Lamba Cini – Bölüm 17

Eda sabah erkenden uyandığında hâlâ Suphi’nin kollarındaydı.

“Allah’ım ben ne yapıyorum böyle?” diyerek doğruldu yerinden ve kalkmak için Suphi’nin kolunu çekti üzerinden yavaşça.

“Aşım nereye?” diye mırıldandı Suphi.

“Günaydın! Su içeceğim.” diyerek hızla kalktı Eda. Evet bu adamla nikahlılardı ama aslında karı koca değillerdi. Her şey kağıt üzerinde hesaplanmıştı. Ona bir şeyler hissettiğini inkar etmiyordu. Onunla burada bu evde olmanın, hatta bu yatakta sarılıp uyumanın da harika olduğunu düşünüyordu ama bunların hiç biri gerçek değildi. Bir süre sonra Suphi’nin aklı başına geldiğinde her şey bitecek ve o derin bir hayal kırıklığı ile başbaşa kalacaktı.

Suphi son anda yakaladı onu bileğinden ve yatağa çekti yeniden “Bir öpücük vermeden mi gideceksin?”

Eda kendini geriye doğru çekerek “Dur bir yüzümü yıkayıp, dişimi fırçalayayım değil mi?” dedi telaşla ve elinden kurtuluverdi onun.

“Aşkım senin neyin var! Ben senin kocanım, böyle şeylere bakmayacağımı bilmiyor musun?”

Eda gülümsedi yalandan ve kaçtı odadan. Üzerine geçirdiği sabahlığın önünü sımsıkı sararak, “Allahım buna bir çözüm bulmalıyım!” diyerek indi aşağıya.

Belki de ona gerçekleri anlatmalıydı, yani her şeyin bir yalan olduğunu, onun bir kaza geçirdiğini. Sonra Tahsin beyin tembihleri geldi aklına. Doktor kesinlikle böyle şoklar yaşamamalı ve gerilmemeli demişti.

“İyi de bu nasıl olacak böyle?” dedi yüksek sesle şaşkın şaşkın.

Çalışanlar çoktan uyanmış ve kahvaltıyı hazırlamışlardı. Birden bire Eda’nın aklına kilitli olan diğer oda geliverdi. Bu uyudukları oda açık olduğuna göre muhtemelen diğeri de açıktı. İyi de iki kişilik bir yatak odası olarak hazırlanmış bu oda niye kapalıydı ki o zaman.

“Ah muhtemelen gerçek bir gelin için tabi!” dedi sonra yine kendi kendine mırıldanır gibi, “Öyle ya biz beyefendinin gerçek gelini olmadığımız için bu oda layık görülmedi bize!” diye homurdanarak çıktı merdivenleri.

“Ne diyorum ben ya!” dedi sonra yine kendi kendine kızarak.

Suphi’nin uyuduğu odanın kapısını ve içeriden ses gelip gelemdiğini kontrol etti ve diğer odanın kapı koluna uzandı yavaşça. Kapı kolu “çıt” diye bir ses çıkararak döndü. Kapıyı araladığında hayranlıktan bir an durdu öylece.

Burası bir masal gibi döşenmiş bir çocuk odasıydı. Her şey o kadar detaylı ve güzel düşünülmüştü ki, büyülenmiş gibi yavaş adımlarla içeri girdi ve incelemeye başladı. Harika bez oyuncaklar. Ahşap ve üzeri tüllü minik bir yatak. Yatağın üzerinden sarkan küçük tatlı kuşlar. Yerde yumuşacok bir halı ve perilerin uçuştuğu güzel bir duvar kağıdı. İnsanın çocuk olası geliveriyordu bu odanın içinde. Dergilerde bile böyle güzelini görmemişti Eda. Yavaşça yere çömelip, halıya dokundu, ve oturdu üzerine. Tavandaki harika boyamaları o zaman farketti. Üzerinde bembeyaz bulutların resmediği açık mavi bir gökyüzü vardı. Abajur güneş şeklindeydi. Halının üzerine doğru uzanıp tavanı izlemeye başladı. Farketmeden bir çocuk şarkısı döküldü dudaklarından.

“Demek artık bir çocuk istiyorsun, hemen bu akşam çalışmalara başlayalım!” diyen sesiyle sıçradı Suphi’nin.

Nasıl fırlayıp kalktığını bilemedi.

“Ben sadece..”

“Karıcığım ben de artık çocuk istiyorum!” diyerek gelip beline sarıldı Suphi ve onu kendine doğru çekti, “Dişlerini fırçaladın mı?” diyerek onu öpmeye çalıştı sonra.

Eda hızla geri çekildi yeniden ve odanın kapısına doğru sıçradı.

