Töre – Bölüm 5

İki ağa da kendi oğullarına mı berikinin oğluna mı bağırsa bilemeden bakındılar iki delikanlıya. İkisi de sırt sırta vermiş yüzlerini kendi babalarına dönmüşlerdi. Hangi ağanın silahı ateşlense kendi oğlunu vuracaktı şimdi.

“Çıkın aradan! Biz varken size mi düştü olay çözmek!” dedi Mehmet ağa Cemal’in gözünün içine bakıp, “Ağabeyinin namusunu böyle mü koruyosun sen! Yazılar olsun!” dedi sonra dayanamayıp.

“Göknar çekil sen de oradan!” dedi Haşim ağa sert sert.

“Baba, Mehmet amca durun bir düşünün! Şu an o silahlar ateş alsa Cemil ağabeyin gönlü hoş mu olacak? Babasını öldürüp mü alacaksın ablamı Mehmet amca?” dedi Göknar.

“İndirin o silahları!” diye gürledi Jandarma komutanı köylünün arasından çıkıp. Çocukların araya girmesi ile epey oyalanmıştı iki ağa karşılıklı neyse ki o arada jandarma yetişmişti köye. Muhtar derin bir “Oh!” çekmişti onları görünce. Gerçi döndüklerinde bu iki ağadan çekeceği olacaktı ama yine de şimdilik olay çözülmüştü en azından. Köylü kıymetini bilecekti.

Jandarma komutanının emriyle jandarmalar gelip aldılar silahları ağaların elinden ikisini de ayrı ayrı arabalara bindirip ayrıldılar köyden. Göknar’la Cemal sırt sırta kaldılar öyle her şey olup biterken. Babaları ikisine de öfkeli bakışlar atmışlardı jandarmanın arabalarına binerken.

“Cemal ağabey durur mu bunlar ne dersin?” dedi Göknar.

Cevap veremedi Cemal. Anasıyla babasının demin içeride gözleri silahta oturuşlarını hatırladı.

“Helal olsun sana!” dedi Göknar’ın sırtına vurup. Haydi git içeri şimdi.

Göknar fırlayıp çıkmasa Cemal’de fırlayamamıştı ortaya. Bacak kadar oğlan cesur çıkmıştı ondan.

Muhtar da bekleyen köylüyü dağıttı. Köyde aylarca konuşulacak konu çıkmıştı, devamı da gelecek gibiydi olayların.

Eskiler önceden yaşanılan kan davalarını anlattılar gençlere o akşam. İllet kimseyi sağ koymaz, veba gibi kökünü sökerdi iki ailenin. Haşim ağacılar ile Mehmet ağacılar çıkmıştı bir de. Kimi Haşim ağayı haklı buluyor; “Oğlan ölünce söz biter!” diyor, diğer bir kısım Mehmet ağayı haklı buluyor “Kızı verecez dedilerse verecekler söz ağızdan çıkar!” diyordu.

Kızı alacak oğlanın yani Cemal’in de babasının karşısına dikilmesi ayrı bir dedikodu kazanı kaynatıyordu. Cemal’in sevdiği bir kız vardı belli ki, ondan istemiyordu Gülnur’u. E Gülnur’un yaşı da büyüktü zaten çocuktan.

“Aman ne olacak zengin olurlar!” diye kıkırdıyorlardı sonra.

Kimsenin aklıma “Ağabeyinin sevdiğini almayı çocuğun içi almıyor besbelli!” demek gelmiyordu. Gülnur’un ne düşündüğü, ne istediği kimsenin derdi değildi.  O bütün gün  ağladı kendi kendine, ne anası ne başkası aldırmadı.

Haşim ağa sabaha doğru geldi jandarma arabasıyla geri. Mehmet ağadan şikayetçi olmuş onu bırakmışlardı.

“Dünürlerimiz geldi diye kapımıza dayandı silahla!” demişti, “Allah muhafaza beş dakika önce gelse belki de onları vuracaktı! Oğlu öldüğünden beri aklı doğru işlemiyor zaten” diye ekledi. Mehmet ağanın aklı dengesi yerinde diye de bakılacaktı böylece. Mehmet ağa gıcırdatmıştı dişlerini, jandarma var diye ses etmemişti o eşyasını alıp da çıkarken.

Haşim ağa uyumadan karısına buyurdu “Bu düğün işini bir an önce yapalım, bu herif geri döner dönmez başlar gene! Kızı verelim bir an önce gitsin evine!”

“Tamam!” dedi karısı.

