Denizle Gelen – Bölüm 8

2672859_0257b25a977ed37831605d9e82bcfd24_640x640

Kadınım ben..
Minicik yüreğinde dünyayı taşıyan,
Elleri hamur kokan..
Kırılgan, alıngan,
Gözyaşları içinde gizli,
Biraz çocuk, biraz anne, biraz deli..
Aşkın her hali,
Tutkulu, düşbaz , haylaz bir kadınım ben..
İncitmeyin beni..
Giydiğim fistanlar bile çiçekli..
Bedenimin ne önemi var ki..
Benim hazinelerim yüreğimde gizli..

CAN YÜCEL

Kasabadan ayrılana kadar bebeği herkesten saklamışlardı. Onların apar topar taşınamalarına bir anlam veremeyen kasabalı yine bölgedeki tuhaf hikayelere bağladılar bu gidişi.
Yeni taşındıkları ev yine Ege’de bir kıyı kasabasıydı. Arıkan bir fenerde olmasalar da en azından deniziden uzaklaşmak istememişti. Servinaz’ın gözü artık bebekten başka bir şey görmez olmuştu. Bütün gününü ve gecesini onunla geçiriyor “İldeniz’im, kızım” diyordu da başka bir şey söylemiyordu.
İldeniz doktorun söylediği gibi çok hızlı gelişen bir çocuktu. Yeni taşındıkları yerde edindikleri çocuk doktoru onun organlarının bağlantılarında da farklılıklar olduğunu ancak bunun az da olsa rastlanır bir durum olduğunu. Şimdilik yaşamını etkileyecek bir sorun teşkil etmediğini söylemişti. Örneğin böbreklerinin bağlantısı her insanın olduğunun tersineydi. Dalağı normal insanlara göre çok daha büyüktü. Boyu çok hızlı uzadığından olduğu yaştan hep daha büyük görünüyordu. Rengi de normal insanlara göre daha soluktu.

İnce uzun ve soluk olduğu için sanki sürekli hastaymış gibi görünüyordu ama aslında oldukça sağlıklıydı.  Servinaz onun yanaklarına kan gelsin diye sürekli ne biliyorsa onu yapıyordu. Aile ikisinin bir çocuğu olduğunu duyunca sevinçten havalara uçmuş, onlara söylenmemiş olması kısmını çok uzatmamışlardı. Şimdi bu yeni taşındıkları yerde sık sık onları görmeye geliyorlardı. Fenerden de acil durumlarda ayrılmak zor olduğu için ayrıldıklarını söylemişlerdi. Sonuçta artık bir çocukları vardı ve kasabaya daha sık gitmeleri gerekiyordu. Ayrıca çocuk ateşlenip benzeri bir şey olduğunda denizin durumu iyi olmazsa karaya çıkamıyorlardı.

Kendi telaşlarına fazla kapıldıkları için kasabadakiler ve depremler sonrası yaşanılanlarla çok ilgilenememişlerdi ama o geceki büyük depremden sonra sadece evler değil, mağaraların çoğunda da büyük hasarlar meydana gelmiş, bir çoğunun giriş kısmı dağdan düşen kayalıklarla kapanmıştı. O frtına da mağaradan çıkan gölgeler gördüklerini söyleyen insanlar vardı ama o sırada kimsenin dışarıda olması ya da dışarıda olan birini takip etmesi mümkün olmadığını düşündüklerinden gene bölgenin hikayelerine konu bağlanmış ve kapanmıştı. O mağaralar yıllardır oradaydı içlerine de bakılmıştı orada yaşayan hiç  kimse yoktu. Anlatılanlar sadece uydurma hikayelerden ibaretti.

İldeniz kreş yaşına geldiğinde ilkokul çocuğu gibi görünüyordu. Bu yüzden önce onu kreşe almak istemediler. Zaten her gün sadece yarım gün gidecekti. Kreşin yöneticisi kimliğini görünce kaydını almak zorunda kaldı. İldeniz’in sadece bedeni değil zekası da yaşıtlarından ilerideydi. Üç buçuk yaşındayken okumayı öğrenebilmişti. Onun bu farklılığı Arıkan’ı tedirgin ediyodu. Elbette onu çok seviyordu o artık onların kızıydı ama o gece kimsenin hayatta kalamayacağı bir fırtınada bir şekilde adaya gelmişti. Diğer çocuklardan her anlamda farklıydı.
“Bunda büyütülecek ne var? Benim de diğerlerinden farklı olduğumu en iyi sen biliyorsun Arıkan. Neden kızımıza da bana herkesin yaptığı ötekileştirmeyi yapıyorsun. Sen onun babasısın!”
“Hayır ben elbette onu ötekileştirmiyorum ama o kadar hızlı gelişip farklılaşıyor ki, topluma uyum sağlamakta zorlanmasından endişe ediyorum!”
“Benim gibi mi yani?” dedi Servinaz diklenerek.
“Hayır Servinaz! Ne söylediğimi bal gibi biliyorsun bence!”

