Denizle Gelen – Bölüm 6

Fenerin altındaki sığınakta gün ışığını göremedikleri için saate bakarak sabah olduğunu anlayabilmişlerdi. Zaten tedirgin bir uyku uyudukları için her zaman alıştıkları saatten çok önce açmıştı ikisi de gözlerini. Akşamdan indirdikleri su ısıtıcısı ile birer sallama çay yapıp, yine hazırladıkları çöreklerden yediler konuşmadan.

“Sence yukarı ne zaman çıkıp bakmalıyız?” dedi Servinaz, düşünceli görünen Arıkan’a bakıp.

“Seslere bakılırsa fırtına devam ediyor, gece başka sarsıntı hissettin mi sen?”

“Bir iki kez hafif sallandı evet ama ilki kadar şiddetli değildi!”

“Artçıların hafif gelmesi de normal değil, demek ki daha sallanacağız! Çayımı içtikten sonra evin ve fenerin durumuna bakmak istiyorum. İstersen araziye açılan kapıdan çıkıp bakalım birlikte”

“Tamam!” dedi Servinaz sevinçle, burada güvende olsalar da sıkıntılı bir yerdi küçük bir kutuda olmak.

“O kapıyı kontrol etmiş miydin dün? Sallantıda tünel zarar görmüş olabilir mi?”

“Bakarız şimdi”

Sığınaktan araziye açılan kapıya giden bir tünel hazırlanmıştı ama tünelin yıkılmaması için destekleri sığınakta kullanıldığı gibi çelik değil ahşaptandı. Sün geceki şiddetli sarsıntı da yıkılmış ya da zarar görmüş olma ihtimali vardı bu yüzden. İkisi de çaylarında daha birer yudum varken dayanamayıp ayağa kalktılar ve tünele açılan kapının anahtarını çevirdiler heyecanla. Yer toprak olmasına rağmen çamur görünüyordu. Demek toprak epeyce su çekmişti. Kirişler sağlam gibi durduğundan yavaş yavaş ilerideki kapıya doğru ilerlediler. Evin biraz ilerisinde bir kayanın dibine açılan ahşap bir kapaktı burası. Demir bir merdivenle tünele iniliyordu yüzeyden. Ayakları çamura bata çıka merdivene yürüdüler birbirlerini tutarak, tünel uzun olmadığından sığınaktan yansıyan mumların ışığı merdivenleri görmelerini sağlıyordu Her ihtimale karşı Arıkan’ın cebinde bir fener vardı zaten. Merdivenleri ilk Arıkan çıkıp tahta kapağı yukarı doğru ittirdi. Kapaktan şıpır şıpır su aktığı için yüzünü yukarı kaldırıp bakamıyordu fazla. Kapak hafifçe yerinden oynayınca rüzgar gürültüyle içeri doldu ve kapak yeniden kapandı.

“Nasıl bir yönü var bu meretin, resmen yukarıdan aşağı vuruyır gibi!” diye söylendi Arıkan yeniden kapağı itip yüzünü akan çamurlu sudan korumaya çalışırken. Üzeri başı hep ıslanmış, kırmızı balçık bir çamur olmuştu. Eliyle var gücüyle kapağı diğer tarafa doğru ittirdi. Yağmur kamçı gibi vurdu içeri bu defa. Elini çamurlu toprağa tutunarak bir kaç basamak çıktı ki, kapak rüzgarın gücüyle hızla geri geldi. Tam ona çarpacağı sırda dönüp yakaladı ama bu arada canı da oldukça yandı. Yukarı tamamen çıkıp kapağı tuttu ve merdivenin başında bekleyen Servinaz’a gelmesi için işaret etti.

Servinaz kocasının elini tutup çıktı yukarıya, kapak Arıkan’ın bırakmasıyla yeniden kapandı hızla ancak kırılmadı neyseki. İkisi birden yağmurdan gözlerini açmaya çalışarak eve ve  fenere döndüler. İkisi de sağlam görünüyordu. Çatıdan bir kaç kiremit uçmuş gibiydi. .Pencerelerin telleri rüzgardan açılmış pat pat eve vuruyor bazıları kırılmış yerde duruyordu. .Onun dışında ne fener ne de ev sarsıntıdan zarar görmemişti belli ki Yaklaşıp çamurlara bata çıka etrafında dolandılar ve sorun olmadığını anlayınca hızla dönüp kapaktan geri indiler aşağıya. Sığınağın kapısına geldiklerinde üstlerindekini oracıkta çıkarıp çıplak girdiler içeri. Servinaz indirdiği kıyafetlerden hemen uzattı Arıkan’a hızlıca giyindiler. İkisi de çok ıslanmış ve üşümüşlerdi.