Mehmet ağanın daha suçu sabitlenmeden bir haftanın içinde apar topar gelin ettiler Gülnur’nu. O ağlaya ağlaya kapıdan çıkarken Sakine hanım kapının önüne çıkıp baktı ters ters. Köylü gene bir tatlsızlık bekledi ama Cemal çekip aldı anasını içeri. Babası yokken evi erkeği o olmuştu şimdi. Neyse ki Mehmet ağanın öbür çocukları girmediler ağaya. Yoksa mevzunun arkası kesilmezdi.

Zavallı Gülnur iyiden iyiye yemeden içmeden kesilmiş öyle gelin gitti yukarı köye. Haşim ağa alacağını aldı attı kasasına. Mehmet ağa altı aydan fazla dönemedi geriye. Ağabeyleri sürekli gidip gördüler babalarını, her defasında Cemal’e ne kadar kızgın olduğunu söylediği haberini getirdiler. Sonunda Mehmet ağa dönmeden karar alındı. Cemal İstanbul’a gidecek, sınava orada girecekti. Eğer köyde kalırsa Mehmet ağanın elinden bir kaza çıkma olasılığı yüksekti. Sakine hanımda kocasını Jandarmanın götürdüğü günden beri bozuk atıyordu oğluna. Ailenin yüz karası ilan etmişlerdi oğullarını. Neyse ki ağabeyleri ve ablaları durmuştı arkasında. Yengelerinden birinin erkek kardeşi yaşıyordu İstanbul’da bir yeri kazanana kadar onlarda kalacak, İstanbul’da bir okul yazacak sonrada yurda falan çıkacaktı hesaplarına göre. Cemal’in canına minnetti bu durum. Bu yaşanılanlardan da köyden de iyice midesi bulanmıştı. Kendi öz anasının bile ona böyle davranması iyice kanına dokunuyordu artık. En son İstanbul’a gitmeden dayanamyıp ayrıldı evden ve ağabeyinin evine yerleşti. Sakine hanım bir kez bile sormadı onu ardından.

Mehmet ağa cezasını çekip köye döndüğünde Gülnur çoktan ilk çocuğuna gebe kalmıştı bile yukarı köyde. Evinden çıkalı beri daha bir  kez olsun gelmemişti baba evine. Gelsin diye de kimsenin gözü yola düşmemişti zaten. Bebek olacak haberi gelmişyi yakında işte. Sağlığı iyi olmadığından hamileliği zor geçmeye başlamıştı. Mehmet ağanın köye geldiği vakitlerde onu da hastaneye yatırdı doktorlar.

Ailenin namusu saydıkları kız yukarı köye gelin gidince ağalığın köyde bir hükmü de kalmamıştı. Mehmet ağa insan içine çıkınca kendini hepten kötü hissediyordu. O geldiğinde geçmiş olsuna gelenler oldu evlerine ama o eski saygının kalmadığını anladı o da. Sadece o değil Haşim ağayı da çok takmaz olmuştu köylü. Jandarma gelip ikisinin ağalığını bitirivermişti sanki. Tabi muhtarın kendi seçimini garantilemek için arkalarından konuştuğunu ikisi de duymamıştı.

Mehmet ağa hoşgeldin faslının ardından karısını alıp yayladaki eve gitti doğrudan. Tam mevsimi de değildi ama yine de bu köy ona da dar gelmeye başlamıştı artık. Kapıdan kafasını uzatıp karşıda Haşim ağanın evini görmeyi de sinirleri kaldırmıyordu. Karı koca yaylada bir başlarına yaşayacaklardı. Cemal gideli çok olmuştu. Oğlan orada bir üniversiteyi kazanmış, yurda da yerleşmişti. Sormuyordu ama ağabeyleri gene de anlatıyorlardı babalarına. Yaylada ihtiyaçlalrını da çocuklar gelip gittikçe götürmeye başladılar.

Haşim ağa  uğramamıştı kapısından geldiğinde elbette. Giderken de hiç oralı olmamış, hatta gitti diye  sevinmişti. O da hiç hoşlanmıyordu her kapıya çıktığında o evi görmekten artık. Böylece Mehmet ağanın evi sessizliğe bürünmüş, Cemil’in mezarı kimsenin yaşamadığı o boş evle başbaşa kalmıştı. Gülnur hastaneye yatmış deyince biraz canına değmişti Haşim ağanın. Kızının başında dursun diye karısını yollamıştı. Ondan gelen haberleri duyunca iyice sıkıldı canı. Gülnur’un ne ağzını bıçak açıyor, ne yüzü gülüyordu. Bir deri, bir kemiğe dönmüştü. Kocası da onun bu halinden memnun değildi besbelli ki çokta gelip gitmiyordu hastaneye. Hele anası geldi diye artık kimse yanına uğramıyordu. Doğuma iki aydan az kalmıştı. İki hafta sonra doktorlar onu evine yolladılar tekrar ama hiç kalkmadan yatsın dediler. Haşim ağanın karısı da mecburen döndü köyüne.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s