Denizle Gelen – Bölüm 17

Tüm hikaye severlerin ve milletimizin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun! Sağlıkla daha nice bayramlar görelim hep birlikte ve sokaklarda coşkuyla kutlayalım kardeşçe ❤

Gülseren Kılınç

 

“Nasıl yani siz öyle karar vermiştiniz amca?” dedi Hayri iyice meraklanarak.

“Eşber doğduğunda hanımın kanaması durmadığı için bir kaç gün hastanede yatması gerekmişti. Ben de o dönem balığa gelemedim tabi. Baban hep yanlız çıktı o ara sağolsun. Hepimize yetecek kadar çalıştı hiç şikayet etmeden.”

“Eşber’in doğumunu hayal meyal hatırlıyorum ben de, hastaneden bir türlü eve gelmeyince Nuri ağabeyim, borcunuzu ödemediğiniz için Eşber’e el koymuşlar deyip kandırmıştı beni. Sonra annem ikna etti zorla, Nuri ağabeyimde bir sopa yedi o konu yüzünden. Hâlâ Eşber’i her gördüğünde söyler!” dedi İldeniz’e dönüp.

İldeniz konunun bölünmesini istemediği için başını hafifçe sallayıp hemen döndü Hasan beye “Ee? Sonra ne oldu?”

“Benim yeniden tekneye çıkmam on günü buldu. Denizi de tekneyi de özlemiştim. Heyecanla geldim o sabah. Hüseyin’de bir gariplik vardı yola çıkarken de ama ben yorgunluğa vermiştim. On gündür sürekli denizdeydi hepimiz için. Onunda üç erkek çocuğu vardı evde bakması gereken.”

“Hayri ağabeyim de vardı tabi O zaman üçtük sonra beşledi babam bizi!” diye güldü Hayri  yeniden. İkisinin de bakışından böyle araya girip kesmemesi gerektiğini anladı bu defa.

“Yine buraya geldik sakin diye. On gün boyunca Hüseyin’de hep buraya gelmişti.  Demir attığımızdan beri gözünün karada ve etrafta olduğunu sonradan farkettim. Benim on gündür yaşanılanlarla öyle içim şişmişti ki durmadan onları anlatıyordum ama o beni hiç dinlemiyor gibiydi. ‘Ne oldu dedim bir şeyden mi rahatsız oldun?’. ‘Yok’ dedi önce. Sonra kıvranmaya başladı. Bir şey diyecek ama diyemiyordu belli.Merak etmiştim iyice, hep aynı konular benim de canım sıkılmıştı zaten. İyice sıkıştırdım onu söylesin diye. Sonunda yumurtladı. Burada yüzen bir kadın ile tanışmıştı. ‘Bu kadar açıkta mı?’ dedim şaşkınlıkla. Karadan epeyce uzaktaydık. Öyle her baba yiğidin harcı değildi buralara yüzerek gelmek. Akıntı da çoktu ayrıca burada, adamın bütün enerjisini bitirirdi. ‘Evet’ dedi, ‘Bu kadar açığa yüzebiliyor o farklı biri!’. O an jeton düştü bende. “Nasıl farklı Hüseyin, evlisin oğlum sen?’. ‘Öyle değil!’ dedi gülerek”

Hayri’nin de gerildiğini görebiliyordu İldeniz. Az sonra babasının bir  çapkınlık hikayesini duyacağını anlamış gibiydi ama konunun İldeniz ile ne ilgisi vardı onu anlayamıyordu henüz.

“‘Kim oğlum bu kadın? Ben niye görmedim daha önce buralarda kimseyi? Ne halt ettin sen?’. Gerilmiştim ben de kesin. Kesin bir halt etti diyordum. Üç tane çocuk evde. Burası küçük yerdi bir de kadının ağzı da cıvıksa seyreyle manzarayı. ‘Ağabey öyle değil diyorum!’ diyerke iyice savunmaya geçmek zorunda kaldığı için asıl konuya bir türlü gelemiyordu. Ben ne bileyim onun ne anlatacağını tabi. Kadın deyince aklıma doğrudan  aşık olduğu geldi. ”

“Değil miymiş?” dedi Hayri gene gergin bir sesle bölerek.

“Yok oğlum yok! Baban dünyanın en sadık erkeğiydi senin.” dedi Hasan bey gülerek. İldeniz’e anlatayım derken yeğeninin gerildiğini farketmemişti.  Derin bir nefes aldı Hayri ve gevşedi yeniden.

“Neymiş amca haydi anlatsana ya!”

“Bırakırsan anlatacak!” dedi bu sefer İldeniz sabırsızlıkla. Hayri başını önüne eğdi mahcup bir şekilde.

