Denizle Gelen – Bölüm 14

Bir anda sahili yosunlar, tahta parçaları, araba lastikleri ile dolu  gördü. Tıpkı Arıkan’ın anlattığı gibi. Yine onun anlattığı gibi sarılı olduğu battaniyenin köşesini farketti sonra. Tam oraya doğru adım atarken durdurdu kendini.

“İldeniz başına güneş geçti senin herhalde! Yine hayaller görmeye başladın!”

Hızla çıktı suyun içinden ve ayakkabılarını giydi ıslak ıslak. Adanın geri kalanına da şöyle bir bakındıktan sonra izin alıp evin ve fenerin içine girdi sonra. Buralarda olmak ona fazla bir şey hissettirtmedi. Sahilde duyduğu yoğunluk gördüğü hayali bastırmasının ardından kaybolmuştu.

Yeniden etrafına bakınıp bahçeye kurulan masaya diğerlerinin yanına gitti. Suzan bşr semaver çıkarmış hepsi birden çay içmeye başlamışlardı.

“İldeniz hanım tanıdık geldi mi size bir şeyler? Adamız çok güzeldir!” dedi Nedim.

“Ben yaşıma gelmeden ayrılmışız buradan ama rahmetli annem ile babam çok anlatırlardı. O yüzden gelip kendi gözlerimle görmek istedim. Daha sonra yeniden gelip arkadaki sahilden denize girsem sizin için sorun olur mu?”

“Yok olur mu? Gelin hatta arkadaşlarınızı da alın gelin, biz size yemekler de hazırladır, piknik gibi güzel bir gün geçirirsiniz. Bir telefon edin yeter. Yapıyoruz zaten biz bu işi değil mi Suzan?”

Kadın çay bardağı dudaklarında başını sallladı hemen.

“Ben yanlız geleceğim çok sağolun. Bir öğle yemeği yerim o zaman ben de!” dedi İldeniz Nedim beyin mesajını aldığını belli etmek için, “İnsallah başka sefer eşim dostumla gelirim yerinize!”

“Tabi, tabi ne zaman isterseniz. Hatta adanın şu ucuna tahta evler yapalım, isteyen gelsin kalsın da istiyoruz. Ne dersiniz iyi olmaz mı?”

“Olur tabi neden olmasın!” dedi İldeniz yeniden. Bu arada Suzan hanım hemen ona da bir çay doldurmuştu.

“Ne zaman isterseniz gidebiliriz!” dedi Hayri kızın sıkıldığını anladığı için.

“Çayımı içeyim kalkalım!” dedi İldeniz, sonra Suzan hanıma döndü “Bunun için bir ödeme yapmam gerekiyor mu?”

Kadın kıpkırmızı oldu birden, “Yok olur mu hiç afiyet olsun bunlar ikramımız hep!”

“Sağolun!” diyerek hızlıca çayını bitirdi ve ayağa kaktı İldeniz.  Hayri’de kalktı peşinden.

“Nedim ağabey teşekkürler, İldeniz hanım yeniden geleceği zaman ararım ben seni!”

“Tamam Hayrim! Selamlar evdekilere. İldeniz hanımı da her zaman bekleriz!”

Hayri ve İldeniz tekneye doğru yürümeye başladılar onları arkalarında bırakıp.

“Nedim ağabey biraz para canlısı bir adamdır ama iyi insandır. Siz onun kusuruna bakmayın. Hani aile dostumuz filan da dedim ki daha çok şeyetmesin diye. İnşallah sorun olmamıştır sizin için!”

“Olmadı teşekkür ederim. Babalarımız tanışık olduğuna göre aile dostu sayılır herhalde!”

Tekneye bindiler ve Ruhsala’ya doğru hareket ettiler yeniden.

“Burada deniz kazalarının tutulduğu bir yer var mıdır? Bir bilgiye bakacak olsam!”

“Sahil güvenlikte olur öyle bilgiler burada ancak? Burası küçük yer bir tekne kaza yapsa herkes duyar zaten? Hayırdır bir tanıdığınız mı var?”

“Yok babam anlatmıştı da bir şeyler onun için bakacağım. Çok büyük bir deprem olmuş o zamanlar!”

“Ben bebektim o depremde hep anlatırdı babam. Zaten çok kötü bir fırtına varmış, üzerine yer gök karışınca kıyamet kopuyor sanmışlar”

Bu arada Ruhsala sahiline varmışlardı konuşurken. Hayri atladı tekneden sonra onun  inmesine yardım etti.

