Denizle Gelen – Bölüm 16

Gece boyu düşüncelerle dolu zihnini sakinleştirmeye çalışmaktan ancak sabaha doğru uyuyabilmişti İldeniz. Telefonun ısrarla çaldığında bir rüyanın içindeydi. Denizin içinde bir yerlerde yüzüyordu. Balıklar etrafında dansediyorlardı. Bir teknenin sirenine benzeyen bir ses duyduğunda hızla suyun yüzüne çıktı. Sahil güvenlik botu hızla kendine doğru geliyordu. Suyun üzerine öyle zamansız çıkmıştı ki, hemen panik halinde derinlere doğru inmeye çalıştı yeniden. İşte o sırada ikinci kez çalmaya başladı telefon ve açtı gözlerini. Gözlerini ovuşturarak telefonu bulmaya çalıştı komodinin üzerinde. Arayan Hayri’ydi.

“Hayırdır inşallah bu kadar ısrarla niye arıyor beni sabahın köründe?” diye söylendi kendi kendine ve açtı telefonu.

“İldeniz bacım uyandırdım mı kusura bakma!”

“Yok uyumuyordum.” dedi mecburen. Saatin kaç olduğunu bile bilmiyordu.

“Amcam seninle yanlız konuşmak istediğini söyledi. Hasan amcam, hani dün akşam bizdeydi ya. Herkesin içinde konuşmak istememiş. Ben de hemen seni aradım.”

İldeniz heyecanla doğruldu yataktan.

“Tamam nereye geleyim!” dedi heyecanını saklamadan . Bir yandan da “Biliyorudum, onun bir şeyler sakladığını biliyordum!” diyordu içinden.

“Sahile gelsin, senin tekneyle açılalım dedi”

“Hemen mi?” dedi İldeniz akşam çıkardığı kotunu gözleriyle aradı odada.

“Yok hemen değil. Saat üç gibi dedi. Sen sahile gelince ararsın beni gelirim bacım  uygun mu?”

“Tamam uygun!”

Telefonu kapatınca hemen saatte baktı. Saat on iki olmuştu. Nurhan teyze aşağıda onu bekliyor olmalıydı yine. Hızlıca duşunu alıp dışarı çıkacak gibi giyindi. Kadının ne kadar uzun konuştuğunu öğrenmişti artık. Kahvaltı ile başlayan sohbeti ancak bitirebilirlerdi. Sonra da hemen sahile inerdi.

Her şey aynı tahmin ettiği gibi oldu. Nurhan teyze anlattıkça o hiç söze karışmadan sessizce dinledi. Kediler etraflarında dönüyorlardı onlar konuşurken. Nurhan teyze onlara masadan yemek verilmesini istemediği için İldeniz hiç oralı olmuyordu hayvanların miyavlamalarına. Sonra alışıp müşterileri rahatsız ediyorlardı. Onların mamaları vardı zaten kaplarında. Kahvaltıya miyavlamaları arsızlıktan başkası değildi. Kediler İldeniz’den yüz bulamayınca gidip Nurhan teyzenin ayakları dibine kıvrılıp yalanmaya başladılar. İldeniz’de gözlerini ona dikip bitirdi Nurhan teyze vaktini ve saati gelince hemen veda edip çıktı pansiyondan. Bu defa ona nereye gittiğini söylemedi. Kadın dün akşam güzel vakit geçirdiği için bir şey demedi zaten. Belli ki bu gezme onu bir süre idare edecekti.

Hava iyice ısınmıştı, hızlı adımlarla yokuşu inip,ağaçlıklı yola ulaştı. Bir an nedense halasının dikkatli olması için söylediği sözler geldi aklına tedirgin oldu. Ne diye teknede buluşuyorlardı ki acaba. Açılıp onu denizemi atmayı planlıyordu amca yeğen.

“Saçmalama İldeniz nereden çıktı bu paranaoya!” dedi kendi kendine. Ayrıca o çok iyi bir yüzücüydü. Denizde boğulması için şartların iyice kötü olması gerekirdi.

“Saçmalıyorum!” diyerek susuturdu zihnini. Halasını aramamıştı bu gün muhtemelen onun endişesini hissediyordu. Hemen çantasından telefonunu çıkarıp aradı kadını. Gece arayıp bir şey öğrenemediğini ve sağ salim geldiğini söylemişti zaten ama o eve gittiğinden beri iyice tedirgin olan hala sabah yeniden aramasını istemişti.

“Ne yapayım iyiyim, sahile gidiyorum!” dedi halasına. Bu günü kendine ayırıp hava almaya karar verdiğini anlattı. Hasan bey ve Hayri ile teknede buluşacağım demedi. Halası sevindi onun sesini duyduğuna. O gün için rahat duracağını anlayınca iyice sevindi ve uzatmadı fazla. Kapattılar.

Sahile vardığında Hayri onu bekliyordu.

“Erken gelince burda bekliyeyim dedim! Hasan amcam da gelmedi daha!”

