Denizle Gelen – Bölüm 3

Göz açayıp kapayana  kadar zaman akıp gidiverdi ve Arıkan ile Servinaz nikahlanıp Ruhsala’daki fenere geldiler. Yaşayacakları kasabanın adı Ruhsala olsa da Fener kıyının hemen ötesinde küçük bir adada yer alıyordu.  Güzel havalarda çok iyi yüzücü olanlar belki yüzerdi ama yine de görünüşe göre bir tekne bulmadan fenere gitmek veya fenerden karaya ulaşmak söz  konusu değildi. Buraya gelene kadar Servinaz ve Arıkan bundan habersiz oldukları için ilkin bir afalladılar. Yanlarında getirdikleri eşyalarla birlikte karşıya nasıl geçeceklerini de bilmiyorlardı.

Küçük bir kamyonet ile gelen bu genç çifti görünce fenerin yeni bekçileri olduğunu anlayan balıkçılar

“Hoşgeldiniz, fenere mi?” diye sordular hemen yanlarına yanaşıp.

“Evet, ben yeni fenerciyim ama açıkçası fenerin karadan kopuk olduğu söylenmemişti bana.”

“Merak etme’!” dedi yaşlıca olan balıkçı “Benim adım Hüseyin, bir telefonuna bakar gelir alırım nerede olursan. Fener de bir zodyakta var ayrıca. Yerleşince kendiniz de o zodyak ile gelip gidebilirsiniz.!”

“Memnun oldun Hüseyin bey benim adım da Arkın, bu da eşim Servinaz. Biz yeni evlendik. Burası bizim ilk evimiz olacak. O yüzden biraz şaşkınız kusura bakmayın. Karşuya gememiz için bize yardımcı olur musunuz?”

“Oluruz tabi madem siz bizim fenercimiz olacaksınız!” Sonra uzakta duran diğer balıkçılara seslendi dönüp, “Haydi gençler gelin yeni fenercimizi taşıyalım adasına!”

El birliği ile kamyıonetten eşyaları indirip, teknenin birine yüklediler. Arkın hepsine ufak tefek bahşişler verdi cebinde ne varsa. Hüseyin kaptanın teknesiydi bindikleri.

“Ertan beyi de ben getirip, götürürdüm!” dedi kaptan yola çıktıklarında.

“Ertan bey?” dedi Arıkan.

“Eski fenerci işte, ailesiyle yaşardı o da bu adada. On yıl falan oturdular sanırım! Pek konuşmayı seven adam değildi. Karaya da pek gelmezdi ihtiyacı olmadıkça. Buraların hikayeleri vardır. Ailesi ondan çekiniyordu sanırım. Adada kendilerini güvende hissediyorlardı.”

Servinaz ve Arıkan birbirlerine baktılar merakla.

“Nasıl hikayeleri var?” dedi Servinaz sonra.

“Tepenin gerisinde mağaralar vardır burda, çok önceden yapılmış. Ben diyeyim beş yüz yıl, siz deyin bin yıl!”

“Doğal değil mi yani?” dedi Arıkan’da.

“Yok doğal değilmiş gelip baktı birileri, epeyce incelediler. Sonra nedense vazgeçip gittiler! Onların yalancısıyız biz de. Güya bu mağaralarda yer altından gelen bir ırk yaşarmış!”

“Korkunç yaratıklar mı?” dedi Servinaz korkuyla.

“Hayır! Sen ben gibi insan görünüşleri ama işte huyu suyu değişik. İnsan değil diyorlar onlar için. Yerin altında güneş varmış bu mağaraların içinde. Ağaçlari şehirler varmış güya. Bu insanlar da orada yaşarlarmış. Arada bir yeryüzüne geldikleri için bizimkiler onların ne olduğunu bilememiş ölülerin ruhları olduğuna karar vermişler. Ruhsala kalmış buranın adıda işte ordan gelerek!”

“Ama bu bir hiyake değil mi?” diye  sordu Arıkan karaya yaklaşırlarken, Servinaz’ın yeni evlerinde tedirgin olmasını istemiyordu.

“Hikaye tabi ama korkardı Ertan beyin ailesi işte!”

“Anladım sağolun, sizi de yorduk buraya kadar!”

“Olsun evladım yeni gelmişsiniz, olacak bunlar. Haydi tut şu  eşyaları da indirelim akşam rüzgarı başlamadan döneyim ben de!”

Hızlıca eşyaları indirmeye başladı Arıkan ile Hüseyin kaptan tekneden. Servinaz da fenere ve eve doğru ilerledi merakla.

“Eser mi burası akşamları?” diye sordu Arıkan.

“Eser, yaz kış eser hem de, ada da eser. Göreceksiniz siz de, Ertan beyin hanımının astığı çamaşırlar denize uçardı ilk günler. Sonra öğrendiler de vazgeçtiler dışarı asmaktan!”

