Denizle Gelen – Bölüm 12

İldeniz ilk gece çok garip rüyalar gördüğü için sürekli uyandı. Karanlık bir yerde yüzlerini seçemediği gölgelerle beraberdi. Çığlıklar ve karmaşa vardı. Birden bire kendini buz gibi bir suyun içinde buluyor ve nefes alabilmek için uyanıyordu. Gözlerini kapatıp yattığında rüya tekrarlanıp duruyordu. Sonunda buraya gelmenin onu psikolojik olarak etkilediğine karar verdi ve çok terlediği için kalkıp bir duş aldı. Ilık su onu rahatlatmıştı. Sabah ezanı okunurken içinden  sakin olmak için dualar ederek rahat bir uykuya dalabildi.

Uyandığında öğlen olmuştu. Böylesine vakit kaybetmeyi hiç aklından geçirmediği için hemen fırladı. pansiyonun ücrete dahil olan kahvaltısı için çok geç olmuştu. Çarşıda gördüğü fırına uğrayıp bir poaça alıp sonrada fenere gitmek için balıkçıların olduğu sahile inmeye karar verdi.

“Günaydın güzel kızım” dedi pansiyonun sahibi olan yaşlı kadın. Tek başına yaşadığı için bahçe içinde iki katlı eve ona büyük geliyordu. Bu yüzden kendi üst katta yaşayıp alt kattaki odaları da isteyenlere kiraya veriyordu. Yaşı ileri olduğundan sadece kahvaltı vermeye canı yetiyordu. Temizlik için evi temizleye gelen kadın yardımcı oluyordu. Ona da cüzi bir miktar ödüyordu ekstra odalara baktığında. Ev tepede olduğu için giriş katından bile deniz görülebililyordu. İnternetten evin sade  ve şirinliğini beğenerek burayı seçmişti İldeniz ve tabi fiyatının da uygunluğunu beğenmişti.

“Günaydın Nurhan teyze!” dedi kadına gülümseyerek.

“Kahvaltını hazırladım hadi gel dedi kadıncağız” ona arka bahçeyi göstererek.

“Zahmet etmeseydiniz saat 12:00 oldu ben uyuyakalmışım!”

“Olur mu çocuğum sen verdin bunun parasını bir kere, istersen gece kalk yine de ben hazıralarım. Genç kızsın aç acına gezilir mi hem. Gel kahvaltını et, bir şey demezsen ben de yanında bir çay içerim laflarız!”

“Tamam!” dedi İldeniz gülümseyerek. Kadının iyi niyetinden de hoşlanmıştı.

“Yazık kim bilir neyin peşinde geldi buralara bu çocuk” demişti onunla konuşurken içinden. İldeniz yeniden düşünceler duyduğunu farkedince irkildi. Uzun zamandır başka insanların iç seslerini duymamıştı ve onların kendi zihin oyunları olduğuna kendini inandırmıştı. Dün zor geçen gecenin ardından belli ki zihni ona yeniden oyunlar oynuyordu. Bu gece erkenden yatıp bir daha böyle şeyler olmasına izin vermeyecekti. Bunları düşünerek masaya oturdu. Nurhan hanım semaverden ikisine birer tane çay doldurdu.

“Haydi ye bakalım. Pekte soluksun baksana! Allah boy vermiş ama renk vermeyi unutmuş sana!”

Gülümsedi İldeniz, farklı oluşunun yüzüne vuruluşuna alışıktı.

“Vardı senin gibi birileri buralarda da, şu tepenin aşağısında bir köy var bildin mi?”

“Hayır bilmiyorum” dedi İldeniz ilgiyle, “Senin gibi birileri var” sözü tetiklemişti merak duygusunu yeniden, “Bana benzeyen birileri mi yaşıyor o köyde Nurhan teyze?”.

“O köyde bir balıkçı Hüseyin vardı” diye devam etti Nurhan hanım çayından “hüüp” diye kocaman bir yudum çekti önce, “Yok o esmer tıknaz adamın biriydi nereden benzeyecek sana!” dedi sonra gülerek.

İldeniz kadının nereye bağlayacağını merak ettiği için bölmedi bu sefer.

“Sen neden geldindi sahi?” dedi bu sefer konuyu değiştirip Nurhan hanım.

“Ben burada doğmuşum Nurhan teyze merakımdan geldim göreyim diye Hüseyin beye ne olmuş anlatıyordunuz?”

“Ha balıkçı Hüseyin mi?”

“Evet aşağıdaki köyde yaşıyormuş hani?”

“Yaşıyor evet sağ hâlâ! Oğlu var onunla yaşıyor, karısı çok iyi kadındı rahmetli öldü üç yıl önce. Adam da yanlız kaldı tabi. Erkek çocuk evde bir kadın var gibi olur mu olmaz!”

