Denizle Gelen – Bölüm 11

İldeniz babasının hasta da olsa anlattığı hikayenin etkisinde Ruhsala’ya geri geldi böylece yıllar sonra. Buradan ayrıldığından bir yaşında bile olmadığından hiç bir şey hatırlamıyordu elbette. İlk iş olarak fenerin gözüktüğü sahile  gidip uzaktan bir zamanlar babasının onu bulduklarını söylediği yere ya da belki sadece doğduğu yere baktı uzun uzun.

Balıkçılar yine aynı yerde ağlarını düzeltiyorlardı. Anne ve babasının buraya ilk geldiklerinde durdukları yerde durduğunu bilmiyordu elbette o sırada.

Genç bir balıkçı onun uzun uzun fenere baktığını farkedince yanına geldi “Merhaba fenere mi gitmek istiyorsunuz?” diye sordu çekinerek.

İldeniz onun sesiyle irkildiği için önce kendisine sorulanı toparlayamadan baktı genç balıkçının yüzüne.

“Fenere gitmek isterseniz ben teknemle yardımcı oluyorum!” dedi balıkçı tekrar.

“Teşekkür ederim. Evet oraya gitmeyi çok istiyorum ama şimdi değil. Daha sonra sizi bulabilir miyim yine burada?”

“Ben size kart vereyim bir saniye bekleyin!” diyerek teknesine doğru geri gitti balıkçı.

Demek oraya gidebiliyordu istediği zaman, kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Önce kalması için ayarlanan yere gidip eşyalarını bırakacak ve kendine bir hareket planı yapacaktı. Şimdi oraya gidip sonradan aklına gelen bir şeyler için geç olmasını istemiyordu. Küçük fener adasında aklına gelen her şeye bakası vardı.

Balıkçı kartını alıp geri geldi, “Adım Hayri. Balığa çıkmadığım zamanlar buralarda olurum zaten. Değilse de aramanız yeter!”

“Tamam çok teşekkür ederim. Şey fenerde yaşayanlar var mı şu anda?”

“Evet bir aile var sürekli orada yaşayan.”

“Onlar için sorun olmaz umarım adaya gitmem?”

“Hayır onlar alışıklar merak etmeyin. Ben onlara da geleceğinizi haber vereceğim zaten gitmeden önce”

“Tamam o zaman görüşmek üzere” diyerek kasabaya doğru geri döndü İldeniz. Fenere gitmek için sabırsızlanıyordu. Şu anda bakmak için ilk aklına gelen yer orasıydı. Ailesi burdan ayrılalı çok uzun zaman olduğu için onları hatırlayan birilerini bulup bulamayacağından emin değildi.

Sorarak yer ayırttığı pansiyonu buldu. Çok pahalı bir yer olmamasını tercih etmişti. zaten bu küçük yerde çok dikkat çekmekte istemiyordu. Odasına geçince balkonundan az da olsa fener adasının göründüğünü sevinçle farketti. Geceleri babası gibi fenerin ışığına bakabilirdi buradan. Bir fenerde yaşamış olmayı deneyimlemeyi isterdi aslında. Hem de çok isterdi. Hele ki böyle denizin ortasında bir fenerde. Dört tarafı o çok sevdiği deniz ile çevrili kendine ait bir adada saatlerce yüzebilirdi. Babası adanın arka kısmında bir sahil olduğundan bahsetmişti. Buradan seçemiyordu ama babasının onu bulduğunu söylediği sahile mutlaka bakacaktı. Hatta izin verirlerse oradan denize girmeyi bile hayal ediyordu. Tıpkı Arıkan ve Servinaz’ın yaptıkları gibi.

Onu bulmaları değilse bile buradan apar topar ayrılmalarına ne sebep olmuş olabilirdi ki başka.

Halası bu durumu ona “Servinaz düşüklerden sonra ruhsal olarak çok yıpranmıştı. Zavallı kız bebeklerin karnında ölmesinden hep kendini sorumlu tutuyordu. Bir bebeği yaşatamadığı için kendini suçluyor ve bir daha bir daha denemek istiyordu bu yüzden. Arıkan onun sağlığı için çok endişeleniyordu ve kendisi fenerleri çok sevdiği için onun fikrini almadan bu adaya sürüklediğini ve kızın burada insanlardan uzak ruh sağlığının iyice bozulduğunu düşünüyordu. Bu yüzden de zaten sen doğmadan önce vermişti Ruhsala’dan ayrılma kararını.”

