Lamba Cini – Bölüm 5

Yeni evleri onlara uğurlu gelmiş Eda bir arkadaşının sayesinde nihayet bir işe girmeyi başarmıştı. Evlerine çok uzak olmayan üç yıldızlı bir otelin oda temizliği işinde çalışacaktı. Mesai saatleri biraz uzundu ama iş beğenecek durumda değildi. On iki saatlik iki vardiya halinde çalışılıyordu. Müşterilerin boşalttığı odalar iyice temizleniyor nevresimler temizleniyordu. Çok temiz bir  otel olduğu söylenemezdi. Odalar ve koridorlar da genellikle loş ve karanlıktı. Bu izbe ortam onun içindeki melankoliyi daha da artırıyor. Kendini işine verip kaybettiği bebeğini, Ender’in ona yaptıklarını düşünüp göz yaşı döküyordu. Mahallenin en güzel ve saf kızının geldiği son nokta buydu işte. O hiç bir zaman güzel olduğunu düşünmemişti aslında, mutlu olmayı düşünmüşü hep. Ender’in o kadar peşinden koşması, onu yere göğe koymayışı. Onun için yerleri gökleri bir edebilirmiş gibi davranışları hepsi kaybolup gidivermişti. O zamanlar onun sadece heveslerinin peşinden giden bir egoist olduğunu anlamamıştı elbette. Şimdi evlenecğini söylediği o kadından da bıkacaktı muhtemelen bir süre sonra. Annesine ve bebeğine yaptıkları bile onun kalbinin yerinde bir boşluk olduğunu gösteriyordu zaten. Ona kandığı için artık saflıktan çıkmış aptallık seviyesine ulaşmıştı Eda’da. Mahallenin en aptal kızıydı  o artık.

Otelin o işe girdiğindne beri kalan müşterileri vardı bu arada. Onların burayı neredeyse ev gibi kullanmalarını da aklı almıyordu. Bir insan bir yerde bu kadar uzun yaşayacaksa otele vereceği parayı bir eve de verebilirdi. Otuz altı numaradaki adamın bir yazar olduğu söylendi ona. Oda servisi, temizlik gibi şeylerden hoşlanmazdı. Kitap yazacağı zaman gelip o odayı tutar. Kitabı bitirene kadar da dışarı çıkmazdı. Odasının temizlenmesini istediğini kendi söylerdi. Yemeğini otelden değil dışarıdan getirtir. Çöplerinide oda kapısının önüne bırakırdı.  Bu yüzden o odanın önünden geçerken özellikle sessiz olurdu Eda. Henüz adamın kapısını açıpta başını dışarı uzattığına denk gelmemişti. Sadece ta koridorun başından duyulan ağır bir sigara kokusu gelirdi odasından. Eski ve uzun kalan bir müşteri olduğu için yasak olmasına rağmen ona uyarı yapılmazdı. Otelin ful dolu olduğu zamanlar çok nadir olduğundan, o varken o kattaki odaları da pek kimseye vermiyorlardı zaten. Katın koridor penceresi sürekli açık duruyordu zaten.

On beş  numaralı odada yaşlı bir karı koca kalıyorlardı. Resepsiyondakilerin anlattığına göre kızlarının yanında kalmak istemedikleri için emekli maaşlarıyla bu odayı tuymuşlardı. Huzur evine gitmeyi düşünmüşler ama oradakilerin çoğunun demans ve benzeri nörplojik hastalığa yakalananlar olduğunu görünce vazgeçmiş buraya gelmişllerdi. İbrahim amcanın dediğine göre özel huzurevleri otelden pahalıya geliyordu zaten. Eğer kendilerinde bir rahatsızlık hissedecek olurlarsa doğrudan oraya gideceklerdi. Mukaddes hanım kat görevlisine kızı ile küs olduklarını söylemişti bir ara. O yüzden kızları onları görmeye hiç gelmiyor, onlarda kızlarına gitmiyorlardı. Büyük torunları arada bir geliyordu sadece. Sude adında çıtı pıtı tatlı bir kızdı. Üniversite okuyordu. Arada sırada elinde bir kutu kuru pasta ile geliyordu ziyaretlerine. Karı koca her sabah yürüyüşe çıkıyorlar sonra da odalarından yemek saatleri dışında hiç çıkmıyorlardı. Bir kaç kez televizyonu çok açtıkları için yan odalardan şikayet olunca kendilerine uzun kablolu iki kulaklık edinmişler öyle izlemeye başlamışlardı. Ancak bu seferde kulaklıkları takılıyken odanın kapısının çaldığını duymuyorlardı. Eda onları da öğrendiği için kapıyı uzun ve hızlı çalıyordu ya da onlar yürüyüşte iken odayı temizleye çalışıyordu.