“Vardı senin gibi birileri buralarda dediniz ya! Ben  onu merak ettim aslında!”

“E buralıymışsın zaten olur tabi! Kimlerdendin acaba?”

“Benim ailem adada yaşamış fenerde! Ben orada doğmuşum!”

“A deme! Ertan beylerin feneri orası. Bırakıp gittiler sonra, çok laf çıktı arkalarından korktular falan ama ne  var korkacak işte bizim buralı pek sever hikaye uydurmayı. Hele o Hüseyin hep o korkutuyır geleni!”

Yaşlı kadın büyük ihtimalle unutkanlıktan lafı o kadar çok dolandırıyordu ki İldeniz sabretmekte zorlanmaya başlamıştı. Buraya korku hikayeleri değil, kendine benzeyen birilerini bulmaya gelmişti hakikaten ve kadıncağız ne güzel tam onu diyecekken oradan oraya atlamaya başlamıştı.

“Neyse Nurhan teyzeciğim karnım doydu ellerin dert görmesin. Ben şimdi kasabaya ineyim bir kaç işim var onları yapayım!”

“E ne güzel çay içiyoruz gidersin sonra!” dedi Nurhan teyze bozulmuş gibi, üçüncü çayını doldurmuştu semaverden, sohbeti de sevmişti belli ki, “Sıcak vurdu da ondan gidiyosun değil mi? Bu saatte böyle olur bu  asmanın altı. Sen yarın sabah erkence kalk bak burası nasıl serin oluyor. İstersen bir su dökeyim azcık serinlesin yerler?”

“Yok teyzem hiç yorma kendini, ben şimdi gideyim dönüşte görüşürüz tekrar.”

“Akşama kabak  çiçeği dolması yapayım mı sana sever misin?”

“Nurhan teyze akşam yemeği  veriyor musun? Bilmiyordum!”

“Veriyorum sevdiğime sadece, sen gel birlikte yeriz. Benim soframdan bunlar paralı değil, aşağıda pis şeyler yeme dışarılarda, iyice solacaksın!”

“Tamam teşekkür ederim!” dedi İldeniz. Sevmişti bu kadını. Sırt çantasını alıp doğruca balıkçıların olduğu sahile gitti. Gerçi dün ona kart veren adamı aramamıştı. O da fenerdekileri arayıp haber veririm falan demişti ama unutmuştu nedense.

“Şansımı deneyeyim bakalım!” diyerek evden çıkıp ağaçların gölgelerinden giderek tepenin aşağısında kalan kasabanın merkesine doğru yürüdü ağır ağır. Hava gerçekten sıcaktı. Garip bir şekilde nem hissetmemişti gece. Sıcağın ve hava değişiminin etkisiyle görmüştü o garip rüyaları kesin. Zihni acabalarla boğuşmaktan çok yorgundu zaten.

Sahile gelince çantasının içinden balıkçının kartını buldu. Teknelerin bir kısmı buradaydı ama güneşin kavurduğu sahilde kimseler yoktu ondan başka. Telefon çalarken ileriden Hayri koşarak geldi el sallayarak.

“Gördüm sizi de ondan açmadım!” dedi nefes nefese, “Fenere mi?”

“Evet ama önceden aramayı unuttum sorun olur mu oradakiler için!”

Henüz nefesini toparlayamayan Hayri telefonu gösterdi ona, “Ben şimdi arar sorarım!”

Sonra numarayı bulup çevirdi “Alo! Nedim ağabey, benim ben Hayri. Napıyosun ağabey?”

Karşıdaki bir şeyler anlattı bir süre, “Güzel ağabeyim bir hanım var burada, adayı görmek  istiyor, iznin olursa getireyim!”

Karşıdakinin olur verdiğini Hayri’nin kafasını sallayıp durmasından anladı İldeniz, adam ne söylerse o da tekrar ediyordu farkında olmadan zaten.

“Tamam gidebiliriz!” dedi telefonu kapatınca İldeniz’e bakıp. Kız ondan bir kaç santim uzun olduğu için yüzüne bakarken gözlerini kısıyordu güneş yüzünden. Eliyle onu takip etmesini işaret etti ve teknelerin olduğu tarafa doğru yürüdü.

“Gezmeye mi geldiniz Ruhsala’ya?” dedi yolda laf olsun diye söylediği her halinden belliydi.

“Evet dedi İldeniz” gözü adada. Kalbi hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı. Deniz zaten hep heyecanlandırırdı onu ama şimdi bu adaya gitmek bambaşka bir şeydi.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s