“İyi biz de öyle yapalım bari!”

“Ben gidiyorum artık!” dedi Hüseyin kaptan yükleme bitince, “Erzağınız var mı bu  günlük?”

“Var sağolasın getirmiştik her ihtimale karşı. Buyurun yemek yiyelim!”

“Yok döneyim hava dönüyor. Sen şu numaramı kaydet benim. Yarın zodyağı bulamazsan ararsın gelirim ben!”

Arıkan numarayı kaydetti ve el sallayarak yolladı tekneyi. Şimdi bu eşyaların hepsini fenere taşımaları gerekiyordu.  Hava gerçekten de bulutlanmıştı, yağmur inerse her şey ıslanırdı burada.

Bir kaç eşyayı kapıp evin etrafını inceleyen Servinaz’ın yanına yetişti. Bir kaç saatte tüm eşyayı içeri alıp bir kısmını yerleştirdiler.

Ertan beyler tertemiz bırakmışlardı her şeyi. Ev tamamen eşyasız da değildi. Arıkan ve Servinaz’ın da getirdikleri ile epeyce şekle girivermişti hemen. Yorgun argın getirdikleri ekmekle, peynirden yiyerek uyuyakaldılar. Arıkan sabah erkenden kalkıp fenere çıkacaktı. Fener üç gündür yanmıyordu. Bir an önce görevine başlaması gerekiyordu. Ahmet amcanın söylediğine göre bu fener onlarınkinden biraz farklı olabilirdi. “Yapamadığın bir şey olursa beni ya da Ertan’ı ara diye tembih etmişti zaten!”

Hoş  akşam anladıklarına göre adada telefon her zaman çekmiyordu.

“Bu sıkıntı olur mu?” diye sormuştu Servinaz, Arıkan onun Hüseyin kaptanın anlattıklarından tedirgin olduğunu biliyordu.

Ertan beyina  ailesini buraya getirirken de anlatmışlardı muhtemelen bu eski köy hikayesini. Adanın ıssızlığı da insanların korkularını perçinlemişti belki. Karısının da aynı korkulara kapılmasına izin vermeyecekti.

“Yarın kasabaya gider işin aslını öğreniriz!” dedi Servinaz’a.

“Hangi işin?” diye sordu karısı.

“Canım işte kaptanın anlattığı o ruhsala hikayesi. Kasaba ilginç gelsin, mağaralara turist gelsin diye uydurmuşlardır muhtemelen!”

“Olabilir!” dedi Servinaz, kendince umurunda değilmiş gibi rol yapıyordu kocasına.

“Fenerin arka kısmındaki küçük plajı gördün mü? Artık kendimize ait bir plajımız da var. Bir adada yaşıyoruz düşünsene bu hayal ettiğimden bile güzel!” deri Arıkan hülyalı bir sesle uyumadan önce ve ardından horlayarak derin bir uykuya daldı.

Servinaz biraz yerini yadırgamıştı başlangıçta ama sonra o da rüzgarın sesini dinleyerek uyudu kocası gibi.

Ertesi günler ikisi için de yoğun geçti. Bir kaç kez kasabaya gelip ihtiyaçları olan şeyleri aldılar. Zodyak fenerin merdivenlerinin başındaydı hemen. Arıkan nasıl kullanıldığını bilmiyordu ama Servinaz sahilde büyüdüğü için hemen gösterdi kocasına. Zodyakta kullanmak için biraz da yakıt aldılar adaya dönerken. Ne zaman ihtiyaçları olacağı belli olmazdı. Hüseyin kaptanın da işi gücü olurdu hemen onu çağırmaları da uygun değildi.

İhtiyaçlar tamamlandıktan sonra temizlik, yerleşme işleri neredeyse bir hafta kadar sürdü. Sabah rüzgarın ve martıların sesleri ile uyanıyorlardı. Kıyıdan gelen ağaçlığın kokusu ve denizin kokusu birbirine karışıyordu. Servinaz Karadeniz’de hırçın denizlere alışıktı. Buradaki denizin küçük dalgalarını görünce çok memnun olmuştu deniz sakin diye. Mevsim düzelip, sıcaklar başlayınca daha da güzel olacağını söylemişlerdi.

Fenerin sırtındaki sahilden balık tutmayı denemişlerdi bir kez ve şaşırtıcı bir şekilde tutmuşlardı da. Hemen o akşam tuttukları balıkları keyifle yedikten sonra her gün bunu tekrarlamaya karar verdiler.

Burada yaşadıkları başbaşa hayat onlara daha da iyi gelmişti. Zaten iyi anlaşıyorlardı, bu yüzden birlikte kimseye ihtiyaç duymadan zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorlardı bile.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s