Denizle Gelen – Bölüm 19

Hayri İldeniz’in çantasını da alıp eve gitti o gün, ertesi gün hem kızın çantasını götürecek hem de onunla biraz konuşacaktı. Ancak önce onun pansiyona dönüp dönmediğini öğrenmesi gerekiyordu. İldeniz’in telefonu da çantasının içinde olduğu için onu araması mümkün değildi. Amcasını eve bıraktıktan sonra saate baktı. Onlar tekneyle döndüklerine göre İldeniz henüz dönmüş olamazdı

“Acaba gidip pansiyonun önünde mi beklesem hem çantayı da veririm. Kızcağıza lazım olur içindekiler!” diye düşündü ve karısını arayıp bir bahane uydurdu ve gecikeceğini söyledi. Pansiyonun önüne geldiğinde hava karanlığa dönmüştü. Farları kapatıp bahçeye bakmaya çalıştı.  Çardağın ışıkları yanıyordu ama orada birilerinin olup olmadığı görünmüyordu. Şimdi girip Nurhan teyzeye İldeniz’i sorsa kadın onlarla olduğunu biliyorsa panikleyecekti. Çantayı bırakıp çıkması da gerekebilirdi o zaman. En iyisi dışarıda arabanın içinde beklemek diye düşündü en son. Bu arada İldeniz’in telefonu çalmaya başlayınca dayanamayıp baktı arayana.

“Halam” yazıyordu ekranda. Muhtemelen halası yeğenini merak ediyordu. Bu günden itibaren öz olmadığını bildiği halası.

“Allah’ım biz bu  kızın hayatına ne yaptık böyle!” dedi kendi kendine, “Ah dilim kopaydı da amcama hiç bahsetmeseydim bunlardan. O da maşallah kızın yüz ifadesindeki şoka aldırmadan çatır çatır söyledi her  şeyi!”

Geleli yarım saat olmuş olmasına rağmen iyice sabırsızlanmaya başlamıştı.  Hava kararmış sokak lambaları yanmıştı. Bulunduğu yerden yokuşun sonuna kadar her şeyi görebiliyordu sokak boyunca. Yokuşa dönen her gölgeyi o sanarak bir yarım saat daha bekledi.

“Mağaraların girişi mi aramaya gitti acaba?” dedi sonra kendi kendine. Kapkaranlık sularda tek başına  üzgün bir şekilde orayı ararken hayat etti İldeniz’i. Korktu.

“Yok canım kimin kızı olursa olsun bu saatte ne işi var suyun içinde! ”

Amcasının söylediklerini düşünmeye daldı sonra bir anda. Teknede olan her an sırasıyla yeniden canlanıyordu gözünde. İldeniz’e yaşattıkları giderek korkunçlaşıyordu düşündükçe. O bile babasının bir başka kadına aşık olduğunu sanıp gerilmişti daha  hikayenin başında ki bunca ağır şeyin altında o kızcağız ne yapıyordu kimbilir tek başına. Madem babası bu kızın annesine sahip çıkmıştı, o da İldeniz’e sahip çıkacaktı. Aile yadigarı sayılırdı bir yerde.

Artık arabanın içinde kendi kendine yüksek sesle konuşmaya başladığı sırada İldeniz’i gördü yokuştan yukarı çıkarken. Arabadan fırlayıp koştu hemen yanına.

“Bacım iyi misin? Öldürdün beni meraktan!” dedi nefes nefese. Bir yandan da kızın çantasını sımsıkı elinde tutmuş sallıyordu.

İldeniz uzanıp çantasını aldı ve hiç bir şey söylemeden açıp telefonuna baktı. Halasının aradığını görünce hemen basıp geri aradı. Sanki Hayri o an orada yokmuş gibi.

Neredeyse on dakika panikleyen kadını herşeyin yolunda olduğuna dair ikna etti ve telefonu kapatıp Hayri’ye döndü.

“Kimim ben Hayri ağabey? Neyim?” dedi ve bir anda yığılıp kaldı. Hayri son anda yakaladı onu. Kucağında arabaya kadar nefes nefese  gidip arka koltuğa yatırdığı gibi hastaneye gitti. Saatlerce suda kalmıştı muhtemelen ve büyük bir travma yaşıyordu.

İldeniz gözlerini açtığında bir hastane odasındaydı. Kendini o kadar yorgun ve halsiz hissediyordu ki gözlerini zorla açık tutmaya çalıştı ama olmadı. Odanın kapısının açılıp içeri Hayri’nin girdiğini son anda farkedebildi. Bir süre daha kapalı tuttuktan sonra açtı yeniden.

“İldeniz bacım!” dedi Hayri gülümseyerek, “Çok şükür kendine geldin!”

“Niye buradayım ben?” dedi mırıldanır gibi İldeniz.

