Lamba Cini – Bölüm 7

Eda ertesi günü otele geldiğinde Suphi beyin katını hızlıca temizleyip diğer katlara geçti hemen. Bu gün resepsiyonda Fatma ve Meliha vardı ama şimdi onlara bahsederse dillerinden kurtulamazdı. Gerçi ikisi de adama hayran oldukları halde adamın sürekli ciddi konuştuğundan ve hiç yüz vermediğindne bahsediyorlardı. Öyle kötü niyetli  bir adam olsaydı onlara da sıcak davranırdı.

Gülizar ile konuşurken “Kocaya değil paraya ihtiyacım var!” demiş olmasaydı her şey daha  iyi olacaktı tabi kendisi içinde. Adam bu sözleri duyunca kimbilir neler geçirmişti aklından. Kulaklarına kadar kızardı bunu düşünürken. Oysa hemen ardından “Bir lamba cinine ihtiyacım var anlayacağın bana mucizeler yaratacak!” da demişti ama öyle bir sözün ardından bunun akılda kalmayacağı ortadaydı. Yine neyseki efendi bir adam duymuştu böyle söylediğini. Yani en azından o öyle olduğuna inanmak istiyordu. Yoksa başına baya iş açılırdı kötü niyetli bir duymul olsaydı. Bir daha Gülizar ile konuşmak için mutlaka otelden çıkmış olmaya dikkat etmeye karar verdi.

Öğlene doğru çalan telefon ile bölündü düşünceleri arayan apartman komşularıydı. Annesi tam da korktuğu gibi geceliği ile kapıyı çekip çıkmış, sokağın başına kadar gitmiş, mahallenin çocuklarının onu farketmesiyle kendine gelmiş ama anahtarı olmadığı için içeri girememişti. Şimdi komşularının evinde gecelikle dışarı çıktığı için utancından ağlıyordu.

Eda nasıl eve döndüğünü bilemedi panikten. Ya çocuklar onu farketmeseydi de başına bir iş gelseydi. Allah’a içindne şükredip durdu onu buldukları için. Bundan sonra kapıyı üzerine kilitlese bile kapı her durumda içeriden açılıyordu. Ayrıca bu şekilde aklı gitmeye başladığına göre onu yanlız da bırakamazdı.

Komşularına vardığında onlara çok teşekkür etti ve annesini eve çıkardı. Kadıncağız durumlarını bildiği için “Bak kızım sen çalışmak zorundasın biliyorum, istersen anneni bize bırak giderken, bir şey de istemem bunun karşılığı bana da can yoldaşı olur biraz!” demişti.

“Füsun teyze annem alzheimer hastası, ne yapacağı belli olmuyor sen nasıl başa çıkacaksın onunla!”

“Başa çıkamadığım yerde söylerim kızım! Sen getir yarın sabah giderken bekliyorum ben!”

“Allah razı olsun!”

Böylece Eda bir ay daha Füsun hanım sayesinde aklı annesinde kalmadan gidebildi işe. Ancak hastalık doktorun söylediği gibi o kadar hızlı ilerledi ki bu süre içinde. Füsun hanımı eşyalarını çalmakla suçlamakla başlayıp, geceleri uyanıp “Sen kimsin bana zarar vereceksin” diyerek Eda’ya saldırmayla devam edince artık evde bakılmasının zor olduğu noktaya gelinmiş oldu. Devletin bakım evlerinde öyle kolayca kimse yatırılamıyordu bir taraftan. Bunun için araya girecek birileri lazımdı yoksa iki yıla kadar süre verebiliyorlardı. Eda’nın böyle bir çevresi olmadığı aşikardı. Füsun hanımda bir kaç kişiye sordurmuş ama bir sonuç alamamışlardı.

Sonuçta oteldekilere de sormaya karar verdi Eda ama ne yazık ki kızların böyle bir tanıdıkları çıkmadı. Yine ne yapacağını düşünürek dalgın dalgın çalışırken Suphi beyin sesiyle irkildi.

“Size yardım edebileceğimi söylemiştim hatırladınız mı?”

Eda’nın ona şüpheyle baktığını görünce, “Anneniz için demek istedim, tabi sizin için de!”

“Nasıl?” dedi Eda kızların ona konudan bahsettiğini anlayıp. Öyle çaresizdi ki şu anda her yardımım kabul edebilirim diye düşünüyordu. Ahlaksız bir şey olmadığı sürece elbette.

“Bir ahbabı var, babamın yani. Kendisi doktor. Bir polikinliniği var, bir tane de yeni açacak.”

