Denizle gelen – Bölüm 10

İldeniz ergenliğe girdikten sonra diğer kızlar gibi görünebilmeyi  biraz daha önemser olmuştu. Bu nedenle sahil kenarına yaşamalarının avantajlarını kullanıyor, teninin koyulaşması için güneş yağları ve ekstra bronzaştırıcılar kullanıyordu. Üniversiteye başladıktan sonra da yüzünü daha canlı göstermesi için saçlarını koyu kahverengiye boyamıştı. Saçları koyulaşınca, makyajla canlanan yüzü ve siyah gözleri daha çok açığa çıkmış dikkat çekici ve hoş bir kız olmuştu. Boyu uzun da olsa mankenlerde ve sporcularda olan bu özelliği ile bu ona ayrıcalık katmaya başlamıştı artık.

Duyduğu sesler ve benzeri diğer her şeyi kafasının gerisine itmişti bir süredir. Diğer insanlarda olmayan bu tuhaflıkların yok olması gerektiğini düşünüyordu. Onlar çocukların hayali arkadaşları gibi eskide kalması gereken şeylerdi artık. Yetişkin olmaya başladığı bu dönemde daha normal bir hayat yaşamak istiyor. Diğer insanların arasında çok ayrı gözükmek istemiyordu. Elbette zekası ve gösterişli fiziği ile bu pek mümkün olmuyordu ama bunlar zaten saklanması gerekli özellikler değildi.

Servinaz’ın erken kaybından sonra Arıkan’ın da sağlığında bozulmalar başlamıştı. Önce yüksek tansiyon başlamış arkasından unutkanlık baş göstermişti. Doktorlar onun demans olduğunu söylediler Gülsevin ve İldeniz’e.

Gülsevin evladı gibi büyüttüğü Arıkan’ın bu kadar erken yaşta demans olmasına o kadar çok üzüldü ki günlerce ağladı önce. İldeniz başlangıçta bunun nasıl bir hastalık olduğunu tam anlayamasa da, zaman geçtikçe babasının unutkanlıkları ve fiziksel sağlığındaki gerilemelerle o da öğrendi. Çok yavaş ilerleyen bir tür olmadığı için iki yıl içinde Arıkan yaşamını tek başına devam ettiremez duruma gelmişti. İldeniz babasına ne kadar iyi bakarsa baksın artık tek başına yetişemiyordu. Gülsevin ve Yusuf ona yardım etse de artık  onlar da yaşlanmışlardı.

Arıkan’ın hafızası tam olarak yok olmasada ellerini ve bacaklarını kullanımında sorunlar ortaya çıkıyordu. Böbreklerinde de sorun başladığı için sonda takılmıştı. Olanların farkında olduğu anlar hâlâ mevcut olduğu ve artık kontrolü tam olarak sağlayamadığı için bir gün hep beraber oturularken her şeyi anlatıverdi pat diye.

Gülsevin önce kardeşinin hastalığı yüzünden uydurduğunu düşündü duyunca. İldeniz şoka girmiş babasının ciddi olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Arıkan onların yüz ifadelerini görünce detaylarıyla bir kez daha anlattı herşeyi ve sonra yeniden hiç bir şey olmamış gibi boşluğa bakmaya başladı.

Salonda ciddi bir sessizlik olmuştu o susunca. Yusuf  “Bence hastalığından uyduruyor bunları!” dedi.

“Evet ama bildiğimiz detaylarda var bu hikayede aslında! O kısımları oldukça doğru anlattı! İldeniz kızım sen inanmadın değil mi? Bak baban hasta zaten biliyorsun!”

Tüm uğraşına rağmen kızın yüzü kağıt gibi bembeyaz olmuştu ; “Hala !”dedi nefesi kesilir gibi, “Sence bunlar benim bütün farklılıklarımı açıklamıyor mu?”

Yusuf ile Gülsevin donup kaldılar bir kez daha, ikisi de söyleyecek bir şey bulamadı bir süre, “Hayır canım ne alakası var!” dedi Gülsevin kendini ikna etmek ister gibi ama kızın söylediklerinde haklılık payı olduğunu anlamıştı o da.

“Denizle geldi o, adını o yüzden İldeniz koyduk! Servinaz çok yalvardı vermeyelim kimseye dedi!” diye söze girdi Arıkan yeniden, “O kadar üşümüştü ki zavallı, mosmor olmuştu. Ne zamandır sudaydı kim bilir? Servinaz! Koş bak ne buldum sahilde!” diye bağırmaya başladı sonra. O anı kendi içinde bir süre daha yaşadıktan sonra uyuyakaldı yorgunluktan.

