Lamba Cini – Bölüm 4

“Ev sahibini arayıp evi boşaltacağımızı söyleyeceğim, yarın ilk iş gidip mahkemeye de başvuracağım boşanmak için. İkinizin de yapabileceği hiç bir şey yok!” dedi Ender hırsla ve annesine doğru bir adım attı tokadın acısıyla.

Eda, Ender’in halini görünce, annesine bir şey yapacak sandığı için arkasından koşup üzerine atıldı. Ender can havliyle onu fırlatıp atınca, kızcağız yığılıp kalıverdi düştüğü yerde.

Sadiye hanım hemen koşundu gelinin yanına “Eda, kızım! İyi misin? Eda yalvarırım aç gözlerini!”

Eda’da hiç kıpırtı olmayınca panikle oğluna döndü, “Ne bekliyorsun ambulans çağırsana!”

Eda hastanede gözlerini açtığında başucunda Sadiye hanım vardı sadece. Kadıncağızın ağlamaktan yüzü gözü şişmişti. Oğlunun birden bire huy değiştermesine mi ağlasın? Gelinin başına gelenlere mi, kendi başına gelenlere mi o da bilmiyordu. Elini uzatıp okşadı kızın saçlarını.

“Bir şeyin yok evladım korkma!”

O sırada Ender girdi odaya “Uyandın mı? Şimdi aldım raporları, artık bir çocuğumuz olacak diye endişenmeye gerek kalmadı. Birazdan seni ameliyathaneye alacaklar!”

“Ne?” dedi Sadiye hanım Eda’dan önce, “Kızı kürtaj mı ettireceksin? Hem de kendine sormadan?”

“Hayır!” dedi Eda’da can havliyle.

“Siz de beni iyice canavar yaptınız!” dedi Ender elindeki kağıtları yatağın üzerine fırlatıp, “Düşünce kanaman olmuş, öyle kaplan gibi üzerime atılmasaydın böyle bir şey olmayabilirdi! Beni suçlamaktan vazgeçin!” dediği sırada odaya görevliler girdi ve Eda’nın çığlıklarına rağmen onu bir sedyeye aldılar.

“Eda lütfen sakin ol! O artık yaşamıyor! İçinde bırakırsak seni öldürecek!” dedi Ender.

Sadiye hanım ne diyeceğini bilemez halde olanları izliyordu odanın kenarından. Eda’yı ameliyathaneye indirirlerken Ender’de onlarla çıkıp gitti. Sadiye hanım da arkasındaki koltuğa oturup beklemeye başladı.

Eda odaya yeniden getirildiğinde çok yorgun görünüyordu. Kürtaj tamamlanmış ve bebek alınmıştı. Bu defa Ender onunla değildi. Yatağa geri yatırılınca başını diğer yana çevirip gözlerini kapadı.  Sadiye hanım sessizce yatağın yanına oturdu ve elini tuttu zavallı kızın.

Biraz sonra yeniden Ender girdi odaya , “Bu iş tamam, yarın taburcu olabiliyoruz, refakatçiye gerek olmadığını söylediler. Anne hadi ben seni eve götüreyim, Eda’da biraz dinlensin!”

Sadiye hanım dönüp gelinine baktı yine. Eda  gözlerini açmadı. O da bir şey söylemeden çantasını alıp çıktı oğlunun peşinden. Kızcağız biraz yanlız kalıp düşünse belki daha iyi olurdu her şey.

“Bunları yapanın sen olduğuna inanamıyorum!” dedi yürürken Sadiye hanım oğluna.

Ender cevap vermedi annesine.

“Bu kızla evlenebilmek için günlerce yalvardın bana, onun bir melek olduğunu başkasını istemediğini söyledin! Ne değişti söylesene, başka bir meleğe mi rastladın şimdi. Sen nasıl bir insansın Ender?”

“Anne söyleyeceklerimi söyledim ve daha fazla konuşacak değilim!”

“Allah bunu yanına bırakmaz!” dedi Sadiye hanım dudaklarınına arasından. Elbette ona beddua etmiyordu. Yaptıklarını onaylasa da onun oğluydu Ender. Yetiştierememişim diye kendine kızıyordu bir yandan.

“Vicdan sahibi bir insan olmasını sağlayamamışım. Sadece okuyup adam olmuş, insan olamamış! Allah masumun ahını kimsenin yanına koymaz! Ah Ender! Ah! İyi ki baban sağ değil de bu hallerini görmedi senin!”

