Lamba Cini – Bölüm 10

Belediyeden alınan randevu ile gerçekten de kimselerin olmadığı sade bir tören yapıldı. Eda bir ara gülümseyecekti hallerine ama herkesin gereksiz ciddiyetini görünce vazgeçti. Nikah memuru bile o alışılageldik güleryüzünü takınamamıştı ciddiyet yüzünden. Şahitler ki Eda’nın ki avukat Tahsin beydi zaten. Suphi’de lacivert dar bir takım elbise beyaz pırıl pırıl bir gömlek. Takımına uygun rugan ayakkabılar giymişti. Onun halini gören bunun gösterişli bir düğünle tamamlanacağını düşünürdü. Eda sadece kendisine verilen elbiseyi giymiş, hafif bir makyaj yapmış, saçını da mümkün olduğunca özenli bir şekilde toplamıştı.

İmzaların atılmasının ardından nereden çıktığını anlamadığı bir fotoğrafçının makinasının flaşları patladı.

“Buna gerek var mıydı?” dedi Eda.

“Hayatım evimize nikah fotoğrafı koymayacak mıyız hiç? Ayrıca annemlere de bir albüm hediye edeceğim! Ben gittikten sonra hatırlamak isteyecekleri güzel anıları olmalı öyle değil mi?”

“İyi ama öyle olsalar burda olmaları gerekmez mi sehayat yerine?” dedi Eda kendini tutamayıp.

“Annem çok duygusal biridir böyle şeylere dayanamaz. Bu mutlu günü mahvetmek istemedi.”

“Sehayatte olduklarını söylemedin mi?”

“Evet işte bu yüzden seyahatteler!”

“Bütün akrabaların mı?”

“Demek nikahın olayı buymuş. Baksana daha imzayı atar atmaz sorguya başladın?” dedi Suphi kahkaha atarak.

Eda kıpkırmızı olup sustu hemen. Öyle ya bu anlaşmalı sahte bir evlilikti sonuçta. Ne diye o kadar soru sorup adamın hayatını kurcalıyordu. Ailesinin ona nasıl davrandığı, ailesinin de ona nasıl davrandığı ne ilgilendirirdiki Eda’yı.

Nikah salonundan sonra arabaya binip Suphi’nin evine gittiler. Burası gerçekten bahçe içinde, yakındaki evlerden büyük ağaçlarla ayrılmış çok güzel bir evdi. Bahçesine kocaman demir bir kapıdan giriliyordu. Onlar arabadan inmeden kapı açıldığına göre içeriden kapıyı kontrol eden biri olmalıydı.

“Araç tanıma sistemi  var!” dedi Suphi onun bakışını farkedince. Nikah salonundaki gereksiz konuşmalarından sonra Eda hiç sesini çıkarmamıştı. Başını salladı sadece yine.

“Sana söz verdiğim staj işini de ayarladım. Bir kaç gün sonra başlayacaksın. O zamana kadar eve alışmak isteyeceğini düşündüm.”

“Tamam”

“Evde iki tane çalışanımız var. Yemek, temizlik, düzen gibi  işler onlara ait. Ha bir de bahçede Sait amca var bahçevanımız. Tabi şoför Mustafa’da öyle! ”

Şoför dikiz aynasından bakarak selamladı Eda’yı. Tüm bu insanlar oynadıkları oyunu biliyorlar mıydı acaba? Suphi’nin hastalığını biliyorlar mıydı peki?

Suphi hastalığını açıklamamıştı ama pek hasta gibi de görünmüyordu. Bir çok hastalığın dışarıdan farkedilmeyeceğini biliyordu Eda ama ölümüne az kaldığı söylenilen bir hastanın bu kadar iyi görünmesi de şaşırtıcıydı. Söylemese kimse onun bu haliyle hastalıktan öleceğini aklından bile geçirmezdi.

Ev gerçekten çok büyüktü. Suphi’nin “İstemezsek evin içinde birbirimizi  bile görmeyiz!” dediğini hatırladı. Onun odası arka bahçeye bakıyordu. Burası ağaçlarla dolu harika bir bahçeydi. Evin etrafındaki tüm bahçe çok bakımlıydı. Burada günlerce dışarı çıkmadan vakit geçirebilirdi insan. Eda’nın gardrobuna bir kaç kıyafet ve ayakkabı bırakılmıştı.

Suphi bunları ailesi ve arkadaşları ile görüşeceklerinde giymesi gerektiğini söylemişti. Onları eliyle kenara itip, getirdiği kıyafetlerini astı tek tek. Odanın küçükte bir balkonu vardı. Geceleri gökyüzüne bakıp ağaçların hışırtılarını dinleyebileceği için sevindi. Bu evlilik onun için harika beş yıldızlı bir tatil gibi olacaktı büyük ihtimalle. Ne  olursa olsun hiç umursamadan bu günlerin tadını çıkarmaya karar verdi. Geleceği için kendine katabileceği tüm mesleki bilgileri de edinmeye çalışacaktı başlayacağı stajdan.

