Lamba Cini – Bölüm 2

Ender annesinin söylediklerini duyunca bırakmadı daha peşini.

“Tamam yarın gidip isteyelim!”

“Oğlum delirdin mi? Kız sana bir kere adını söyledi diye öyle gidip istenir mi? İn miyiz, cin miyiz diye sormazlar mı adama?”

“Ya anne siz de babamla böyle evlenmediniz mi ne olacak sanki. Bir çikolata bir çiçek dayanacağız kapılarına!”

“Allah Allah ne oldu sana böyle ben anlamadım ki?” dedi Sadiye hanım sıkıntıyla. Babasının kaybından sonra oğlunun depresyondan böyle yaptığını düşünmüştü baştan ama hakikaten vazgeçmeden sık boğaz ediyordu kadıncağızı her gün.

İki üç gün sonra Sadiye hanım bakkalın çırağı ile haber yolladı utanarak Eda’lara. Ender bir kutu çikolata ile çiçeği hazır edip güzelce giyindi o akşam. Gittiler yemekten sonra.

Eda’nın annesi babası da aynı Gülnaz hanımın anlattığı gibi çok efendi insanlardı. Adamcağız kanser tedavisi gördüğü  için biraz yorgun gözüküyordu. Kızını bir doktorun isteyeceğini duyunca sahiden çok sevinmişti. Bir tanecik kızı onun ardından ortada kalsın istemiyordu. Sadiye hanımın “Allah’ın emri peygamberin kavli” diye başlayan cümlesi bitmeden verdiler Eda’yı Ender’e.

Eda’da hakikaten bir içim suydu. Hem güzel, hem uysaldı. İki ailenin de çok durumu olmadığı için Ender iyi para kazanana kadar bir süre Sadiye hanımla oturmalarına karar verdiler. Sonra ayrı ev konusuna bakacaklardı. Bir nikah yapılacaktı sadece. Tabi önce yaz gelip Ender’in okulu bitsin diye beklenecekti. Sedat beyin de durumunun o zamana kadar daha iyi olacağını umuyorlardı. Böylece aniden aynı mahallenin iki komşusu dünür oluvermiş, geldiğinden beri mahalleden şikayet edip duran Ender her akşam güle oynaya döner olmuştu sokağa. Gelir gelmez Eda’ların balkonunun altına gidiyor kızı aşağı çağırıyordu. Artık herkes nişanlı olduklarını bildiğinden kimse dedikodu yapamıyor, kimi hasetle, kimi imrenerek bakıyorlardı coşkularına.

Eda’da çok mutluydu bu gelişmelerden. Ender’e görür görmez ısınmıştı. Daha önce mahallede görmüştü zaten evlerine geldiğindeki ilk görüşü değildi. Şaşırmıştı da böyle apar topar istemeye gelmelerine ama hoşuna gitmişti. Mert çocuktu demek ki, uzatmaya, oyalamaya girmemiş, annesiyle gelmiş niyetini ortaya pat diye koyuvermişti. Anne babası da hoşlanmışlardı Ender’den. Hele annesi çok hanımefendi bir kadındı. Eşinin ölümünden çok sarsılmış ama yine de oğlunu kıramayıp geldiğini anlatmıştı öncelikle özür dileyerek. İki atarafta mütevazi ve iyi ailelerdi. Bu evliliğe hepsi inanmışlar ve çok mutlu olmuşlardı.

Ender’in finalleri biter bitmez annesine nikah için baskı yapmaya başladı.

“Diplomamı alacağım işte, zaten ondan sonra yine sınavlarım var biliyorsun! Diploma almakla bitmiyor! E neyi bekleyelim ki o zaman!”

“Oğlum bir işe girmeni bekleyelim? Neyi bekleyeceğiz? Elin kızını getireceksin bu eve tek maaşla nasıl olacak hepimiz?”

“Ya anne Eda öyle bir kız mı Allahaşkına! Bak Sedat amcanın hastalığı da ilerliyor bir yandan!”

“Amca değil yavrum baba diyeceksin!”

“Ya ne babası anne ya, eski adetler bunlar!”