Sadiye hanım araba hızla caddeleri geçerken içinden söylüyordu bunları. Ender arabasını da yeni almıştı. Hiç bir şey olmamış gibi radyoda çalan neşeli şarkıya eşlik ediyordu üstelik. Çalan telefonunu da açmadı. Sadiye hanım sevgiliden geldiğini tahmin etti. O da başını çevirip camdan bakmaya başladı. Eda’nın odaya geldiğinde ki hali geldi aklına. Keşke insan başını çevirince kötülükleri ve kötüleri görmez olsaydı gerçekten.

Eda’yı ertesi gün öğlen olmadan taburcu ettiler hastaneden, “Yeniden hamile kalabileceksin merak etme!” demişti doktor teselli olsun diye. Eda’nın gözlerinin dolduğunu görünce sustu hemen.

Her şey o kadar kısa zamanda olmuştu ki bir bebeği olacağını annesine bile söyleyemeden kaybetmişti onu Eda. Sadiye hanımdan bu olanlardan annesine bahsetmemesini rica etti. Başını salladı Sadiye hanım, dünürünün yüzüne bakacak yüzü de yoktu ki zaten.

“Biz anlaşıp ayrııldık derim ben!” dedi Eda Sadiye hanımın yüzüne bakmıyordu konuşurken. Bu durum kadıncağızı iyice üzmüştü. Ender bir kaç gün eve gelmeyeceğini o sırada ikisininde toplanabileceğini söyleyerek gitmişti. Bebeklerini kaybetmelerine rağmen ne ev sahibini aramaktan ne de mahkemeye başvurmaktan geri durmamıştı. Sadiye hanım da Eda’da daha fazla bu evde durmak istemediklerinden hızlıca topladılar her şeyi. Son gece birbirlerine sarılıp ağladılar ve helalleştiler.

“İsterseniz ben ve annemle yaşayabilirsiniz siz de!” dedi Eda. Onun ablasının evine gitmeye gönüllü olmadığını biliyordu. Ablasının da onu misafir etmeye gönüllü olmadığını konuşmalarından anlamıştı Ender’in yaptıklarını anlatmaya dili varmadığı için bunun geçici bir durum olduğunu söylemişti ona Ona rağmen ablası yarım ağızla konuşunca da iyice canı sıkılmıştı. Şimdilik Eda’ya da bir şey söyleyip onu üzmek istemediği için çok hevesli gibi davranmaya çalışıyordu ama Ender maaşına da el koymazsa bir süre sonra bir huzur evine gidip yerleşmeyi kafasına koymuştu. Oğlunun bu yeni bulduğu kızla da ne yapacağı konusunda şüpheleri vardı zaten ki onu da gelin olarak kabul etmiş değildi zaten. Ona da soran olmamıştı.

Eda elinde valizi ile annesinin evine gidince, günlerce de zavallı kadını teselli etmek zorunda kaldı. Bu boşanmayı ikisinin de istediğini Ender ve Sadiye hanımın iyi insanlar olduğunu anlatıp durdu ama zavallı kadın karar bağlamaktan vazgeçmedi. Mahallenin en güzel kızı şimdi dul kalmıştı bir de, böyle yerlede kızın peşini kolay bırakmayacaklarını o da biliyordu.

Eda’nın annesinin evine gelişinden bir ay sonra bir akşam otururlarken, “Sen de daha iş bulamadığına göre daha fazla oturmayalım buradan gidelim başka mahalleye!” dedi.

Ender çoktan evi boşaltmış, evin üzerine kiralık ilanı asılmıştı. En azından onunla karşılaşma riski olmadığından Eda’nın taşınmak aklına gelmemişti ama annesini bu mahallede olmak üzüyor diye düşündüğünden itiraz etmedi. Bir aydır iş bakıyordu ama henüz bir şey bulamamıştı. Babasının emekli maaşı ile idare ediyorlardı şimdilik. Neyse ki ev kira değildi.

“Bunu satıp daha küçük bir yer alırız!” demişti annesi.

Zaten iki oda bir salondu evleri, üstelik fakir bir mahallede eski bir evdi. Satabilseler bile zaten sadece bir oda bir salon almalarına ancak yeterdi ki o da yine iyi bir mahalleden olmazdı.

Yine de emlakçı düşündüğünden çabuk müşteri buldu eve, şimdi yaşadıkları mahalleden iyice uzak bir yerde yine buna benzeyen bir mahallede başka bir eve çıktılar böylece. Nakliye parası da ödedikten sonra ellerinde bir miktar da para kaldı. Bu ev diğerine göre nispeten daha bakımlı bir apartmandı. Yine üç katlıydı ama bu kez evleri arka taraf ve bahçe katıydı Böylece müstakil bir evde yaşıyorlarmış gibi dilediklerinde bahçeyi kullanabileceklerdi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s