“Hayır henüz değil! Kahvaltıdan sonra!” diyerek merdivenleri koşarcasına indi.

Suphi gülmemek için kendini zor tutuyordu. Gülme hissi geçince o da yavaş yavaş indi merdivenlerden.

Kahvaltıdan sonra, bahçede güneşlenerek kahvelerini içtiler. O arada Tahsin bey aradı Suphi’yi.

“Ben çok iyiyim Tahsin amca, karım yanımda daha ne isterim ki?” dedi Suphi gülümseyerek. Sonra Eda’ya da selamını söyleyerek kapattı telefonu.

“Tahsin bey gelecek mi bu gün?” diye sordu Eda. Buna daha fazla devam edemeyeceğini ona söylemek zorundaydı. Böyle olacağını beklememişti o kalmayı kabul ederken. Eskisi gibi ayrı odalarda uyuyacaklarını ve birbirlerine dokunmayacaklarını düşünmüştü.

“Hayır bizim biraz başbaşa kalmamız gerektiğini düşünüyormuş!” diye cevap verdi Suphi neşeyle.

“İstersen biz onu ziyarete gidelim, sana da değişiklik olur!” dedi Eda bu defa telaşla.

“Hayatım avukatımı neden görmek  isteyeyim ki durup dururken. Büyük bir kaza atlattım. Evimde ve seninleyim şimdi. Kimseyi istemiyorum. Üstelik bir bebek yapmamız gerek unuttun mu?” diye kıkırdadı sonra.

“Ya evet!” dedi Eda iç geçirerek.

Bütün gün böyle köşe kapmaca oynayarak geçtikten sonra yine uyku saati geldi. Bu arada Alper bir kaç kez mesaj atmıştı ama Suphi dibinden hiç ayrılmadığı için ona da bir şey anlatamamıştı Eda.

“Biliyor musun ben bu gece biraz hasta gibiyim, misafir odasında uyusam belki daha iyi olur!” dedi bir önceki gece gibi şansını denemek için.

“Tatlım neyin var senin? Geldiğinden beri benden uzak durmak istiyor gibisin? Bir sorun mu oldu?”

“Yo hayır!” diye yutkundu Eda, “Yani sen büyük bir kaza geçirdin. Biraz vücudun dinlenmeli demişti doktor. Ben o yüzden sadece..”

“Ah canım karıcığım beni düşünürmüş!” diyerek gelip ona sımsıkı sarıldı Suphi daha sözünü bitiremeden, “Ben ancak seninle şifa bulabilirim. Kesinlikle sensiz uyumam. Haydi bu gece de yapmayalım bebek ama lütfen benimle uyu!”

Eda yine kaçamadı Suphi’den böylece ve ikisi beraber sarılıp uyudular yine. Devam eden bir kaç gün böyle devam etti. Bir yandan her şey çok güzel, öte yandan ise olmaması gerektiği gibiydi. Eda daha nereye kadar kaçabileceğini bilmiyordu. Tahsin beyle bir an önce konuşmak istiyor ama o nedense mesajlarına cevap vermiyor, gün içinde Suphi’yi arayıp kapatıyordu. Alper’de Eda “İyiyiz merak etme!” yazınca her şeyin yoluna girdiğini düşünmüş genç çifti rahatsız etmiyeyim moduna girmişti. Her şeyi dinlemek için Eda’nın onu aramasını bekliyordu. Gülizar zaten bunlardan tamamen habersizdi ve bu ara yine aşık olduğundan Eda ile fazla ilgilenmiyordu.

Suphi’nin annesi ve babası geldiler bir kaç kez, yine aralarında yoğun bir sevgi  varmış gibi sarılıp öpüştüler. Bütün gün yüzlerinde sahte birer gülümseme ile oturdular. Onlar gittiğinde Eda’nın yanakları sürekli gülümsemek zorunda kalmaktan ağrımıştı artık.

Suphi onların yanında da karısına sıkıca sarılıp artık bebek yapma kararları olduğunu açıkladı anne ve babasına. Tezer hanım ile Rıdvan bey suratlarında donmuş gülümsemeleri ile başlarını sallamakla yetindiler sadece. Bu kaza yüzünden oğullarına bir şey diyemez olmuşlardı. Hala ise artık hiç gelemiyordu. Çünkü ailede ağzındakini tutamayıp Eda’ya sürekli laf söyleyen bir tek o vardı. Suphi bu durumda karısına bu kadar düşkünken Şükran hanımın sürekli ortalığı germesi de hiç doğru olmazdı. Doktorun demesine göre Suphi’nin bu hallerinin daha ne kadar süreceği de hiç belli değildi ayrıca.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s