Zaman zaman bu konuşma aralarında uzayıp gidiyor sonra unutuyorlardı. Dört yaşında okumayı tam olarak çözen Beş yaşına geldiğinde anne ve babasına kitap okur olmuştu. Denize girmeyi ve yüzmeyi de çok seviyordu. Yine diğer herkesin aksine yüzmeyi çabucak ve kendi başına öğrenmişti. Kafasını suyun altında tutmayı çok seviyordu ve olması gerekenden daha uzun süre bunu başarabiliyordu. İlk defasında Arıkan onun boğulduğunu sanarak panikle suyun yüzüne çekmişti. Zavallı çocuk babasının bu sert hareketinden korkunca ağlamaya başlamıştı hemen.

Kreşteki diğer çocukların anne ve babaları İldeniz’in kendi çocuklarından iri olmasından rahatsızlık duydukları için bir kaç kez kreş ile görüşmüşlerdi. Ancak kızın kimliğini görünce yapılacak bir şey olmadığını anlayıp geri çekildiler. İldeniz diğerlerinden uzundu ama sakin bir çocuktu. Onlar ağlayıp oyuncaklar için kavga ederken o bir kenarda kitap okuyor hiç birine ilişmiyordu. Bu yüzden ilkokula başlayana kadar fazla arkadaşı olmadı.
Birinci sınıfa başladığında öğretmen onun çok illeride olduğunu söyleyip ailenin ileri zekalıların olduğu bir okula yollamasının daha iyi olduğunu söyledi ama Servinaz onun normal biri gibi büyümesinde ısrarlıydı. Arıkanın telkinleri yine işe yaramadı. Söz konusu olan İldeniz olduğunda Servinaz’ı hiç bir güç etkileyemiyordu. Okul yönetimi bulunduğu seviye ile İldenizin üçüncü sınıftan devam etmesinin daha uyun olduğuna karar verdiler. Böylece uzun boyu da kendi yaşıtları arasında sorun olmayacaktı. Kendinden iki yaş büyük çocukların arasında farklılıkları daha az göze batacağından daha kolay arkadaş edinebilecekti.

Nispeten bu tahmin doğru çıksa da arkadaş konusunda pek bir işe yaramadı. İldeniz sınıftaki çocukların çoğundan daha akıllıydı ve oyunlarına fazlaca ilgi duymuyordu. Sonunda okulun yüzme takımına girerek kendine göre bir şey bulmayı başardı. İİlkokul beşe geldiğinde okul takımını şampiyon yapmıştı.

Solgun tenine inat gibi simsiyah gözleri vardı bu arada İldeniz’in. Sarıya çalan kumral saçları bembeyaz ve mat renkli teni ve simsiyah gözleri ve kirpikleriyle oldukça değişik bir tipi vardı. Hâlâ çoğu arkadaşından uzun ve ip inceydi. Yine de kasları güçlü ve çevikti. Yüzme ile birlikte bir kaç spor dalına daha ilgi duydu ama sadece yüzme takımında devam etti.

Ergenliğe girmiş olmasına rağmen henüz adet görmemişti. Sürekli bebek kaybeden Servinaz kızın henüz on dört yaşında olmasına rağmen bunu dert etmeye başladığını kocasına söyledi.
“Hayatım o daha çocuk, ileride bir bebeği olup olmayacağını şimdiden bilemeyiz!”
“Onu bir doktora götürmek zorundayız!”

“Tamam da kızımıza ne söyleyeceğiz bunu yaparken? Delirdin mi sen?”

“Ya ileride benim gibi çocuğu olmazsa!”

“Servinaz söylemeyim diyorum ama onun bizimle genetik bağı olmadığını biliyorsun. Genetiğinde ne olduğunu da bilmemize imkan yok. Eminim ileride çok iyi bir anne olacak eğer kendi de isterse. Eğer bir bebek doğuramazsa bizim gibi evlat da edinebilir ayrıca. Lütfen artık bunu dert etmeyi bırak!”

Servinaz kocasına tamam dese de içinde bir şüphe sürekli onu kemiriyordu.
“Ya geç kalmış olduğumuz için bir çocuğu olmazsa, o zaman bizi suçlamayacak mı?”
“Sen kimseyi suçladın mı bunun için?”
“Kendimden başka hayır!”
“Seninde, kimsenin de suçu yok. Bu bir kader, bu bir oluşum. Hepsi bu!”
İldeniz anne ve babasının dert ettiği konulardan habersiz lise sona kadar okulun en başarılı öğrencilerinden biri olarak okudu. Liseyi bitirdiğinde hâlâ adet görmediği için Servinaz onu ikna edip bir doktora götürdü. Bu yaşta kızların adet görmesi gerekiyordu. İldeniz’in arkadaşlarının hepsi adet görüyordu.

Doktorların yaptığı tüm muayenelerde İldeniz’in bebek sahibi olmaması için bir neden yoktu. Gerçekten de adet görmüyordu ama bu da az rastlanır durumlardan biriydi. Evlenene kadar bekleyceklerdi gerçeği öğrenmek için.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s