Denizle Gelen – Bölüm 1

Arıkan annesi ve babası öldükten sonra ablası büyütmüştü. Kızcağız evlenirken erkek kardeşini yanında götürmüş onu gözünden bir an olsun ayırmamıştı. Eniştesi Yusuf bey Tirebolu’lu olduğu için ablası evlenince hep birlikte Tirebolu’ya taşınmışlar Arıkan’da liseyi orada bitirmişti. Deniz kenarında bir yerde yaşamaya başlamak Arıkan’ın hayatında çok fazla şeyi değiştirmişti. Yaşadıkları kasabadan görünen deniz fenerinde yaşamak onun en büyük hayali olmuştu. Liseyi bitirdiği yaz deniz fenerinde nasıl çalışabileceğini öğrenmek için ablasına söylemeden fenere gitti.

Fener dört nesildir aynı aile tarafından idare ediliyordu. Ahmet bey dedesinin yaptırdığı feneri annesinden devralmıştı. Bütün bu süreç içinde fener tadilat görmüş ve yenilenmişti elbette ama hiç bir zaman kapanmamıştı. Arıkan Ahmet beyin anlattıklarını bir masal dinler gibi dinledi büyülenmiş gibi.

“Ben de bir fener de yaşamak istiyorum!” dedi sonunda heyecanla.

“Sana burada kalacak yer veremem ama istersen bu işi öğretebilirim gelirsen!” dedi Ahmet bey bu coşkulu gence bakıp. Kendi oğlunda hep görmeyi umduğu bu coşkuyu Arıkan’da görmek onu çok mutlu etmişti.

“Sahi  mi elbette gelirim, hem de her gün!” dedi Arıkan sevinçle.

“Yanlız para da vermem haberin olsun. Burada Sacide teyzenin bize pişirdiği neyse onu yersin beraber anlaştık mı?”

“Evet anlaştık!” diyerek sevinçle ayrıldı oradan Arıkan.

Akşam da eve gelir gelmez ablası ile eniştesine anlattı olanları. Artık onunda bir iş bulup kendi hayatını kurması gerektiğini düşünen eniştesi ablasının işareti ile sesini çıkarmadı.

“Okulu yeni bitirdi daha bırak bu yaz böyle geçsin. Nasılsa bulacak bir iş o da kendine göre!” dedi yatarken Yusuf beye ablası Gülsevin.

“Tamam bir şey demiyorum ama çok uzun süre aylaklık etmesi için bırakırsak bir baltaya sap olmayacaktır sen de biliyorsun! Burada tek bir fener var o da Ahmet beylerin. Bu hevesi ona para kazandırmayacak!”

“Yine de öğrenmesinde bir sakınca yok sanırım değil mi?”

“Hayır elbette yok!” dedi Yusuf bey karısına. Arıkan’ı oğlu gibi gördüğünü biliyordu. Kendi oğulları Mete neyse Arıka’da Gülsevin için oydu. Yusuf’ta evlenirken her şeyi bildiği için bunu kabul etmişti zaten. O da babasıymış gibi endişeleniyordu çocuk için.

Üniversite sınavına girmek istememişti Arıkan. Bütün arkadaşları sınava hazırlanırken o hiç bir şey yapmamış okulundan mezun olmuştu. Şimdi de deniz fenerine merak salmıştı. Eskiden beri biliyorlardı tabi onun bu fenere aşkını da, gidip öğrenmek isteyeceği ya da bunu meslek edinmek isteyeceği hiç akıllarına gelmemişti. Yine de Gülsevin haklıydı, kendisi de bir çok şey yapmak istemişti büyürken ama babası illa fırında çalışacaksın, baba işini yapacaksın diye tutturmuş peşini bırakmamıştı. Şimdi de kardeşleri ile aile fırınını işletiyordu. O da balıkçı olmayı çok istemişti. Bir çok arkadaşının babası gibi bir tekneye binip denize doğru açılmak ve binbir macera yaşayıp geri gelmek çocukluk hayallerini süslemişti hep. Babası daha ortaokul bittiği yaz fırına sokmuştu onları. Yusuf ben okula gideceğim diye direnince annesinin de araya girmesiyle bir tek o bitirmişti liseyi. Sonra fırında çalışmamak için üniversite okumaya şehire gitmişti. Gülsevin’le de orada tanışmışlardı zaten. Daha üniversitenin üçüncü sınıfına başladığı sene babası kalp krizi geçirince mecburen dönüp gelmişti buraya. Ağabeyi Nurullah’ın karısı  yeni ameliyat olmuştu o sıra. Sürekli hastaneye gitmeleri gerekiyordu. Babası da fenalaşında diğer ağabeyi Arslan tek başına yetişememişti işlere. Böylece okuyacağım diye kaçtığı fırından okulunu bırakıp geri gelmişti Arıkan. Tek başına gittiği şehirden Gülsevin ve Arıkan’ı da getirmişti yanında. Ailesi yanlarında kalsın fırına göz kulak olsun diye hiç ses etmeden onaylamıştı bu evliliği.