Evdekiler bir yandan onu sakinleştirmeye çalışıyor bir yandan şoku atlatmaya uğraşıyorlardı.

Sonraki zamanlarda Arıkan bir kaç kez daha benzer şekilde anlattı tüm hikayeyi ama sonra onu da unuttu ve derin bir sessizliğe büründü.

İldeniz’in içinde şüpheler giderek büyümeye başlamıştı. Çocukluğundan beri olan her şey düşünüp duruyordu  yeniden. Tüm normalleşme çabasının hikayesi bir bir geliyordu gözlerinin önüne. Az rastlanır durumlar mı bulmuştu hep onu yani. Babasının anlattığı hikaye daha anlamlı bir hikayeydi her şeyi açıklamak için ve şu anda gerçeği öğrenebileceği kimse kalmamıştı.

Gülsevin bu hikayenin hastalık kaynaklı olduğuna inandırmıştı kendini. Yusuf’u da ikna etmişti. Böyle bir şey olsa söylemezler miydi ayrıca bunca yıl. Gülsevin’den hiç bir şey saklamazdı Arıkan. Mutlaka bahsederdi, mutlaka! Ona güvenmeyecek de değildi. Bahsetmediğine göre hastalık yüzünden  aklının ona oynadığı oyunlardan biriydi bu. Aksi gibi de İldeniz’in aklını bulandırmıştı tüm bunlar. Ona defalarca hasta bir adamın söylediklerinden yola çıkarak kendi kafasında kurmaması gerektiğini söylemişti ama kızın zihninin sürekli bununla meşgul olduğunun da farkındaydı. Zaman zaman o da şüpheye kapılsa da “Hayır benim kardeşim hasta! Bu saçmalığa inanırsak hepimiz zarar görürüz!” diyerek atıyordu zihninden düşünceleri. Bunun gerçek olmamasını tercih ederdi zaten. Bunca yıl sonra İldeniz’in başka bir ailesi olabileceği gerçeğiyle kimse yüzleşemezdi artık.

İldeniz halasının tavrını bildiği için ona bahsetmiyordu düşüncelerinden artık. Bazen babası ile ikisiyken bir kaç soru soruyordu zorlamadan ama Arıkan artık geçmişi tamamen unuttuğu için anlatmıyordu. Aslında konuşmayı bile unutmuştu neredeyse. Yemeğini kendi başına yiyemiyor, altına bez bağlanıyordu. İlçe’nin tek bakım evine yatırmışlardı onu. İldeniz’de halasının yanında kalmaya başlamıştı.

Bu olaydan yedi ay sonra Arıkan’da hayattan ayrıldı karısı gibi. Böylece İldeniz ailesiz ve soru işaretleri ile başbaşa kaldı kendi içinde.Gülsevin kızın babasının kaybından sonra iyice içine çekildiğini, diğer kızlara benzemek için verdiği bütün uğraşlara son verdiğini üzüntüyle izliyordu. Onun bu söylenenlerin doğru ya da hayal olduğunun ispatına ihtiyacı vardı

Arıkan’ın vefatından altı ay kadar sonra bir gün yine birlikte kahve içerken, “İstersen geri dön fenere bir süreliğine!” dedi Gülsevin.

İldeniz şaşkınlıkla baktı halasının yüzüne. Onunda aklında bir süredir bu vardı aslına ama onlara söylemeye cesaret edemiyordu.

“Bak kızım kendi hikayeni tamamlamaya ihtiyaç duyuyorsun. Hayatını bir şüphe ile geçiremezsin. Artık kocaman bir kızsın. Tek başına kendi hikayenin peşine düşebilirsin. Biz burada seni bekliyor olacağız. Ruhsala’ya git. Kendin araştır hikayeni!”

Halacığım diyerek göz  yaşları içinde boynuna sarıldı İldeniz kadının. O kadar katılarak ağlamaya başladı ki, bir anda içindeki tüm zincirler kopmuş gibi hissetti. Buna gerçekten çok ihtiyacı vardı. Gidip ya ailesini ya da kendini bulması gerekiyordu. Bunca zaman sonra neye ulaşabileceğini kendisi de bilmiyordu ama yine de oraya gitmek istiyordu. Ne olursa olsun orayı görmek için dayanılmaz bir istek duyuyordu içinde.

Bir kaç gün içinde internetten biraz araştırma yaptı bölge hakkında, otobüs biletini aldı, orada bir aile pansiyonunda kendine bir yer ayarladı.

“Söz veriyorum halacığım, sizi üzecek hiç bir şey yapmayacağım!” diyerek vedalaştı ve yola çıktı.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s