Lamba Cini – Bölüm 1

Ender ve annesi babasının ölümün ardından sattıkları evlerinin parasıyla kalan borçlarını ödeyip taşınmışlardı bu mahalleye. Tıp Fakültes son sınıfında okuyan Ender’in hiç içi almamıştı bu sokakları ve yüzleri düşmüş evleri ama yapabilecekleri bir şey yoktu. Şu an onun da bir geliri olmadığı için kalan paraları ile buradan daha iyi bir yerde yaşamaları mümkün değildi. Sadiye hanım her gün peşine düşen sümüklü çocuklar ve havlayan köpeklerinden şikayet ederek eve gelen oğlunu teselliye uğraşıyordu.

“Sen hele bir mesleğini eline al o zaman taşınır gideriz buralardan yine eskisi gibi güzel bir hayatımız oğlur Ender’im. Bak babanın toprağı soğumadı daha bir de sen böyle yapıp üzme beni!”

“Anacığım benim sana değil sözüm elbette, sadece bilirsin içimdekini demeden rahat edemem ben. Üzülüyorum da ağzımdan şikayet çıkıyor. Yoksa biliyorsun doktorum ben. El kadar çocuklara değil zorum veya gücüm. Hallerini görsen bunların anaları babaları yok mu dersin? Sadece görünüşleri değil dilleri, sözleri de pislenmiş sokaklarda. O çocuk suretinden sıyrılmışta ayyaşların ruhu girmiş gibi içlerine. Gözlerinin içi gülmüyor da, dünyadan alacağı intikamı bekliyor gibi her birinin. Ruhları çalınmış bu mahallede yaşayanların sanki. Köpekler bile anlamıyor sevilmekten. Sadece havlamayı biliyorlar.”

“Bir dediğini iki etmedi baban bizim. O da istemezdi böyle olsun ama iyi niyetinin kurbanı olmuş biliyorsun. En azından borcumuz harcımız kalmadan geldik buralara. Bunlar da geçer sen merak etme!”

“İnşallah anacığım Allah izin verirse bir iki yıla kalmaz gideriz buralardan!”

“İnşallah güzel oğlum, sen okulunu ihmal etme yeter ki!”

Mahalleye ilk geldiklerinde bunları söyleyen Ender daha iki üç ay geçmeden denk gelmişti bir okul dönüşü Eda’ya.  Çamurun içine düşmüş bir elmas gibi parlıyordu sanki. Elindeki alışveriş poşetini sallayarak yürüyordu mahallenin döküntü bakkalına. İnsan ona bakarken bu cehennemde değil de sanki cennetin sokaklarında gibi hissediyordu kendini. Uzun saçları rüzgarda dansediyordu o yürüken ardından. Elbisenin etekleri uçuşan kelebekler gibiydi.

Sokağın küçük canavarlarının topu ayağına vurunca uyandı uykusundan Ender.

“Ne dikiliyosun kavak ağacı  gibi, yürü de oynumuzu oynayalım!”

Ender bu defa aldırmadan yürüdü bakkala doğru, yer cücesi homurtusunu yayarken dünya güzeli çoktan girmişti bakkala.

Tam kapıya vardığında koca torbanın içinde bir ekmekle döndü yoluna Eda. Ender’in çarpılmış gibi yolun ortasında duruşunu farketmemişti.

Eda evlerine doğru yürüken, Ender arkasından devam etti onun bastığı yerlere basarak. Bir kaç bina ötedeki evin kapısında kayboldu kız sonra. Ender binanın önünde durup tipini numarasını aklına yazıp ayrıldı oradan. Bu mahalleye geldiklerinden beri ilk defa yüzü gülerek geldi eve. Sadiye hanım hemen farketti oğlunun neşesini.

“Hayırdır oğlum keyfin yerine gelmiş!” dedi gülerek.

“Az önce bir melek gördüm anne dışarıda. İnanabiliyor musun, burada bu çöplükte yaşayan bir melek varmış meğer!”

Kadıncağız gülümsedi oğluna, “İlahi oğlum!” diyerek çorbasını doldurdu tabağına.

Sonraki bir kaç gün her evden çıkışında ve dönüşünde bakındı Ender sokaklara ama bir daha göremedi o peri kızını. Sonunda bir akşam balkonda çamaşır asarken rastladı yeniden ona. Balkonun altına kadar gelip o kadar dikkatli bakmaya başladı ki, Eda bu defa onu farketti. Soran bakışlarla bakmaya başladı o da.

“Merhaba!” dedi Ender hayranlığını gizlemeye gerek duymadan. Eda sağdan soldan göre var mı diye kontrol edip;

“Merhaba !” diye cevap verdi ona.