“Sana bir şey bahsetti mi?” dedi İldeniz merakla.

“Yok herkesin içinde konuşulacak şeyler değil bunlar dedi. Önce seni bir görmek istemiş akşam. O yüzden gelmeni istemiş kalabalık olacağını bildiği halde. Bir de diğerlerinin bilmesini istemiyormuş bu bildiklerini.”

“Allah Allah iyice merak ettim şimdi. Tekneyle açılacak mıyız?”

“Açılalım dedi amcam!”

“Açılmamıza ne gerek var. Burada konuşalım işte!”

“Ne bileyim o öyle deyince, ben de ses etmedim!”

“Açılmayalım bence gerek yok!” dedi İldeniz kararlı bir sesle.

Hayri onun tedirgin olduğunu anladı hemen.

“Konuşurum ben amcamla İldeniz bacım. Korkma kötü biri değildir amcam”

İldeniz dudaklarını ısırdı, ona düşüncesini söyleyip söylememekte tereddüt etti önce sonra pat diye söyleyiverdi. Niyeyse garip bir güven veriyordu insana Hayri.

“Öyle değil de! Yani dün ben şüphelenmiştim bir şeyler sakladığına öyle imaları, bakışı falan. Sonra acaba babamla aralarında bir husumet mi var diye düşündüm. Olur ya! Yani bizimkiler belki ondan gittiler buralardan. Şimdi ben onunla bir teknede açılmak istemedim işte bu yüzden!”

Hayri hayretle dinledi kızın söylediklerini.

“İlahi İldeniz bacım. Amcam hiç öyle biri değildir. karıncayı incitmez bu bir, ikincisi evellalah ben varken kimse senin kılına dokunamaz. İçin rahat olsun. Yine de çok tedirgin olduysan açılmayız ben derim amcama!”

“Kusura bakmadın değil mi?”

“Yok neye kusura bakayım. Sen de haklısın kız başına çıkmış gelmişsin. Biz seni bir ev esürükledik şimdi tekneyle denize diyoruz. Düşününce haklısın aslında. Düşüncesizliği biz etmişiz kusura bakma!”

“Yok lütfen. Sana güveniyorum. Tamam açılalım da amcan da rahatca anlatsın bari. Madem kimse görsün istemiyor!” dedi İldeniz bu sefer.

Hayri’de bilemedi kız birdne fikir değiştirince.

“E gidelim tekneye doğru amcam gelmiştir belki!” diyerek  dönüp yürüdü yine. İldeniz’de arkasından gitti.

Hasan bey gelmiş, teknenin içinde onları bekliyordu. Uzaktan bakınca görünmeyeceği bir yere yerleşmişti. Belli ki bu gün burada İldeniz ile görünmeyi hiç istemiyordu gerçekten.  Birlikte tekneye binip selamlaştılar. Adam İldeniz’den kaçırıyordu gözleriniz. İldeniz tedirgin olsa da Hayri’nin tekneyi hareket ettirmesine bir şey demedi.

Fener adası hemen ilerideydi. Hasan bey Hayri’ye tekneyi diğer yana  sürmesini istedi. Ruhsala’nın bittiği burundan diğer koya geçiş yaptılar. Burada bir yerleşim yeri yoktu. Kıyıda tek tük evler seçiliyordu.

“Biz Hüseyin ile buraya çok gelirdik beraber.” diye birden bira konuşmaya başladı Hasan bey. Hayri’ye eliyle tekneyi durdurmasını işaret etti. Hayri meraktan öldüğü ve İldeniz’in de tedirgin olduğunu bildiği için hemen demiri atıp yanlarına geldi.

“Burada balık daha çok olurdu bizim taraftan. Orada liman olduğu için kirliydi de deniz. Oysa burada pırıl pırıldı. Sürüleri gözünüzle bile görürdünüz. İkimizden birimiz balığa çıkamasakta diğerimiz mutlaka buraya uğrar öyle dönerdi Ruhsala’ya. Çünkü bir süre sonra bizi buraya getiren balıktan başka nedenlerimiz de oldu.”

İldeniz heyecanla kıpırdandı yerinde, Hayri amcasının ağzının içine bakıyordu. Hikayenin içinde babasının da olması iyice merakını arttırmıştı.

Hasan bey devam etti anlatmaya, “Şu evlerin olduğu yerin arkasında mağaralar vardır. Eskiler bilir. Hayri’de bilir babasıyla beraber gitmiştik küçükken. O mağaralarda hep hayaletlerin olduğu konuşulur. Hatta onların zaman zaman insanlara göründüğü haberleri yüzünden defalarca mağara ve çevresi aranmış ama bir ize rastlanamamıştır.”

“Evet babam anlatırdı hep. Var derdi o inanırdı orada olduklarına!”

“Bu lafların çıkma nedeni de babandı zaten!” dedi Hasan iç geçirerek, “Daha doğrusu biz en doğrusunun bu olduğuna karar vermiştik!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s