Sadiye hanım oğlunun ısrarları, teklifleri ile boğuşuyordu her gün. Diploma törenine kadar zor oyaladı onu. Dipoma töreninin ardından hemen nikahı kıyıverdiler. Kendi aralarında yapılan tören sonrası düğün yapacak halleri olmadığı için küçük bir lokantada yer ayırtıp ailece bir yemek yediler ve sonra Eda geldi Ender’lerin evine. Annesi babası da hemen yakınlarında olduğu için çok hüzünlenmemişti ayrılırken ama yine de baba evinden çıkmak etkiliyordu insanı. Sadiye hanım  bir kaç günlüğüne ablasının  evinde kalacağını söylemişti onlara. Kadıncağız yeni evlilerin başında gardiyan gibi durmak istememişti.

“Azıcık rahat etsin çocuklar, zaten bir süre benimle oturacaklar abla! Geleyim mi sana?” diye sormuştu ablasına.

Uzun süredir birlikte çok vakit geçiremediklerinden yakınıp duran ablası da hemen kabul etmişti bu teklifi. Onun kocası da akmaz kokmaz bir adamdı zaten. Emekli olduğundan beri bütün gün haberin karşısında oturup duruyordu. Kocasını kaybettikten sonra Sadiye hanımın da ablası ile uzun uzun konuşup dertleşecek fırsatı olmamıştı. Nikah  töreni ve yemeğin ardından ablası ile ayrılmıştı çocuklardan.

Böylece üç gün kendilierince romantik bir ev tatili geçirdiler Eda ve Ender. İkisi de çok çok mutluydu beraber olmaktan. Sonra Sadiye hanım eve, Ender’de stajını yapacağı hastaneye döndü. Eda sabah erkenden kalkıp ikisine de kahvaltı hazırlıyor, Sadiye hanımı ev işleriyle hiç yormuyordu. Sonra izin isteyim Ender gelmeden annesinin evine geçiyor onlara da yardım ettikten hal hatır sorduktan, alışverişlerini yaptıktan sonra hemen geri geliyordu.

Sadiye hanım da çok memnundu gelininden.

“Kendi kızım olsa bu kadar düşünmez beni!” demişti ablasına sonradan, “Neredeyse Ender’i geçecek bu kız!”

“Ay dur sen de hemen ilk günden o kadar güvenilir mi el kızına?” demişti ablası da.

“Yok abla vallahi bildiğin bir melek bu kız! Allah yüzümüze baktı da Ender’ime böyle iyi bir kız yolladı!”

Eda’da da kayınvalidesini çok seviyordu bu arada, yaptıklarının hepsi gönüldendi. Bütün gün kayıbnvalidesi, kendi anne babası için didinip duruyor, akşam gelince de kocasını güler yüzle karşılayıp ilgileniyordu. Neyse ki Ender’in zorunlu hizmeti de başka bir ile çıkmamıştı. Bu yüzden aynı mahallede oturmaya devam ettiler.

Ender Eda’ya sürekli ayrı bir eve çıkacaklarını söylüyor ama bir türlü sıra o konuya gelemiyordu. Eda’nın kayınvalidesi ile oturmaktan bir şikayeti yoktu. Zaten kadıncağız ödüyordu oturdukları evin kirasını da kocasından kalan maaşla ama niyeyse kocası onun bunu dert ettiğini düşünüp sürekli bundan bahsediyordu. Onun bu ısrarlı tavrından bazen Sadiye hanımın onları istemiyor olabileceğini düşünüp kadıncağızı daha da mutlu edebilmek için ne yapacağını bilemiyordu.

Günler, aylar böyle devam etti. İki yıla yakın bir süre sonra Ender’in mecburi hizmeti tamamlandı ve asistan olarak bir hastane de göreve başladı. ellerine geçen para da daha iyiydi şimdi eskisine göre. Doktorluk gerçekten çok yorucu bir meslekti, çoğu zaman gece geç saatlere kadar eve gelmiyordu Ender, bazen de hastanede nöbete kalıyordu. Eda hiç birinden şikayet etmiyor, kocasının ne kadar kutsal ve zor bir meslek yaptığını bildiğini söylüyordu sürekli ona.

Ender’in zorunlu hizmetinin bittiği hafta uzun süredir sağlığı iyice kötüleyen Sedat beyi toprağa veriler. Eda günlerce ağladı babasının ardından. Şimdi onun annesi de yanlız kalmıştı Sadiye hanım gibi. Sadiye hanım hiç yanlız bırakmadı dünürünü bu  süreçte. Hatta bir zaman sonra ona berber oturmayı bile teklif etmeyi geçirdi aklından. Eğer kabıl ederse onlar iki dünür bir evde yaşarlar, çocuklarda rahatça bu evde oturulardı.

İkisi de bir şey söylemiyor olsa da gençtiler nihayet.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s