Töre – Bölüm 6

Gülnur’un bebeği sonunda dünyaya geldi ama o da annesi gibi sağlıksız bir bebekti. Kızın sütü olmadığı için köyden bir süt anne bulundu dediler. Doğum gerçekleşmişti ama Gülnur yataktan kalkamamıştı bir türlü bebeğe de bakamıyordu bu yüzden.  Altı aya kalmadı Haşim ağanın kapısının önüne kızının cenazesi geldi.  Gelinlikle çıkmış ve kefenle dönmüştü geri işte. Tıpkı törenin yazdığı gibi. Bebek biraz daha toparlamış iyiydi. Yakında bir üvey  annesi olacaktı zaten. Öyle de böyle de büyürdü. Kız değildi neyseki, annesinin kaderini tekralamayacaktı ama Allah vere de Cemil ve ya Cemal’in kini tekralamasaydı bari.

Haşim ağanın gözünden yaş çıkmadı kızını toprağa verirken. Ciğeri yanmadığından değil. Ağalığa sığdıramadığından. Mehmet ağa gideki köyün tek ağası kalmıştı. O hâlâ saygıyı hakkettiğini düşüne dursun anca kendi nesline geçerdi hükmü. Göknar, Cemal ve onların nesline ders yazılmıştı Cemil ile Gülnur’un hikayesi.

Cemal İstanbul’da okulunu bitirdi, okurken de çalışıp kendi harçlığını karşıladı. Mehmet ağa aramadı oğlunu. Ağabeyleri ablaları kolladılar arkasını. Bayramlar geldi, içi acıdı Cemal’in. Ağabeyinin mezarına bile uğrayamadı. Şansı yardım etti Fransa’ya gitti sonra. Biraz zorluk yaşadı ama kendine bir hayat kurmayı başardı

Haşim ağa Gülnur’un çocuğu ilkokulu bitirdiğinde gördü bir kez. O da zaten tesadüf oldu. Damadı çoktan başkası ile evlenmiş, çocuk Haşim adında bir dedesi olduğunu da hiç duymamıştı. Göknar’da durmadı köyde. İzmir’de bir okul kazandı oda, Cemal ile hep haberleştiler. O gün sırt sırta vermeleri sağlam bir dostluk bağı kurdu ikisinin arasında. Gülnur’a çok üzüldü Cemal. Belki evlenmeyi kabul etse ölmeyecekti zavallı. Suçlandı durdu uzun süre.

“Ne olurdu ağabeyimin sevdiğini kurtaraydım kaçıp gideceğime, elimi sürmezdim ama o da ölmezdi hiç değilse!” dedi durdu aklına geldikçe. Cemil’in emanetine anasıyla babası gibi değil yürekten sahip çıkabilirdi aslında. Sonra onu alır gelirdi buralara. Kimse bilmezdi ne yaptıklarını. Kız da kurtulurdu, o da.

“Çocukmusun ne bileceksin bunların olacağını suçlama kendini!” dedi bir arkadaşı. Faydası olmadı. Gülnur kabul eder miydi hem böyle bir şeyi. Sevdiği adamın kardeşine nikalanıp onun mezarına karşı bir evde yaşayınca da yanmayacak mıydı canı? Yanacaktı ama bir tek ikisi bileceklerdi gerçeği. Hiç karı koca olmayacaklardı ki zaten.

“Ah salak kafam!” dedi durdu gene kendi kendine. Hiç affedemedi.

Yıllar hızlıca geçip gitti. Yabancı memlekette olsa gene bir Türk kızına verdi gönlünü. Üstelik kız da hemşerisi çıktı şansına. Çok uzak bir köydendi ama  ayni şehirdendi netice de.

“Kader değil de ne bu?” dedi kendi kendine.

Sonunda evlenmeye karar verdi bu kızla, ablalarına ve ağabeylerine haber saldı.

“Anamız, babamıza diyelim artık. Bak hemşeriymişiz de!” dediler.

Önce kabul etmedi ama sonra gene içi elvermedi Cemal’im. Aradan onca yıl gelmiş geçmişti. Üstelik sevdiği kızın ailesine de anlatmak istemiyordu olanı biteni.  Hevesle beklemeye başladı kardeşlerinden gelecek cevabı ama hevesi kursağında kaldı.

Gelen cevap aynen şöyleydi ;

“Cemil’den ona geçen Gülnur’un sözü vardır üzerinde. O kalkmadığı sürece evlenemez! İzin vermiyoruz!”

“Ne?” dedi şaşkınlıkla Cemal onu arayan ağabeyine.

“Adet böyleymiş Cemal, babamın sözüdür. Ben sana olduğu gibi aktardım. Gülnur’un  beşikte verilen sözü sana geçtiği için sen başkasıyla evlenemiyor muşsun onlara göre!”

“Ya anam, babam diye bir şey demiyorum ağabey. Ben izin mi istedim ki onlardan. Cemil öldü gitti, o zavallı kız öldü gitti ki vicdanım sızlıyor benim hâlâ! Anamın babamın bana diyeceği söz bu mudur bunca yıl sonra?”

“Koçum evlen sen bu kızla biz arkandayız! Büyük ağabeyin olarak ben isterim kızı. Boş ver bırak ihtiyarları kendi kanunlarıyla yaşasınlar!”

Aynen öyle yaptı Cemal, anası babası yokmuş gibi evlendi barklandı. Hastalandılar diye duyunca bir kez aradı telefona gelmedi anası babası. İzin verilmeden evlendi diye silmişlerdi onu hanelerinden ikisi de.

“Ne töreymiş arkadaş!” dedi Cemal büyük bir öfkeyle, “Toprağa soktukları yetmedi, nefesi olanında canından bezdirdi!”

SON

****Hikayede bahsi geçen Cemal’in (ki gerçek adı kullanılmamıştır) hayat hikayesinden esinlenerek uyarlanmıştır. Ne yazık ki ülkemizde bu tür olaylar yaşanmaktadır. Kan davası, beşik kertmesi vb töreler üzerinde toplumumuzun düşünmesi gereken çok şeyler vardır.

Çok güzel ve faydalı, örnek gösterilecek pek çok geleneğimiz ve gurur duyulacak zengin kültütümüz içinde ne yazık ki bu türleri insanları mutsuz edip köleleştirmekten başka bir işe yaramamaktadır.

Bu hikayede görebileceğiniz gibi tek mağdur kadınlar da olmamakta, ailelerin törelere körü körüne bağlılıkları kadın, erkek, çocuk, yaşlı herkesi etkilemekte ve zarar vermektedir. Bu hikayede töre yüzünden kan dökülmemiş olsa bile, Gülnur’un ölümü ne yazık ki yine töre yüzünden olmuş ama töre cinayeti olarak kayıtlarda yerini almamıştır.

Gerek aile, gerek toplumsal her türlü ilişkide insan canı, sağlığı ve huzuru ile herkesin faydası olmasının önceliği olmalıdır. Yetişen yeni nesiller geleneklerimize sahip çıkarken bu tür olumsuz sonuçlar doğuran töreler yüzünden kültürümüzden soğumamalıdır diye düşünerek bu hikayemize de burada son veriyoruz.

Herkesin ve her varlığın sağlık, huzur, mutlulukla var olması dileğiyle

Gülseren Kılınç

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s