Annesinin ölümünün ardından eski kayınvalidesi Sadiye hanımı aramıştı bir kaç kere kız kardeşinin evinden. Kadıncağızın sesi her defasında çok kötü geliyordu. Hem oğlunun yaptıklarından hem de kız kardeşinin yaşında rahat edemediğinden çok üzgündü. Her arayışında Eda’dan özür diliyordu zavallı kadıncağız. Olanların hiç biri onun suçu değildi elbette, böyle üzülmeye devam ederse hasta olacak diye korkuyordu Eda. Ender’in bir oğlu olmuştu yeni karısından. Annesini hiç arayıp sormuyordu neredeyse. Torununu da ancak iki kez görebilmişti. Ablası sürekli oğlunun yaptıklarını onun kafasına kakıyor ve zaten iyi yetiştirilmediğini vurguluyordu. Eda ona Suphi’den bahsedememişti. Annesinin bakım evine yatırıldığından bahsetmişti sadece. Özel ve lüks bir yer olduğundan da bahsedememişti.

“Ah hepsi bizim suçumuz! Kadıncağız onca acıya dayanamadı tabi!” diye ağlamaya başlamıştı bu kez de Sadiye hanım.

Suphi ile konuşsa acaba onu da annesinin yanına alırlar mıydı diye düşünmüştü bu eve gelmeden önce. Refakatçi alındığından bahsetmişlerdi hastanede. Annesine bakmak için diye onu da oraya alsalar hiç değilse ablasının evinden kurtulurdu. Zaten kendisi de bri bakımevine yatmaktan bahsediyordu.

Evlendikleri gün dahil gerçekten de evin içinde çok fazla görüşmüyorlardı bir hafta geçmesine rağmen. Kahvaltıda bir arada oluyorlar sonra Suphi çıkıp gidiyor ya da evin içinde bir yerlere kayboluyordu. Evin içinde bazı odaların kapıları kilitlenmişti. Eda’nın o odalara girmesi yasaktı. Üst katta iki oda böyleydi sadece. Ayrıca Suphi’yi rahatsız etmemek için onun evde olduğu zamanlarda mümkün olduğu kadar bulunduğu yerelere gitmiyor, bahçede veya odasında vakit geçiriyordu. Stajı Suphi’nin söylediği gibi bir kaç gün içinde başlamamıştı çünkü bahsettiği arkadaşı bir turneye katılmış ve on gün sonra döneceğini bildirmişti. Ünlülerin makyajlarını yaptığı için onlarla da sık sık seyahate çıkması gerekiyordu. Eda’ya izlemesi için videolar önermişti Suphi aracılığı ile bir de evde çalışması için bir set önermişti. Set hemen ertesi gün odasına bırakılmıştı.  Eda hemen çalışmaya başladı onlarla. Evdeki çalışanlar onun makyaj ve para delisi bir kadın olduğunu düşünmeye başlamışlardı muhtemelen çünkü odasına kapanıp saatlerce makyaj yapıp siliyordu. Arada bir evin içinde de bu makyajlarla dolaşıyordu mecburen. Çalışanlar pek fazla konuşan insanlar olmadıkalarından onlarla da sohbet etme şansı olmuyordu.

Evlendikleri hafta iki kez annesini ziyarete gitti. Şoför Mustafa onu istediği yere götürmek için kapıda bekliyordu her zaman. Sadiye hanımın refakat konusunu gidince kendisi sormayı düşünmüştü önce ama iki gidişinde de bakımevi yöneticisini bulamadığı için başarılı olamamıştı. Yine en iyisinin Suphi’ye söylemek olduğunu düşündü.

Ertesi gün kahvaltıya yeni denediği makyaj ile indi. Evdeki çalışanları onu öyle görmeye alışık oldukları için hiç tepki vermediler. Sadece Suphi’ye bu hali denk gelmediği için o şaşırmıştı.

“Sabah biraz erken kalkmıştım çalışayım dedim. Kötü mü olmuş!” dedi Eda onun yüz ifadesini görünce.

“Yok!” dedi Suphi. Aslında o kadar güzel olmuştu ki dili tutulmuştu neredeyse “Sadece eşofmanlarla biraz tuhaf olmuş! Zaten senin bu kadar makyaja ihtiyacın yok ki! Çok güzelsin.”

“Sahi mi?” dedi Eda gülümseyerek. Demek arada bir de olsa onun yüzüne bakıyordu, “Sana bir şey sormak istiyorum!” dedi ardından.

Suphi gözlerini ondan alamadan bakmaya devam ediyordu.

“Annemin yanında kalmak için bir refekatçi buldum da, çok güvendiğim biri. Kalacak yeri de yok! Acaba konuşsan sen, o da orada kalabilir mi? Yaşı da uygun!”

“Hiç akraban olmadığını sanıyordum!”

“Akrabam değil.”

“Kim öyleyse?”

“Kim olduğu çok önemli mi değer verdiğim biri sadece.”

“Tamam merak ettim sadece sorarım bu gün arayıp.”

“Teşekkür ederim!”

(devame edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s