Arıkan’da kaderinden kaçamayacaktı büyük ihtimal onun gibi. O yüzden karısını dinleyip ona biraz olsun hayallerinin peşinden gitme fırsatı vermeye karar verdi o da. Yaz bitene değin gitsin gelsindi bakalım şu fenere. Nasılsa sonunda o işi yapamayacağını anlayıp vazgeçecekti. Kolay bir iş değildi denizi ve feneri idare etmek.

Ablası ve eniştesi fenere gitmesine izin verince sevinçten deliye dönmüştü Arıkan. Ertesi günden başlayarak hemen her gün gitmişti fenere. Ahmet bey hem Arıkan ile yaşıt oğlu Yiğitcan’a hem de ona her şeyi öğretmeye başlamıştı tek tek. Bu arada Ahmet beyin kızı Selvinaz’da onlara katılmıştı okullar tatil olduğu için. Arıkan babası anlatırken kızın ona bakıp durmasından tedirgin olduğundan sürekli yer değiştiriyordu daracık fenerin içinde. Yine de ne yaparsa yapsın ister fenerde ister aşağı inip yemek yediklerinde Servinaz’ın bakışlarından kurtulamıyordu bir türlü. Değişik bir kızdı Servinaz ama güzeldi de.

“Biraz yarım akıllı babaannesi gibi!” diyordu Sacide hanım kendi kızı için. Ortaokuldan sonra okumamıştı. Sabahtan akşama kadar babasının peşinde fenerde dolanıyordu. Denzin sesinden, gümbürtüsünden hiç korkmazdı çocukluğundan beri. Yiğitcan’dan daha ilgiliydi fenerin her şeyiyle. Ahmet bey bu işi kızına bırakmak isterdi aslında çünkü Yiğitcan’ın pek hevesli olmadığını görüyordu ama kızlara verilmezdi bu işler. Üstelik Servinaz’ın farklı bir kız olduğunun çoğu insan farkındaydı.

Baştan onun bir zeka sorunu olduğunu düşünmüştü Arıkan’da ama sonra tanıdıkça, vakit geçirdikçe ve konuştukça ne kadar akıllı olduğunu anlamıştı. O kadar çok kitap okumuştu ki bu fenerden hiç ayrılmamış olsa bile dünya üzerindeki hemen her yeri, o yerlerdeki bir çok şeyi biliyordu.

Gökyüzündeki yıldızları, gezegenleri, gece yön bulma ile ilgili her şeyi hatta yamaçlarda büyüyen ağaçlara bakıp iklimleri bile söyleyebiliyordu. Bir yandan Ahmet amcadan feneri öğrenirken bir yandan Servinaz’dan pek çok şey öğrendi Arıkan. Sacide hanım kızının bu haliyle koca bulamayacağına inandığı için Arıkan ile aralarındaki yakınlığa ses çıkarmamıştı. Bu oğlan belli ki hoşlanmıştı Servinaz’dan. İkisi de fenere meraklıydı üstelik ama bu feneri oğlu Yiğitcan’a bırakacağından siz evlenin de burayı size vereyim diyemiyordu tabi.

Yaz biterken Yusuf Arıkan’a fenerde işlerin nasıl gittiğini sormaya başladı. Oğlanın artık bu fenerden ayrılıp bir iş aramaya başlaması gerektiğini düşünüyordu. Gülsevin de kocasının yeterince müsade ettiğini düşündüğü için onun sözlerini destekliyordu. Arıkan feneri bırakmak istemiyordu ama orada çalışması da imkansızdı. Bu yüzden iyice morali bozulmaya başlamıştı. Fenerden ayrılınca Servinaz’ı da sürekli göremeyecekti tabi. Ne yapacağını kara kara düşünürken teklif yine Ahmet amcadan geldi.

Artık Arıkan’ın son günleri olduğu için onu fazla yormuyordu. Birlikte Sacide hanımın pişirdiği pazı dolmasını yemek için aşağı indiklerinde bütün ailenin de ilk kez duyacağı teklifini yapıverdi.

“Arıkan bak oğlum, biz ailece seni çok sevdik”

“Allah razı olsun Ahmet amca, ben de sizleri çok sevdim. Sizden ayrılmak zor olacak bana da!”

“İşte ben de uzun uzun düşündüm bu konuyu, yani bu ayrılığın olması gerek midir diye.”

Arıkan ve masadaki herkes dikkatle baktılar Ahmet  beyin yüzüne.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s