Eda anlamadığını belli edercesine bakmaya başlayınca uzatmamaya karar verdi.

“Annesinin anısına bir bakımevi açtı bir kaç yıl önce. Yonca Mertol Bakımevi belki duymuşsunuzdur”

“Orası özel ve pahalı bir bakımevi diye biliyorum!”

“Evet öyle ama isterseniz ben aracı olabilirim!”

“Ne için? Benim orayı ödemeye gücüm yetmez ki!”

“Siz ödemeyeceksiniz zaten!”

Eda’nın adamın duyduğu laflar geldi aklına, bu konuşma ahlaksız bir noktaya mı gidiyor acaba diye düşünüp gerildi yeniden.

“Ne demek istediğinizi daha açık söyler misiniz?” dedi sert sert.

“Ben hastayım!”

“?”

“Benim az rastlanır bir hastalığım var ve doktorlar pek ömür biçmiyorlar.”

Eda nereye varacaklarını anlamadan bakıyordu onun yüzüne, dalga mı geçiyordu acaba?

“Ailem evlenmemi istiyor, yani bir torunları olsun istiyorlar en azından!”

“Siz ölünce ne olacak o çocuk peki? Ne bencilce bir istek bu böyle!” dedi Eda hayretle.

“Evet ben de aynı böyle söylüyorum onlara. Ayrıca kısa bir ömrüm olacaksa dediğiniz gibi bir başkasının hayatın neden mahvedeyim, hem de bir çocuk vererek!”

“Kesinlikle saçmalık bu!”

“Ailemin ne kadar ısrarcı olduklarını bilemezsiniz. Onların ısrarından uzaklaşmak için böyle otellerde kalıyorum bazen ben de!”

“Peki bunun benimle ne ilgisi var?” dedi Eda sesi biraz daha yumuşamıştı. Bu gencecik adamın ölümcül bir hastalığı olduğunu  düşünmek üzmüştü onu da.

“Eğer siz benimle kağıt üzerine bir evliliği kabul ederseniz. O zaman hem ailem mutlu olur, hem de ben sizin tüm maddi ihtiyaçlarını karşılarım, ayrıca ailemden kalacak mirasın da tek varisi olursunuz!”

“Ne?”

“Bakın tuhaf olduğunu biliyorum ama o gün sizin söylediklerinizi duyunca aslında çözümü birbirmizde bulabileceğimiz geldi aklıma birden. Bir sözleşme imzalarız. Size elimi bile sürmem. Ben kötü biri değilim inanın bana!”

“Neden bana yardım etmek istiyorsunuz ki? Siz zaten ailenizden uzak durarak bu meseleyi çözmüşsünüz!” dedi Eda birden bire. Düşünceler zinhinden hızla akıp geçiyordu.

“Evet fiziken çözmüşüm gibi duruyor ama siz anneniz için ne kadar endişeniyor ve iyi olsun istiyorsanız ben de onlar için öyle olsun istiyorum. Zaten bir evat acısı yaşayacaklar ardımdan. Bari bir gelinleri olduğunu düşünsünler.”

“Peki ya çocuk konusu ne olacak?”

“Benim çocuğum olmadığını söyleriz onlara! Anlaştık mı?”

“Hayır anlaşmadık!” dedi Eda diklenerek, “Hayatımda duyduğum en saçma plan bu!”

“Annenizi düşünün! Onun başına bir şey gelirse vicdan azabı çekmeyecek misiniz?”

Tam yürümeye hazırlanıyorken durdu Eda, evet asıl mesele buydu zaten. Bu adamın bütün teklifini buna çözüm olması için dinlemişti başından beri. Çaresizlikle sallandı olduğu yerde. Aslında makul gelmişti söylenenler.

“Hatta bir yıllık bir evlilik yaparız, anlaşmalı ya! Sonra boşanırız olmadı deriz! En azından evlenmiş olurum onların gözünde!”

“Evet bu daha makul!” dedi Eda. Ömrü boyu hiç tanımadığı ve yalan söylediği bir ailenin gelini olarak kalamazdı. Mirası da istemiyordu ayrıca. Tek istediği annesinin iyi bakılmasıydı.

“Öyleyse avukatıma bir sözleşme hazırlatayım  bir an önce!” diyerek odasına gitti heyecanla Suphi bey.

Eda az önce neyi kabul ettiğini yeniden anlamaya çalışıyor gibi kaldı olduğu yerde.

“Allahım sen utandırma!” dedi içinden sonra.

(devam edecek)

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s