Denizle Gelen – Bölüm 13

Hayri bu tuhaf görünümlü kızın adaya kilitlenmiş gibi bakmasına güldü içinden.

“El kadar ada niye bu kadar heyecanlandırıyor ki acaba?” diye geçirdi içinden. Babası bu işi üstlenmişti zamanında, diğer balıkçılarda onun adaya yolcu taşımasına alıştıkları için oralı olmamışlardı hiç. Babası Hüseyin öleli bir kaç yıl oluyordu Hayri’nin. Şimdi o yapıyordu babadan kalma işi. Balıkçılık çok kazandırmıyordu zaten eskisi gibi. Evli iki tane de çocuğu vardı. Pek canı istemese de dolmuşçuluk dediği bu işi de yapıyordu mecburen. Adaya çok gelen giden olmasa da faydası oluyordu. Fenerin adada olması ilgi çekiyordu zaten. Daha çok fotoğrafçılar geliyordu buraya. El kadar adanın başka ne özelliği olacaktı ki. Üzerindeki her yerde olan bir fenerdi nihayet. Fener sevenlerde vardı tabi. Bir fenerde yaşamayı hayal edenlerde. Bu kızın ki öyleydi belki, sessizliği bozmak için sohbet açmak istedi. Yolcuların başka şeyler içinde onu tercih etmesi için mutlaka sohbet açardı.

“Babam da bu işi yapardı benim!”

“Neyi?” dedi İldeniz dikkatini adadan çekerek, motorun sesinden ve dikkati Hayri’de olmadığından tam duyamamıştı dediğini.

“Babam diyorum! Hüseyin kaptan! O da yapardı bu adaya taşıma işini!”

“Şu tepenin altındaki köyden Hüseyin mi?” dedi İldeniz sabah Nurhan hanımla konuştuklarını hatırlayarak, “Korku hikayeleri anlatan!” dedi sonra gülerek.

Hayri hem şaşırdı hem de eğlendi kızın sözleriyle, “Vallahi tam olarak o! Bu kadar meşhur mu olmuş babam?”

Başını salladı İldeniz gülerek devamını anlatmadı. Birden bire kendi babasının anlattığı balıkçı geliverdi aklına. Onları adaya götüren ve annesini tedirgin eden. O da Hüseyin’di ya işte. Şimdi aklına gelmişti daha. Ailesini tanıyan birini bulmuştu demek şimdiden. Bu gün uyandığından beri sürekli bu ismin karşısıne gelmesinin nedeni buydu demek!

“Babanızla tanışıp hikayelerini dinlemeyi çok isterim!” dedi hemen Hayri’ye dönerken.

“Rahmetli oldu babam!” dedi Hayri üzgün bir ifadeyle.

“Ah ! Çok özür dilerim, sabırlar diliyorum. Benim de annem ve babam göçüp gittiler bu dünyadan. Bu adaya gitme nedenim de onlar!”

“Allah razı olsun! Sahi mi? Onlar mı çok istermiş burayı görmek!”

“Hayır! Onlar burda yaşamışlar, ben burada doğmuşum! Büyük ihtimalle de babanızla tanışıklarmış bizimkiler.”

Hayri iyice şaşırmıştı, “Dünya ne küçük, hepsi cennette biz şimdi beraber adaya gidiyoruz şansa bak!”

“Evet ben de çok şaşkınım!”

Bu arada adanın küçük iskelesine varmışlardı bile.

“Beni bekleyeceksiniz değil mi? Çok sürmez zaten!”

“Tabi!” diyerek onun peşinden tekneden atladı Hayri.

İldeniz onun da yanında geleceğini hiç düşünmemişti ama bir şey demedi. Sonuçta onun varlığı yapacaklarına engel değildi. Hatta o ev sahibi ile sohbet ederken kendi kendine rahatça gezebilirdi belki.

Nedim bey ve karısı teknenin sesini duyunca iskeleye  yürümeye başlamışlardı bile misfarilerini karşılamaya. Onlar fenerin turistik bir yer olmasını çok istiyorlardı. Hatta izin alabilirlerse fenerin hemen önüne bir yere çardaklı bir çay bahçesi veya kafe gibi bir yer açmak planları vardı. Bu yüzden gelenleri güler yüzle karşılamaya başlamışlardı şimdiden ki kafelerini açtıklarında da gelsinler.

“Hoşgeldiniz! Buyurun, buyurun!” diyerek elindeki tepside bulunan limonataları uzattı Nedim beyin karısı Suzan.

