Töre – Bölüm 4

Dünürcüler Haşim ağanın evinde kahvelerini içiyorlardı. Kızın eski nişanlısının öldüğünü biliyorlardı ama eli belinde karşı evde beklediğini bilmiyorlardı tabi. Aslında Haşim ağa da bu kadarını bilmiyordu, beklemiyordu da.

Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kız yukarı köye verildi. Düğün, bohça, adet bilahare görüşülecekti. Konuşuldu, elleri öpüldü, gülen yüzlere kapı önüne çıkıldı. Gülnur’un yüzü asıktı bir tek zaten o kapının önünde de değildi.

Hemen orada bekleyen Mehmet ağanın torunu ok gibi fırladı eve doğru. Haşim ağa gördü oğlanı ama bir anlam veremedi. Çocuk koşup, soluğu yetip “Gidiyorlar dede!” diye bağırasıya, dünürcüler arabalarına binip gittiler. Mehmet ağa Haşim ağa daha eşikten geri adım atmadan dikildi yine önüne.

“Haşim ağa bu yaptığın ne töreye, ne dostluğa sığar! Nerede kaldı senin ağalığın! Biz namusumuzu çiğnetmeyiz demedik mi? Ver kızı hemen bize!”

Haşim ağa sinirleniyordu artık.

“Bana bak Mehmet ağa, evladının acısı var diyorum susuyorum ama fazla oldunuz artık. Kız benim kızım. Senin oğlunu Allah aldı diye benimkini de sana verecek değilim. Haydi dön git evine, kalbini kırmayım!”

Mehmet ağa belinden  çekti çıkardı silahını, “Haşim ağa, çağır Gülnur’u onu olması gereken yere götüreceğim. Sen kızı bize beşikte verdin. O bizimdir.”

Mehmet ağanın az önce koşup giden torununun gözleri faltaşı gibi açıldı dedesinin çıkardığı silahı görünce. Hayatı boyu unutamayacağı bir travmanın göbeğindeydi muhtemelen o an. O ve diğer çocuklar. Başka çocuklar da gelmişti çünkü köylü yavaş yavaş evlerinden çıkıp gelmeye başlamıştı. Kimsenin aklına o silahtan çıkan kurşunun hedefi olabileceği de gelmiyordu garip bir şekilde.

Cemal kendi evlerinin önünde olan biteni izliyordu soluksuz. Babası o kızı alıp evlerine getirise, onu da dönüşü olmayan bir yola sokacaktı. Aslında tam şimdi herkes oraya odaklanmışken çekip gitse bu işi kökten çözerdi. Hem Gülnur ablası hem kendi için. Nasılsa geride başka bekar oğlan yoktu. Şu el kadar toruna da gelin alacak değillerdi Aklında geçen düşüncelere rağmen ayakları bir türlü kıpırdamıyordu yerindne.

Az sonra babası o silahı çeker, başka silahlar da çıkar köy kan gölüne dönerse o çekip gittiğinde vicdanına ne anlatacaktı. Şimdi gidip babasının eline sarılsa köyün içinde beni ne duruma düşürdün diye babası sonra onu haklayacaktı muhtemelen. Ne ileri, ne geri adım atamadan, yeğeni Yavuz gibi kalmış bakıyordu oda. Sonra nasıl olduysa akıl edip çekti çocuğu geri.

“Gir lan içeri, ne koştun söyledin hemen!” diye ensesine vurdu şaplağı. Zaten korkmuş olan çocuk ağlayarak girdi avluya. Kim bilir ne anlamıştı bu olanlardan.

Herkes soluğunu tutmuş Mehmet ağaya bakıyordu. Bir kulun ağzından da “Etme!” kelimesi çıkmıyordu. Töreden büyük söz mü edemiyorlardı, onlar da Cemal gibi zihinleri ve bedenleri arasında mücadele mi veriyorlardı belli değildi. Hani biri çıkar diyorlardı herhalde. Nasılsa şimdi biri çıkar tutar bu adamı.

Mehmet ağanın haklı olduğunu düşünen yok değildi elbette. .Kız beşikte verilmişti, mezara kadar geri alınamazdı. Sözdü bu  bir kere. Şartları sözle yazılan anlaşmanın değişen koşullarda  ki durumu gözetilmediğinden neyse oydu. Verdiği kızı saklamaya hakkı yoktu Haşim ağanın. Yoktu da bunun için ölsün de demek olmazdı. Konuşa konuşa bir yolu bulunurdu nasılsa. Bulunur da hâlâ kimse çıkıp dur demiyordu Mehmet ağaya.

