Denizle Gelen – Bölüm 9

Arıkan fenerin arkasındaki sahilde İldeniz’i bulduğunda bebeğin bileğindeki deri parçasına yazılmış bir tarih olduğunu görmüştü. Deri parçası deniz suyuyla şişim sonra da kuruduğundan kan dolaşımını engelleyecek hale geldiği için eve koşmadan önce cebindeki çakıyla onu kesip çıkarmış sonra da onu denize fırlatmıştı. Deri oldukça zedelendiği için sadece bir tarih okuyabilmiş, tarihin yanında yazan yazıyı seçememişti. Bir bebek bulmanın heyecanı ile bunun ne olduğunu düşünmek bile aklına gelmeden onu suya doğru fırlatmış ve İldeniz’i ceketine sarıp eve doğru koşmuştu. Ara sıra o bileklik aklına gelse de bunun bir anlamı olmadığını düşünüp aklından silmeye çalışıyordu. O bilekliğin İldeniz’in kim olduğu ile doğrudan ilişkili olduğunu düşünmesi epey sonra olmuştu. Bu yüzden ondan kimseye bahsetmedi yıllar boyunca. Zaten Servinaz onun kimin bebeği olduğunu bilmek istemiyordu. O ikisinin kızıydı.

Geçen yıllar ve Servinaz’ın zayıf sinirleri sonunda onu hasta etmişti. Servinaz’a hastalığın teşhisi konduğunda İldeniz üniversiteye başlamıştı. Artık bir genç kız olduğu için farklılığı daha çok dikkat çekiyordu. Uzun açık renk dümdüz saçları ve soluk teninin arasından iki kömür ışıltısı gibi bakan gözleri onu kalabalığın içinden daha seçilir hale getiriyordu. Elbette uzun boyunun etkisi de fazlaydı. Kızın boyu daha liseyi bitirdiğinde Arıkan’ı geçmişti. Ünivevrsiteye başladığında boyu bir seksen beşti.

Hayatındaki tüm tuhaflıklar İldeniz’in normali haline gelmişti. Herkesten farklı olduğunu çocukken öğrenmişti. Az rastlanır durumların bir çoğu onun bedeninde toplanmıştı. Önce bunun bir engel olduğunu düşünmüş, sonra hızlıca uyum sağlamıştı. Okula erken başladığı için hep yaşça diğerlerinden küçük ama boyca büyük olması da ayrı bir tuhaflıktı.  Genellikle okul ceketleri çabucak küçülüyor soluk zayıf bilekleri ortada kalıyordu.

Anne ve babasına anlatmadığı başka şeylerde oluyordu ara sıra ama bunların gerçekliğinden emin olamadığı için kendisi de tam oturtamıyordu. Bazen ama çok nadir olarak insanların kafa seslerini duyabiliyordu. Dikkat kesildiğinde ise bu sesler hemen kayboluyordu. Tekrar olması için uğraşıyordu bazen ama ne kadar uğraşırsa zihninin içi o kadar sessizleşiyordu. Sonunda hayal gücünün ona oyunlar oynadığına karar verip denemekten vazgeçiyordu. Sonra hiç beklemediği bir zamanda benzer bir şey yeniden oluyordu.

Denizi ve suyu çok seviyordu. Su ona farklı bir dinginlik ve güven katıyordu. Çok uzun mesafeleri rahatlıkla yüzüyor, dalışlarda kendinden geçiyordu. Arıkan onun yüzme sevdasını her zaman desteklediği için bu konuda oldukça iyi bir sprocu olmuştu. Sadece yüzmüyor, dalıyor ayn zamanda da tekne kullanabiliyordu. Elbette kendilerine bir tekne alacak kadar zengin hiç olmadılar. Servinaz’ın hastalığı başladıktan sonra da sağlık harcamaları için epeyce bir para ayırmaları gerekti. Servinaz bu amansız hastalıkla sadece iki yıl mücadele edebildi ve İldeniz üniversite üçüncü sınıftayken onlara veda etti.

Arıkan’ın ablası ve eniştesi onların buraya taşınmasından bir süre sonra hemen yakınlarına taşınmışlardı.  Gülsevin kardeşi ve karısının bebeklerle ilgili yaşadıkları sorunlardan sonra yanlız kalmalarını istemediğini söyleyip kocası Yusuf’a ısrar etmişti. Yusuf’ta Arıkan’ı kardeşi gibi sevdiğinden karısını kıramamış onlar da buraya gelmişlerdi. Arıkan düşen bebeklerin ardından Servinaz’ın bozulan ruh halinden epeyce dert yanmıştı ablasına. Bebek büyürken onu tek başına bırakmanın iyi bir fikir olmadığını düşündüğünü de eklemişti. Elbette Servinaz’ın bunlardan hiç bir zaman haberi olmamıştı ama Arıkan hem onun hem de buldukları bebek için çok endişeliydi o dönemlerde.

