdın. Nurhan teyzemin pansiyonu da gayet uygun. Sizler de burada benim yüzümden yeterince kaldınız. Sanırım yeniden yanlız kalmaya ihtiyacım var!”

“Nasıl istersen !” dedi Gülsevin gözleri dolarak. Onun tek başına dalıp ırkını bulup geri gelmemesinden korkuyordu ama bunu söyleyemedi.

İldeniz onun dudaklarının titremesinden, bakışından anladı ne hissettiğini daha da önemlisi onun düşüncesini gerçekten duydu bu sefer.

“Kesinlikle sizi terketmeyeceğim ve geri geleceğim. Lütfen bu konuda hiç bir endişen olmasın!” dedi o da gözleri dolarak.

Herkesin gözleri doldu hala yeğen birbirlerine yeniden sımsıkı sarıldığında.

Böylece ekip aramaya son verdi. Gülsevin ve Yusuf Nurhan hanımın tüm itirazlarıan rağmen İldeniz’in ve kendilerinin konaklama ücretini ödeyip öyle ayrıldılar pansiyondan. Diğerleri ise akşam gelip içtikleri çay için gönüllerinden kopanı bıraktılar kadıncağıza. O da hepsine tek tek dua etti.

Halası ve eniştesi giderken de hepsi birden onları uğurlamaya geldiler. Yine duygusal anlar yaşandı. Gülsevin İldeniz’e ulaşamama ihtimaline karşı bu kez hepsinin telefonlarını almıştı.

“Biz buradayız Gülsevin hala sen merak etme. Kardeşim bana emanet!”

Gülsevin Hayri’nin ona hala demesinden de çok duygulandı ve sarıldı ona ve karısına.

“Kendinize ve kızımıza çok iyi bakın. Ben de bekliyorum hepinizi!”

Hayri ve Kerime onların gidişi ardından gözyaşı döken İldeniz ve Nurhan teyzeyi alıp pansiyona geri getirdiler. Nurhan teyzenin demlediği çay eşliğinde uzun uzun anlattıklarını dinledikten sonra da vedalaşıp evlerine gittiler.

İldeniz ırkını bulma fikrine hazır olmadığı kararına rağmen neden burada kalmak istediğini kendisi de bilmiyordu. İçindeki bir ses buna ihtiyacı olduğunu söylüyordu sadece. O kadar baskın bir sesti ki bu ona uymak zorunda kalmıştı.

Onun kalışına Nurhan teyze de çok sevinmişti. Misafirler gider gitmez hemen mutfağa girip aklama İldeniz’in en sevdiği yemekleri yapmaya koyuldu. Bu kadar zamanda artık onun neyi sevip neyi sevmediğini iyice öğrenmişti. Artık bir müşteriye değil de kendi torununa hazırlar gibi hazırlıyordu yemekleri. Akşam yemekleri için de kesinlikle para almıyordu. Tek bedel üzerine beraber çardakta çay içip sohbet etmekti. İldeniz’in de buna bir itirazı olmamıştı bu güne kadar. Aklından başka şeyler de geçirse onu dinliyor gibi yaparak oturuyordu. O akşamda birlikte sohbet ettikten sonra izin isteyerek odasına çekildi. İşte şimdi gerçekten yanlız kalıp düşünmesi için bolca vakti olacaktı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s