“Peki ama halacığım, annemin bana hamile olduğundan hiç haberiniz olmamış olması sana da tuhaf gelmiyor mu?”

“Senin doğduğunu duyduğumuzda annenin ailesi de dahil hepimiz şoka girdik aslında. Sonradan yine bebeğin öleceğinden korktukları için söylemediklerini anlatınca bir şey diyemedik. Hatta senin hayatta kalacağından emin olmak için doğumundan sonra iki ay daha beklemişlerdi bize söylemek için”

Halası ile yaptıkları tüm bu konuşmaları geçiriyordu aklından yine. Aslında babasının anlattığı hikaye ile de örtüşüyordu bu durum garip bir şekilde işte. Ona hamile kalınmamıştı ve bulunmuştu. Bulunduğundan iki aylıktı. Bu nedenle aileye böyle bir hikaye uydurmak zorunda kalınmıştı. Evet babası annesinin sağlığı için adadan ayrılıp gitmeyi planlamıştı ama bunu hayata geçirmesi tam da aileye haber verdikleri zamana denk gelmesi garipti. Çünkü onu bulunca gerçek ailesi ortaya çıkıp onu ellerinden kaparlar diye bir an önce buradan kaçmayı planlamışlardı. Bu kez plan babasına değil annesine ait  bir plandı üstelik.

Gerçi o fırtına da ve üstelik büyük bir depremin olduğu gece iki aylık bir bebeğin o adaya nasıl gelmiş olabileceğini o da kendine açıklayamıyordu. Halası da ısrarla bunu vurgulamıştı ona. Ne kadar iri olursa olsun o kadar büyük dalgaların olduğu bir denizde bebeğin boğulması gerekirdi. Bir tahta parçasına tutunarak yüzmeyi akıl edecek yaşta bir bebek değildi. Gerçi o her şeyi diğerlerinden erken öğrenmişti. Konuşmayı, okumayı, yürümeyi ve tabi yüzmeyi. İki aylık bir bebeğin hafızasına geri dönüp o anları yeniden canlandırmayı çok isterdi ama ne yazık ki bunu yapması mümkün değildi. Yine de tüm farklılıkları hikayedeki bazı noktalar iyice kafasını karıştırıyordu. Anne ve babası onlar değilse kimlerdi o zaman? Tuhaflıklarının nedeni anne ya da babasından birinin böyle olması mıydı? Böyle tuhafsalar bu kasabada birileri onları mutlaka hatırlayacaktı zaten ama önce kendinde olan bu tuhaflıkları da anlatması gerekiyordu sorduğu insanlara.

Fenerdeki ailenin hemen onlardan sonra gelen aile olup olmadığını da bilmiyordu tabi. Onu da öğrenmeliydi. Eğer onlardan sonra gelen aile ise onlara da sorular sorabilirdi. Örneğin “Bir çocuğu sormaya gelen oldu mu?”

Eğer gerçekten başka bir ailesi vardıysa ve o bu fırtına da kaybolduysa ve tabi bununla birlikte ailesi de sağ kaldıysa illaki onu aramışlardı. Ararken de bu fenere de gelip bakmış olmalıydılar. O fırtınada ailesi ya da ailesinden birileri ölmüş olsa bile kan bağı olan birileri mutlaka kalmıştı geriye. Onlar en azından kaybolanları aramışlar ve onun cesedini bulamayınca aramaya devam etmişlerdi en azından.

“Bundan bildiğin korku filmi çıkar!” diyerek bıraktı kendini odasındaki yatağa geçip. Zihni sürekli senaryo üretiyordu. Her ürettiği senaryoya karşı bir tane daha bir tane daha gelişip durduğu için iyice kafası karışıyordu.

Biraz dinlenip yemek yedikten sonra kasabayı keşfetmeye karar verdi bu gün. Odaya geldiğinde halasını arayıp iyi olduğunu söylemişti. Her gün mutlaka ararım diye söz vermişti kadıncağıza. O İldeniz’in öz yeğeni olduğuna yüzde yüz inanıyordu.

“Öyle olmasa bile sen benim öz yeğenimsin kalbimde.Oradan ne sonuçla gelirsen gel, ben her zaman senin ailen olacağım güzel kızım!” demişti ayrılırken gözleri dolarak. Arıkan’ı büyüttüğü gibi ona da sahip çıkacaktı elinden geldiğince.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s