Bebeğin tuhaflığı Gülsevin ve Yusuf’u da baştan çok şaşırtmış olsa da onlar da sonunda alışmışlardı. Şimdi hepsi onu çok seviyorlardı gerçekten. Servinaz’ın vefatından sonra İldeniz babasından çok halasına yakınlaştı bu yüzden. Büyürken de zaten yanında her zaman o vardı. Gülsevin onun ikinci annesi gibiydi. Zaten Gülsevin ve Yusuf olmasa Arıkan’da  bu zor dönemi hem kızı hem de kendisi için nasıl aşacaklarını bilemezdi. Bu yüzden onların varlığı her zaman olduğu gibi kurtardı ikisini de.

İldeniz’i alıp buraya geldikten sonra ne Arıkan ne de Servinaz bir daha Ruhsala’ya dönmemiş oradan herhangi birini hatır sormak için bile aramamışlardı. Herhangi birisi onlara bir bebek kaybolmuş derse diye ödleri kopmuştu yıllarca. Bu yüzden nerede olduklarını da kimse bilsin istememişlerdi.

Onlar ayrıldıktan sonra Ruhsala’da o derece büyük bir deprem bir daha olmamıştı. Mağaraların yıkılmasının ardından o bölgede gölgeler gördüğünü söyleyenlerin sayısında ise bir artış olmuştu. İnsanların yaşanılan felaketlerin ardından sinirlerinin bozulduğunu düşünmüşlerdi o ara. Yine de Jandarma ile bir ekip kurulmuş bölge ve mağaraların girişleri uzun uzun taranmıştı. Mağaraların girişlerinde ayak izlerine rastlanmıştı ama bunlar herhangi birilerine ait olabilirdi bal gibi. Sadece bir kez bir balıkçı oldukça uzun boylu ve soluk tenli bir genç adamın denizde boş bir tekne ya da benzeri bir şey bulup bulmadıklarını sorduğunu söylemişti. Adam buralardan değildi ve tuhaf görünümlüydü. Daha önce tarif edilen gölgelere benzediği söylense de bunun da saçmalık olduğuna karar verildi yine ve konu kapandı. Sonrasında uzun bir süre daha o gölgelerden gören olmadı.

Sonradan o mağaralarda hazine olabileceği ve o hazinenin kendisine kalmasını isteyen birilerin sürekli halka korkunç hikayeler uydurarak oradan uzak tutmaya çalıştığı dedikodusu yayıldı. Güya o kişiler gece olunca mağaranın iç kısımlarına kadar gidip hazine arıyorlardı ve gece gölgelerin içinde onların uzun gölgeler olduğu sanılıyordu girip çıkarlerken. Bir gün nasılsa yakalanırlardı.

Arıkan ve İldeniz’in yas sürecini atlatmaları bir yıla yakın bir zaman sürdü Gülsevin ve Yusuf’un sürekli yanlarında olmalarına rağmen. Arıkan kendisine de bir şey olursa sahbi olmadıkları bu çocuğa karşı görevlerini yapamamış ve onu ortada bırakmış olacakları paniğine kapılmıştı. Bunu kimseyle paylaşamıyordu ama içten içe bu fikir kemiriyordu beynini. Belki de bu çocuğun kendi ailesi ile büyümek gibi bir şansı varken onun kaderini değiştirip kendileriyle ortak bir kader yaratmışlardı. Bir gün onu bırakıp bu dünyadan gidiverecekleri ikisininde aklına gelmemişti o günlerde. Ama Servinaz zamansız bir şekilde gitmişti işte.İldeniz daha üniversiteyi bitirmek zorunda olan bir çocuktu. Elbette Gülsevin ve Yusuf vardı ama Arıkan’a da bir şey olursa çocuk kendini tamamen yanlız hissedecekti. Anne, baba, kardeş hiç kimsesi olmayacaktı. İldeniz babasının acısını derinden hissediyordu aslında bir şekilde ama bunu hep annesine bağlıyor ayrıca bir anlam yüklemiyordu. En çok ailesi ile vakit geçirdiği için onların hislerine herkesten daha hassastı. O bu hisleri sezgi güçleri ile anladığının farkında değildi henüz. Onların bakışlarından tanıyacak kadar yakın olduğundan bildiğini sanıyordu sadece.  Henüz farkında olmadığı pek çok şey vardı aslında.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s