Töre – Bölüm 1

Gülnur ailenin altıncı çocuğuydu. Gülnur’dan sonra gelen daha üç kardeşi daha vardı. Abla ve ablaları evlenmiş şimdi sıra ona gelmişti. Güzel gösterişli bir kızdı. İsteyeni de çoktu bu yüzden. Sadece kendi köylerinden değil, civar köylerden hatta kasabadan bile çıkmıştı kısmeti.  Hiç birine vermemişti ailesi. Çünkü Gülnur’un bir beşik kertmesi vardı, Cemil.

Daha Gülnur doğduğunda anlaşmıştı iki aile arasında. Aynı köyün insanıydılar. Tarlaları, bağları, bahçeleri komşuydu. Haşim ağanın altıncı çocuğu kız olunca talip olmuştu Mehmet ağa. “Tamam” denmiş anlaşılmıştı.

Öyle büyük şehirlerde olduğu gibi şakaya gelmezdi buradalarda beşik kertmesi işi. Töreydi, verilen sözdü, dönülmezdi. Kimse bu çocuklar ileride birbirini sever mi, yazgıları nice olur demezdi. Daha beşikte bebe iken verilirdi hükümleri.

“Bu çocuklar büyüyünce evlenecek!”

Gülnur ve Cemil böyle büyütüldüler. İkisine de tercihleri sorulmadı. Gülnur ne kadar güzelse Cemil’de o kadar alımlı ve gösterişli bir genç adam olmuştu. Haşim ağa nikahın gerçekleşmesi için Cemil’in önce askerr gitmesini şart koşmasıyla henüz reşit olmadan gerçekleşecek olan evlilikleri on sekizlerinden sonraya kaldı. Haşim ağanın çocuk yaşta evliliğe karşı olmasından değildi bu şartı. Daha önce evlendirdiği kızlarından biri kocası askerdeyken doğum yapmış evde bir nüfus daha fazladan oluvermişti. Kız koca evine gitti mi orda kalmalıydı. Kocası asker olan eve dönecek olduktan sonra zor oluyordu bazı şeyler.

Ablalarının hepsi vardıkları kocalardan ya da  onların ailelerinden şikayetçiydiler. Onların evlilikleri görücü ve başlık parası ile gerçekleşmişti. Haşim ağa oğanları evlendirmek için kızların başlık paralarını kullandığı için hepsini iyi paralara isteyene vermişti. Bir tanesinin kocası kendinden epeyce büyüktü. Adamın karısı öldüğü için kendine ve çocuklarına bakacak bir eşe ihtiyacı olmuştu. Gülsüm’ü de görünce beğenmiş iyi bir fiyat vererek hemen babasından istemişti. Adamın dayağı olduğu sonradan ortaya çıkmıştı ama evlenen kız geri baba evine dönsün istenmediği için zavallı kız bir şey yapamıyordu. Üstelik babası yaşında adamdan iki de çocuğu olmuştu. Üveyleri de babalarından cesaret alıp ona ve  çocuklarına kötü davranıyorlardı. Anası Haşim ağaya bir kaç kez yalvarmıştı kızı geri alalım diye ama Haşim ağa kabul etmemişti.

Bir Gülnur’a beşik kertmiş üzerine de para istememişti nedense. Mehmet ağayı çok severdi. Oğlu Cemil’in de babası gibi iyi olacağından şüphesi yoktu. İki ailenin dostluğunun göstergesi olarak evlenecekti bu çocuklar.

Aileler ahbap olunca Gülnur ve Cemil’de birlikte büyümüşlerdi. Pek birlikte oynamalarına müsade verilmemişti elbette ama en azından konuşmaya fırsatları olmuştu. Pek böylesine rastlanmasa da iki gencin gönlü sahiden de kaymıştı birbirine. Bu yüzden ne töreye ne de evliliğe itiraz etmemişlerdi. Gülnur ablaları gibi zoraki bir durum yaşamaycağından kendini şanslı sayıyordu. En büyük ablası “Babamın kıymetli kızı bu Gülnur! Bak satmadı bile onu bizim gibi” diyordu bu yüzden. Her kardeş kardeş, her abla da abla olmuyordu elbet.