Haşim ağa yerinden kıpırdamıyordu. Onu da iyice basmıştı bu olay. Eşkiya mı çıkmıştı başına bu adam. Kendi kızını ne yapacağını mı danışacaktı ona. Köylünün gözünde ne olurdu ayrıca geri çekilse.

“Haşim ağa silahtan korktu! Verdi kızı!'” derlerdi

“Mehmet oğlunun canı yetmedi mi başka can mı gitsin istiyorsun şimdi karşılığında. Senin ocağına düşen ateş bizimkine de düştü. Senin oğlun benim oğlumdu bilirsin. Elimde büyüdü oğlan beşikten damadımdı, evladımdı. Şimdi sen benim ocağıma ateş düşürünce oğlunun acısına su mu serpecek yüreğin. Benim evlatlarım babasız kalıp, kızımı da alınca bitecek mi sanıyorsun bu olay! İyi düşün Mehmet soylarımızı kırdırma birbirne!”

Nasıl olmuşsa kendinden beklenmeyen bir mantıkla konuşuvermişt Haşim ağa, deminden beri sessiz sessiz duran köylüden mırıltılar yükseldi. Kan davası görmülerdi bir kez. Ne beter bilirlerdi hepsi. Sahiden Haşim ağa ölse de bitse değildi bu olay. Onunda oğulları vardı. Babalarının kanı ve kız kardeşleri için davranacaklardı silaha. İki ailenin birbirini kırdığı yetmez gibi, köyde ne dirlik ne huzur kalacaktı.

Nereden çıktı geldiyse muhtar geldi yanlarına. Deminden beri orada mıydı, duyup yeni mi varmıştı kimse bilmiyordu.

“Jandarma geliyor!” dedi ikisine de dönüp, “Görülecek hesabınıza köylüyü karıştırmayın Gidin nerede hesaplaşıyorsanız hesaplaşın!” dedi.

Ağalara gücü yetmezdi muhtarın anca oy için köylüyü savunabildi. Kırılacak soy onunki değildi. Genede ortaya atıldığı için takdir topladı köylüden. Öyle ya köyün içinde silahlara davranmak da neydi. Ağaların canı istedi diye sokaklarda insanlar mı ölseydi yani şimdi.

Sanki onları sokağa dönüp silahlı olayın başına zorla dike ağalarmış gibi, muhtarın sözleriyle mırıltılar, homurtulara döndü.

Muhtarın düşünemediği ağaları köylünün önünde bu duruma düşürdüğü için bir daha ki seçime şansının kalmadığıydı ama bu iki ağa birbirini vurur bitirirse zaten seçimi göremezlerdi.

“Sen karışma muhtar!” dedi Mehmet ağa.

Haşima ağanın altta kalması olmazdı.

“Sen işine bak muhtar!” dedi o da.

Jandarma lafı köylünün bir kısmını korkutmuştu. Ağalar yerine onlar bir iki adım çekildiler geri. Koskoca ağaydı bunlar jandarma geldi diye silahlarını bellerine sokmazlarsa ortalık o zaman karışırdı asıl.

Herkesin zihnindeki gürültüye rağmen görünürde büyük bir sessizlik vardı. Muhtar ağaları ezemeyeceğini bildiğinden çekildi geri. Nasılsa Jandarma gelince onlar ağa falan tanımazlardı.

Mehmet ağa bir adım daha attı Haşim ağaya doğru.

“Haşim kızı ver, buraya boş laf dinlemeye gelmedim!”

Herkes şimdi ne olacak diye beklerken Göknar beklenmedik bir şekilde fırladı çıktı babasının arkasından.

“Mehmet amca, Cemil benim ağabeyimdi, arkadaşımdı. O sağ olupta şu yaptığını görseydi babası ile gurur duymazdı!”

Haşim ağa dahil herkes buz kesti aniden. Bacak kadar oğlan ağa babasını da çiğnemiş kafa tutuyordu eli silahlı öbür ağaya.

Cemil’in hem Gülnur’u, hem Göknar’ı ne kadar sevdiğini biliyordu Mehmet ağa, oğlanın çıkışı üzerine afalladı bir an. Cemal duramadı o sırada fırladı arkadan geldi babasının önüne dikildi o da.

İki ağanın en küçük oğulları ikisinin ortasında duruyordu şimdi. Köyde hiç olmamışlar oluyordu. Köylü bir iki adım ileri attı yeniden. Ağalar oğullarına karşı ne yapacaklardı acaba?

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s