“Ben getirdim. Sokağın ortasında bayıldın kaldın. Ödümü patlattın. İyi ki gelmiş beklemişim seni, yoksa sabaha kadar orada yatardın öylece ıssız tepede. Nurhan teyze de dışarı çıkmadığı için farketmezdi seni.”

“Kaç saattir baygınım?”

“İki gündür uyuyorsun!” dedi Hayri yine gülümseyerek.

“Ne? Halamı aramam lâzım!  Meraktan ölmüştür zavallı!” dedi İldeniz yandaki komodine ve etrafına bakınarak telefonunu aradı gözleriyle.

“Ben de sana onu diyecektim. Bekle!” diyerek odadan çıktı Hayri ve arkasında Gülsevin ile geri girdi odaya.

İldeniz halasını karşısında görünce ne diyeceğini bilemedi ama tanıdık ve güvendiği birini görmek o kadar iyi geldi ki bir anda ağlamaya başladı. Gülsevin gelip sımsıkı sarıldı ona.

“Hala babam doğru söylüyormuş!” dedi hıçkırarak İldeniz. Hayri ikisini yanlız bırakmak için çıktı odadan.

“Biliyorum yavrum her  şeyden haberim var. Hayri seni buraya getirdikten sonra akıl edip beni aradı. Yusuf ile hemen yola çıkıp geldik biz de. Her şeyi anlattılar bize!”

Hasan bey ve Yusuf birlikteler şimdi. Hayri ile ben de burada senin ayılmanı bekledik.

İldeniz bir süre daha ağlamaya devam etti. halasının kollarında.

“Sen her zaman benim yeğenimsin. Arıkan da baban, Servinaz’da annendi. Senin ne olduğun, nereden  geldiğin hiç bir şeyi değiştirmez. Bir insanın değerini onu nasıl sevdiğin belirler. Sen onlar için evlat, benim içinde yeğensin. Annenin kim olduğu, ırkının ne olduğu inan hiç önemli değil yavrum. Lütfen bunu unutma!”

“Hala ben insan değilim!” dedi İldeniz hıçkırarak.

“Sen insan geçinenlerden daha çok insansın İldeniz! Seni buralara kendi hikayeni bulmaya yollamak benim hatamdı. Ya hiç yapmamalı ya da seni tek başına yollamamalıydım.  Yaşadığın şoku bizde yaşadık inan! Elbette senin durumun çok farklı. Yine de seni gerçekten seven iki annen olması büyük şans. Biri senin dünyaya getirip hayatını kurtarma pahasına senden vezgeçmiş. Diğer seni Allah’ın bir hediyesi sayıp bağrına basmış. Böylesine sevilmek ne kadar güzel düşünsene!”

“Hayat hikayem her şeyim yalan benim hala! Buraya bile ait değilim ben. Denizde çiğ balık yiyerek bir bebek dünyaya getiremem ben!”

“Bir bebek dünyaya getirmeye karar verdiğinde ve bunu gerçekten hissettiğinde o bebek için her şeyi yaparsın merak etme! Sadece buna şimdi karar vermek zorunda değilsin! Hasan bey ve Hayri olanlardan çok üzgünler. Yusuf ile birlikte mağaralara gittiler. Hasan beyin oğlu Eşber ile Hayri’nin ağabeylerinden biri Nuri mi ne adı denizden arama yapıyorlar. Gaia’nın geldiği yolu arıyorlar.”

İldeniz doğruldu yataktan, “Ailemi mi arıyorlar yani?”

“Evet. Fırtınanın ardından bir süre sonra sana benzeyen bir adam buralarda bir bebek sormuş gelip. Hasan bey bunu balıkçılardan duymuş ama hikayeyi bildiği için hiç peşine düşmemiş, renkte vermemiş! Onun gerçek baban olduğunu tahmin ediyorlar. Kim bilir belki de vicdan azabı çekti ve seni aramak için geldi. ”

“Biri beni mi aramış yani?” dedi İldeniz.

“Evet sen olduğunu düşünüyorlar. Arayan adamın tarifi senin ırkına benziyormuş. İnsanlara değişik geldiği için akıllarında kalmış zaten!”

“Mağaraların çöktüğünü söylediler bana!”

“Evet çökmüş, zaten onların hâlâ orada olup olmadıklarını da kimse bilmiyor. Sadece bakmak istediler. Seni sevdikleri için. Bunca insan sadece seni sevdikler için belki de hiç umut olmayan bir arayışa girdiler İldeniz. Gerçek aileni tanıma şansına sahip olman için”

“Onların beni isteyeceğini nereden çıkardınız?”

“Seni onlara vermek için aramıyoruz kızım! Bu kararı ancak sen verebilirsin, biz sadece bir şansın varsa onun önünü açmak  için uğraşıyoruz! Baban da böyle olmasını isterdi!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s