“İldeniz hanım yanlış anlamazsanız bu akşam sizi soframıza buyur etmek isterim Karım ve iki çocuğumdan başka kimse yok evde. Hem konuşuruz uzun uzun, madem babalarımız da ahbapmış. Amcamgilin evi de bize çok yakın onları da çağırırız belki o  hatırlar sizinkileri!”

“Ah sahi mi diyorsunuz? Çok sevinirim gerçekten!” dedi İldeniz. Sonra Nurhan hanımın ona hazırlayacağı dolmalar geldi aklına. Bunları kaçırmak istemiyordu ama o yaşta bir kadına da yemek hazırlatıp gitmemek olmazdı şimdi.

“Bu gün değilde yarın gelsem olmaz mı, Nurhan teyze dolma yapacaktı bana, ayıp olur şimdi? Yarın gelsem olur mu?”

“Daha iyi olur Kerime’de şöyle güzel bir sofra kurar bize!” dedi Hayri keyifle.

“Aman yorulmasın, sohbet yeter!” dedi İldeniz.

“Olur mu bacım!” durdu sonra söylediğini farkedip.

İldeniz gülünce devam etti “İldeniz bacım sende numaram var ararsın sen!”

“Tamam görüşmek üzere çok teşekkür ederim. Borcum ne kadar şimdi?” dedi İldeniz nazikçe.

“Benden bu sefer!” dedi Hayri elini göğsüne vurarak.

İldeniz yüzünde kocaman bir gülümseme ile döndü pansiyona. Beklemediği kadar yaklaşmıştı belki de bir şeylere. Ertesi akşam Hayri’lere eli boş gitmemeye karar verdi. Hem bu gün tekne, hem yarın yemek yük olacaktı insanlara. Kalbi küt küt çarpıyordu yeni bir şeyler öğrenme umuduyla.

Nurhan hanımın dolmalarının ocakta olduğu pansiyonun kapısından anlaşılıyordu. Mis gibi bir yemek kokusu yayılmıştı bahçeye. Sofrayı olsun kurmaya yardım etmek için hızlandırdı adımlarını.

Yaşlı kadınla beraber uzun bir gece geçirdikten sonra izin isteyip odasına gitti İldeniz. Nurhan hanım gerçekten konuşmayı çok seviyordu. Sürekli de çay içiyordu. Bir semaver çayı kendi başına içip bitirmişti konuşurken. Sıkılıyordu besbelli bu tepedeki evde kendi başına. Dolmalar muhteşemdi ama gerçekten. Halası da yapardı arada bir kabak çiçeği dolması ama Nurhan teyzenin yaptıkları daha güzel olmuştu onlardan.

O kadar yorulmuştu ki hiç bir şey düşünemeden uykuya daldı yatar yatmaz. Gece boyu bir sürü rüya gördü ama uyanmadı. Kalktığında bir tanesini bile hatırlamıyordu. Bu defa düne nazaran daha erken uyanmıştı. Saat henüz dokuzdu. Akşam gelince duşa girme şansı olmadığından hemen kendini banyoya attı. Su vücudundaki bütün herşeyi alıp götürüyor gibi hissederdi hep. Yine gözlerini kapatıp suyun bedeninde akmasını hissetti bir süre sonra yıkanıp çıktı. Dışarıdan gelen seslere bakılırsa Nurhan teyze kalkmıştı çoktan ve kedilerle konuşuyordu. Bahçede dolanan üç tane kedisi vardı. Mahallenin kedileri de onun mama verdiğini görünce dadanmışlardı bahçeye. Kadıncağız da her birine bir isim bulmuş hiç karıştırmadan onlara adları ile sesleniyor besliyordu. Bahçenin asıl kedileri kıskançlık yaptığı için onların mamalarını ayrı yere koyuyordu sadece. Üçü de kendi mama tasları diğer kedilerinkinin yanında olunca yemiyorlardı.

“Kaprisli bunlar!” diyordu Nurhan teyze onlardan bahsederken, “Nasıl insanın her huyu olandan var! Bunlar da öyle. Alışıyor insan her birine işte. Evlat gibiler benim için!”

“Senin hiç çocuğun yok mu Nurhan teyze?” diye sormuştu dün akşam otururlarken İldeniz. Sonra Nurhan teyze anlattıkça anlatmıştı aile hikayelerini .Öyle çok anlatmıştı ki hatta İldeniz şimdi hiç bir şey hatırlamıyordu bile. Öyle dinlemişti sessiz sessiz. Sonra bir ara araya girimeyi becerip iyi geceler deyivermişti Yoksa kadıncağız daha anlatacaktı belli ki.

Akşam Hayri’lere gideceği için çarşıdan bir tatlı almayı planlıyordu. Sonra da sahil güvenliğe gidip sorularını soracaktı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s