“Şey Ender ben! Şurada iki apartman ileride oturuyorum! Sizin adınız ne acaba?”

“Eda!” dedi kız hâlâ merakla bakarken. Bu arada içeriden adı seslenildiğini duyunca gülümseyip girdi içeriye.

“Eda!” dedi Ender kendi kendine, “Demek meleğin adı Eda!”

Devam eden günlerde yine rastlayamadı kıza ne sokakta ne de balkonda. Sonunda annesini sıkıştırmaya başladı.

“Anne ne olur öğren şu kızı kimmiş? Onu düşünmekten ders çalışamaz oldum! Aşık oldum ben resmen ona!”

“Oğlum öyle bir bakışta aşk olur mu? Burası küçük mahalle, biz yeni geldik. Kime sorayım ben şimdi bunları?”

“Şu altımızda oturan Gülnaz teyzeye sor, o akşama kadar camda oturuyor biliyordur herkesi!”

“Oğlum kadının engeli var çıkamıyor sokağa ne yapsın?”

“Yahu ben de kalksın oynasın demiyorum ki, soruver diyorum işte şu kırmızı binanın orta katında oturan kızın kim olduğunu. Anacığım ne olur sor? Ne olur?”

“Tamam oğlum! Tamam!” dedi Sadiye hanım çaresizlikle.

Ertesi gün Ender okula gidince eline boş bir kap alıp indi aşağıya. İlk taşındıklarında karşı komşusuyşa bir tabak göndermişti Gülnaz hanım onlara. Tekerlekl sandalyeye bağlı olduğu için giriş katındaydı evi üst katlara çıkamıyordu.  Yeni taşındılar evlerinde yemek olmaz diye yollamıştı kapları Sadiye hanım da teşekkür için inmişti aşağıya, tabağında  biraz poğaça yapıp koyuvermişti. Öylelikle tanışmışlardı. Kadıncağız ne kadar yanlız olduğundan dert yanınca, o günden sonra haftada bir iki gün kahveye iniyordu kadının evine. Daha yeni kahveye gittiği için yüzü tutmamış, biraz tuz alayım diye bahane ederek inmişti aşağıya. Bakkal evlerinin neredeyse karşısıydı ama Gülnaz hanımın böyle bir konuya takılacağını sanmıyordu.

Her zaman ki gibi Gülnaz hanım onu buyur etti içeriye, havadan sudan biraz sohbet ettiler ama Sadiye hanım bir türlü konuya nasıl gireceğini bilemiyordu.

“Ben de kimseleri tanııyorum aslında bu mahallede” dedi sonra birden bire, “Şu karşılarda falan kimler var acaba? Bizim oğlanın yaşıtı genç falanda pek görmedim sokakta?”

“Var var aslında ama hepsi çalışıyor, geç geliyorlar. Bak şu karşıda balkonunda dolap olan evin bir oğlu var mesela, sanayide çalışıyor. Sabah ezan okunduktan sonra çıkıyor neredeyse evden. Çocukluğunu bilirim ben onun. Onun iki altında apartmanda Güneş’in bir kızı var nişanlısı asker,  o da pek çıkmaz kapıya cama nişanlı laf olur diye.”

“Şurda kırmızı binanın orta katında da gördüm bir kız maşallah pek güzeldi Allah sahibine bağışlasın!” deyiverdi hemen Sadiye hanım

Gülnaz hanım manalı manalı baktı Sadiye hanımın suratına,  “Eda’yı diyorsun herhalde. Dünya güzelidir o. Mahallede ondan güzeli yok. Annesi babasıyla oturur, babası biraz hasta olduğu için çıkmaz fazla evden. Geçen sene iki yıllık bir okul kazandı  da bu sene dondurdu galiba, annesine yardım etmek için. Seneye başlayacak dediler!”

“Onun nişanlısı, sözlüsü falan yok herhalde değil mi?” dedi Sadiye hanım merakla.

“Yok! Yok!” dedi Gülnaz hanım gene manalı manalı gülerek, “Elinizi çabuk tutarsanız doktora da verir babası!”

“A yok ben onun için şeyetmedim tabi de!”

“Sadiye hanım genç oğlun var maşşallah, bizde geçtik bu yollardan. Beğenmişse senin oğlan hiç düşünme! Ağzı var dili yok, melek gibi kızdır, yüzü de ruhuda bir onun! Azıcık da saftır hatta sana öyle bilmişlikte etmez. Gelininle gül gibi yaşarsın!”

Sadiye hanım yakalandığı için biraz utanmıştı ama gülümsedi sonra oda. Teşekkür edip çıktı eve, akşam Ender’e anlattı hepsini.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s