Bir de yirmi iki numara da genç bir adam vardı. Suphi bey. O ilk kez geldiği için hakkında bir şey bilmiyordu otel personeli ama üç aya yakın kalacağını söylemişti odayı tutarken. Bu üç ayın neredeyse bir ayı da tamamlanmıştı zaten. O genellikle gündüzleri dışarı çıkıyordu. Elinde de bir fotoğraf makinası vardı. Gazeteci olabileceğine karar vermişlerdi ama otele girerken bir basın kartı bırakmamıştı.

Diğer otel misafirleri genellikle bir ya da iki gece kalıyorlardı. Hatta  sevgilisi ile gelip yarım gün kullananlar bile vardı. En pis odalar onların ki oluyordu. O odada neler olduğunu düşünmemeye çalışıyordu Eda temizlerken.  Hızlıca temizleyip çıkıyordu odadan hemen. Zaten genellikle giriş katındaki odaları veriyorlardı onlara. Diğer müşterilerin bu tiplerden rahatsız olmalarını istemiyorlardı.

Eski mahallelerinden sadece bir arkadaşı ile görüşmeye devam ediyordu Eda. Eskiden her şeyi konuştuğu bir dert ortağı olmasalarda da bu eve taşındıklarından beri nedense çok sık görüşür olmuşardı. Onun da başından talihsiz bir nişan hikayesi geçmişti. Bir de dayakçı bir ağabeyi vardı. Bir an önce evlenip başından gitmesini istiyordu onun. İki kadın telefonda dertleşiyorlardı hatların indirimli günlerinde. Genelde katlar boş olduğu için Eda telefonu önlüğünün cebine koyuyor ve kulaklıklarla konuşarak işine devam ediyordu. Bazen de otelin internetini kullanıp müzik dinliyordu bu şekilde. Diğer türlü sürekli eskiyi düşünmekten bunalıma giriyordu çünkü.

Bazen aldırdığı bebeğinin doğduğunu hayal ediyordu. Onun büyüdüğünü, onu okula yazdırdığını, birlikte oyunlar oynadıklarını. Gerçekten de onu düşürmemiş olsaydı bir çocukla hayat kim bilir ne kadar zor olurdu şimdi.

Annesine geçen ay alzheimer teşhisi koymuşlardı. Doktor biraz hızlı ilerleyen bir türü olduğunu söylemişti üstelik. Şimdilik idare ediyor olsalar da bir süre sonra onu evde tel başına bile bırakmayacak duruma gelecekti. O zaman yine annesinin babasından kalan maaşıyla geçinmeleri gerekeceğinden, şimdi kazandığı üç kuruşu da köşeye koymaya dikkat ediyordu. Bu yeni süreç, yeni ilaç ve doktor masrafları da getiriyordu çünkü.

Arkadaşı Gülizar aradığında karşılıklı günlük hayatlarından, geçmişlerinden, içlerinde biriktirdiklerinden konuşuyorlardı böyle. Ne kadar isteseler de hayat daha iyiye gitmiyordu bir türlü. İkisi de yeniden nişanlanma veya evlenme kelimesini bile duymak istemiyorladı ama böyle tek başlarına bir ömür idare edecek bir meslekleri ya da gelirleri de yoktu. Eda iki yıllık makyaj okulunu bitirmişti. Küçük bir kızken aynanın karşısına geçip kuruboyalarını diliyle ıslatıp kendine makyajlar yapardı. Sonra bir arkadaşının ona getirdiği başvuru formuyla bu yüksek meslek okuluna kayıt olmuştu. Öğretmenlerinin çok beğenisi ile de mezun olmuştu ama Ender karşısına çıkınca hiç bir yere başvurup çalışmamıştı. Oysa öğretmenlerinin çoğunun onu önereceği güzel yerler vardı. Bu iş arayış sürecinde de bir kaç yere başvurmuştu mesleği ile ilgili ama mezun olduktan sonra hiç tecrübesi ve referans mektubu olmadığı için muhtemelen geri dönüş alamamıştı.

Bu çalıştığı oteli de Gülizar bulmuştu ona. Tamamen tesadüfi bir şekilde aslında Gülizar’a bahsetmişti arkadaşı bu işten ama onların oturduğu yere uzaktı otel, onunda aklına Eda’ların bu  tarafa taşındığı gelince hemen onu aramıştı ve böylece Eda sonunda aradığı işi buluvermişti. Bu yüzden de minnettardı Gülizar’a. Eskiye dayalı bir dostlukları olmadığı halde kızcağız onu düşünmüş aramıştı. Oysa o fakir mahallede bu işe talip olacak bir sürü kız çıkabilirdi başka.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s