“Neyse uzatmayayım. Meğerse Hüseyin’in tanıştığı kadın bizim gibi bir insan değilmiş.”

“Nasıl insan değilmiş?” dedi bu sefer hem İldeniz hem de Hayri. Dedelerinden masal dinleyen iki çocuk gibiydiler.

“Değilmiş işte. Ben de bilmiyordum böyle bir ırkın varlığını. Yani insan görünümlü tabi de değişik tam anlatamıyorum. Kadın suyun altında rahat nefes alabiliyor ve buralara kadar yüzebiliyormuş. Hüseyin’i farketmediği için yüzerek buraya kadar gelmiş ve ağlara takılmış. Hüseyin’de onu kurtarıp tekneye almış. Karşısında neredeyse iki metre rengi bembeyaz ve simsiyah gözlü bir kadın görünce çok şaşırmış tabi.”

Hayri hemen dönüp İldeniz’e baktı. İldeniz’de çok şaşkındı duyduklarına.

“Nasıl insan değilmiş?” dedi yeniden hayretle.

“Bunlar insanlar buraya gelmeden çok önce gelen bir ırkmış. Yer altında yaşıyorlarmış. Ruhsala’nın altında denize birleşen çok su kaynağı var. Yer altı akarsuarı ve göller yani. Bu mağaraları da oluşturan aslında binlerce yıldır buradan denizi besleyen o sular. Öyleymiş yani. Gaia bize öyle anlattı.”

“Sen de mi tanıştın amca?”

“Evet ben de tanıştım tabi. Denize açıldığımız o gün Gaia gelip tekneye çıktı hiç çekinmeden. Baştan korkmadım desem yalan olur. Sahiden bir kadın olduğu ilk bakışta anlaşılıyordu. Saçları vardı bizim kadınlarımız gibi. Yani vücudu da öyleydi. Sadece çok ince ve uzun, ıslakken de şeffafmış gibi duran garip bir derisi vardı. Kendilerine Agintalar dediklerini söyledi. Ben şoka girmiştim onu gördüğüm ilk gün. Bunca yıldır, hatta nesillerdir burada yaşayan bir ailem vardı ama kimsenin onlardan haberi yoktu. ‘Biz gündüz asla çıkmayız dışarı, yer altı mağaralarını takip ederek  suyun altından geliriz denize ve karanlıkta olsa çok açıklara yüzeriz. Balık için! Bizim bebek bekleyen annelerimiz sadece balıkla beslenirler.’ dedi. ”

“Hamile miymiş?” dedi İldeniz konunun kendisine yaklaştığını düşünüyordu artık iyice.

“Evet öyleymiş ama karnı hiç şişik değildi doğrusu. Aksine dümdüzdü. Onlarda hamilelik böyle olurmuş. Normalde yer altı sularında yetişen bitkiler ve mağaralarda büyüyen bir takım hayvanların etleri ile besleniyorlarmış. Ancak hamilelikte daha çok şeye ihtiyaçları olduğu için sadece balıklarda bulunan bir şeylerden yemeleri gerekiyormuş. Söyledi ama hepsini hatırlamıyorum şimdi. Biz tuttuğunuz balıklardan ona vermeyi teklif ettik. Kabul etmedi. O denizin  altında yakalayıp yiyormuş. Özellikle dip balıklarını.”

“Çiğ mi yiyormuş yani?”

“Sormadım o kadarını baban biliyordu daha çok şey. Ben sadece bir kaç kez gördüm. Onlar görüştüler bir süre. Yer altında gece ve gündüz olmadığı için bizim için gece olduğunda onlar için hareketlenme saati oluyormuş daha çok. Hamile olduğunu saklamak zorundaymış çünkü belirlenen eşinden değilmiş bebek. Bu yüzden gündüz kaçıyormuş denize. Gece kaçarsa görülebilir veya başkasına rastlayabilir diye. Sadece hamileler balık yediği için hemen belli olurmuş hamile olduğu o zaman! Özetle babanla epeyce konuşmuşlar. Zihin bağı kurabildiği için babanın dilini zorlanmadan konuşmuş tabi yani bizim dilimizi Türkçe’yi. İnsanların zihin seslerini falan da duyarmış öyle söyledi. ”

İldeniz hemen kendi duyduğu sesleri hatırladı yeniden. Hepsini bastırmıştı bir hayal olduklarını düşündüğü için. Bunu düşününce farketti ki fiziksel özellikleri ile tam olarak bu ırka ait gibiydi sanki. Üstelik Gaia hamileydi. Peki ya o zaman Arıkan ve Safinaz? Derin bir nefes aldı. Hikayenin tamamını dinlemeden peşin fikirli olmak istemiyordu. Belki de bambaşka bir şey çıkacaktı bunun sonunda.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s