“O halde yukarı çıkabiliriz artık!” dedi Servinaz, “Hem şu çamurlu giysileri de yıkarım makinada!”

“Tamam çıkıp bakalım bir kez de içeriden. Sorun yok gibi duruyor ama makinayı çalıştırma elektiriğe güvenemeyiz şimdi.”

“Tamam!”

Bu kez de sığınağın eve çıkan merdiveninden yeniden evlerine çıktılar. Açık mutfağın tezgahında duranlar devrilmişti. Raftan da bir iki tabak düşmüştü yere ama nasıl olmuşsa kırılmamışlardı. Ufak tefek düşüp kırılan bir kaç şeyden başka görünüşte bir hasar yoktu. Tesisatın durumunu bilmedikleri için elektiriği ya da suyu kullanmadılar. Sığınakta denizden su çekerek arıtan bir tuvalet ve duş vardı zaten.

Arıkan’ın telsizinden duydukları anonslara göre fırtına etkisini bir kaç gün daha sürdürdükten sonra bitecekti. Ancak deprem karada epey hasara neden olmuş gibiydi. Geceden evleri zarar gören insanları bu gün farklı yerlere alıyorlardı. Neyse ki can kaybı olmamıştı. Arıkan onların da iyi olduklarını bildirdikten sonra telsizi kapattı. Sığınakta çekmiyordu zaten.

Sıkıntılı iki günün ardından bir kaç sarsıntıyla daha bu dönemi atlattılar ve nihayet yukarı çıktıklarında mavi gökyüzünü yeniden görebildiler. Sanki ne kadar bulut varsa hepsi yağmış da geriye bir parça bile kalmamışçasına pürüzsüz ve maviydi şimdi gökyüzü. Son üç dört gündür yaşanılan fırtınadan hiç haberi yokmuş gibi duruyordu. Toprağın kuruması epey zaman alacak gibi dursa da yeniden aydınlığı görmek ikisinin de çok hoşuna gitmişti. Servinaz kadınlık iç güdüsüyle hemen evine ve mutfağına girerken, Arıkan zararı görmek için etrafı kolaçan etmek için dışarı çıktı.

Fenerin arkasındaki plaja bir sürü tahta parçaları ve eşya sürüklenmişti. Fırtına karadan kopardığı her şeyi alıp denize çekmişti anlaşılan. Yeniden buradan denize girebilmek için önce iyice temizlenmesi gerekiyordu. İşe yarar bir şey var mı diye merak ettiği içi ilkin oraya indi Arıkan. Kırık bir sandalye, kumaşı dağılmış bir plaj şemsiyesi, bolca boş şişe ve torba, sigara izmaritleri, yosun parçaları ve kırık ağaç dalları sanki özellikle bir kamyon getirip üst üste dökülmüş gibi yığılımıştı küçücük plajın üzerine. Bir tane de araba lastiği vardı ileride. Tam bahçeye dekor olur mu diye düşünerek onun yanına doğru giderken bir martı çığlığı duydu yıkıntıların arasından. Fırtınada yaralanan bir martı döküntülerin arasına sıkışıp kaldı diye düşündü ilkin. Onu olduğu yerden çıkarıp durumuna bakmak için kulak kesildi yeniden. Deniz sakinleştiği için yeniden uysal bir kedi gibi mırıldanmaya başlamıştı.

Ses bir süre gelmedi, tam başka bir yöne doğru kontrole giderken arkasından yeniden duydu aynı sesi. Az önce gördüğü araba lastiğinin olduğu taraftan geliyordu. Bu defa çığlıktan çok bir inlemeye yakındı gelen ses. Koşarak lastiğin yanına gidip sağına soluna bakmaya başladı.

Ses yeniden çığlık gibi yükselinde kenarını gördüğü ıslak battaniyeyi kaldırınca gördü sahibini. Az kalsın düşüp bayılacaktı olduğu yere. Son dönemlerde yaşadıkları şokların etkisiyle hayal görmeye başladığını düşünüp gözlerini ovuşturdu ve yeniden eğilip baktı.

“Amman Allah’ım! Sen buraya nasıl geldin!” diyerek eğilip kucağına aldı onu, “Sen nasıl gelebildin buraya?” diye tekrarladı yeniden gördüklerine inanamayarak.

Sonra onun ne kadar ıslak olduğunu farkedip üzerindeki ıslak battaniyeyi attı ve ceketine sararak eve doğru koşmaya başladı. Hem onu bir an önce ısıtmak, hem de Servinaz’a bir an önce göstermek istiyordu.

“Servinaz!” diye çığlık çığlığa koştu eve doğru.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s