İldeniz böyle bir karşılama beklemediği için şaşırmıştı ama bu sıcak havada buz gibi bir limonataya da hayır demek olmazdı. Hemen uzanıp aldı bardaklardan birini kana kana içti.

“Oh! Ne kadar güzel geldi bilseniz. Çok teşekkür ediyorum, elinize sağlık!”

“Afiyet olsun, gelin feneri mi görmeye geldiniz?” dedi Nedim hemen.

“Nedim ağabey hanımefendi bizim aile dostumuz uzaktan geldi.  Ailesi bu adada yaşamış, o yüzden gelip gezmek istedi!” dedi hemen araya girip. Bu onun hanım yabancı değil ona göre davran deme şekliydi. Ailelerinin tanışık olduğunu duyunca hemen koruyup kollama moduna geçmişti İldeniz’i.

Gülümsedi İldeniz. Hayri’nin bu korumacı tavrı da hoşuna gitmişti. O da fırsatı kaçırmadı bu yüzden, Nedim bey ağzını açamadan , “Siz biraz dinlenin sohbet edin biraz, bende kendi başıma anıları yad edeyim olur mu?” deyiverdi.

Hepsi başlarını sallayıp onayladılar, Nedim bey bahçeye kurdukları masaya Hayri’yi davet etti mecburen. Üçü dönüp o yöne giderken, İldeniz’e dönüp, “Biz buradayız ihtiyacınız olursa!” diye seslendi yine son bir hamleyle.

“Tamam!” dedi İldeniz ve daha tekne yanaşırken dikkatini çeken sahile doğru yöneldi hemen. Babasının onu bulduğunu söylediği sahile. Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki nefesi kesilmeye başladı yavaş yavaş. Hızlı yürümeyi bıraktı rahatlamak için. Sahile yaklaştıkça vücudu onun dışında garip bir tepki veriyor gibiydi şimdi. Önce bir üşüme geldi üzerine güneşin altında, sonra hem nefesi hem üşüme hissi geçti. Taşlardan hoplayarak sahilin kumuna ayak bastığında burada saatlerce oturmak için bir istek yayıldı içine. Küçük ama çok güzel bir plajdı. Açık renk kum denizin içine kadar devam ediyordu. Adanın boyuna göre küçük bir koy olduğu için hilal şeklini almıştı kumlar. Sonra birden toprak başlıyordu gerisinde. Sanki plaj olsun diye buraya özellikle kum dökülmüş gibiydi.

Aniden ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını suya sokmak istediğini farketti. Denize karşı her zaman zaafı olmuştu ama bu deniz heryerdekinden başka bir çağrıya sahipti sanki. Yanında mayosunu getirmiş olmayı çok isterdi. Şimdilik sadece ayaklarını suya sokmakla yetinmek zorundaydı. Dizlerine kadar suyun içine girdiğinde yüzünü karaya Ruhsala tarafına döndü. Fırtınalı bir günde ada ve kara arasındaki bağlantı kopardı gerçekten. Çok iyi yüzenler sakin havalarda adaya kadar yüzebilirdi belki ama normal şartlarda burası ancak tekne ile ulaşılabilecek mesafedeydi. Gerçek ailesi onu tekneye bindiği sahilden denize düşürmüş olsa, dalgalı ve  coşkun bir denizin onu sağ salim bu kıyıya kadar getirmesi gerçekten de mucize olurdu. Bir tekne batmış veya o tekneden düşmüşdüyse belki daha mantıklıydı buraya ölmeden sürüklenmesi. Tekrar yüzünü denize döndü. Kum bir süre daha gözüktükten sonra denizin rengi hemen laciverte dönüyordu. Demek ki biraz ilerledikten sonra birden bire derinleşiyordu burası. Yakından geçen bir tekneden düştüğünde dalgalar nefesi kesilmeden onu buraya kadar sürükleyebilirdi. Batan bir tekneden de düşmüş olabilirdi tabi. Babasının söyledine göre o gece batan bir tekne bilgisi ya da kaybolan bir bebek bilgisi verilmemişti. Belki de Arıkan ve Servinaz kendilerini böyle olduğuna inandırmışlardı tabi.

“Araştırmaya burdan başlamalıyım demek ki!” dedi kendi kendine. Yüzünü sahile dönüp baktı. Babası onu tam olarak nerede bulmuştu acaba? Sahil o anda nasıl görünüyordu ?

 

 

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s