Gülnur duymaza geliyordu ablasının söylediklerini. O zaten aralarında en çok Gülsüm ablasını severdi ama  o da işte koca elinde çürüyüp gidiyordu. Anası ablasının evine çok gitmelerine de izin vermiyordu çünkü adamın ilk karısından olan oğlanları delikanlı yaştaydı. Bir şey getirip götürüleceği zaman erkek kardeşleri gidip geliyorlardı. Öyle baba  evine ziyaret gibi bir adette yoktu buralarda fazlaca. Kız çocuk evlendi mi başka ailenin olurdu Öyle çokça arayalım soralım, gidelim gelelim yapılmazdı. Koca eviydi artık onun yeri. Kocasının yaşı büyük olduğundan annesi hayatta değildi Allah’tan da bir de kayınvalide ile uğraşmıyordu Gülsüm. Daha doğrusu anası öyle teselli veriyordu kendine. Yoksa babası yaşındaki adamın koynuna girip bir de sopasını yemenin iyi bir şey olmadığını o da biliyordu. Haşim ağa da büyüktü ondan babası kadar olmasa da. Dayağı da hiç olmadı denemezdi. Hani öyle her gün her gün olmasa da gençliklerinde o da yemişti kocasının dayağını. Kızına içten içe üzülse de kendini kurtaramadığı gibi onu da kurtaramayacağını biliyordu.

Kızlar böyle evlenip mutsuz oluyor da erkekler için de her şey güllük gülistanlık olmuyordu elbette. Tamam babalar onları kızlar gibi fazla ezmiyordu ama onlara da hangi kızı sevdin diye sorulmuyordu pek. Paranın yettiği kız alınıyor, parası yetene kız veriliyordu özetle. Gülnur ve Cemil gibi beşik kertmeleri de oluyordu elbette ama bazen onlarda bile başlık parası giriyordu devreye. Aile daha başından söz verdiği içinde mecbur ödüyordu parayı. Ödeyecek gücü yoksa da başka çözümler bulunuyordu.

Haşim ağa üç oğlunun evliliğinin kimlerle olacağına kendi karar vermişti. Onlar da erkek oldukları için çok ses çıkarmıyorlardı ama hiç biri de mutlu bir evlilik yapamamıştı. Zaten evlilikte mutluluk şartı arayan yoktu buralarda. Evlilik kaderdi buralarda. Kadere ne düşerse, o kader ne kadar ederse o yaşanır mezarda da biterdi.

Ne diye doğulur, ne diye ölünür kimse bilmez, bilmekte istemezdi. Ne aşklar, ne sevgiler, sevgililer harap olup gitmişti böyle yüreklerde. Sevdiğinin başkasına verildiğini görenler, sevildiğine verilmeyenler. Köydeki bir kapıyı açsan ardından bin hikaye çıkardı yerdi göbek ötesine değin. Böyle gelmiş, böyle gitmek zorundaydı herkesçe. Kimse mutlu olmadığı halde bir Allah’ın kulu da bu iş yanlış deyip düzeltme yoluna gitmiyor, düzeltmeye yeltenende öteleniveriyordu. Töreden ötesi ölümdü.

Gülnur ve Cemil gibi güzel hikaye belki on milyonda birdi o yüzden. Onlar beşik kertilmeselerde birbirlerini severlerdi görür görmez. Kaderden öte gönülleri vardı birbirlerine.

Cemil’in askerlik zamanı gelince davullarla zurnalarla gönderildi gideceği yere. Gülnur doğduğundan beri beklediği beşik kertmesini teskeresine kadar da bekleyecekti yine. Verilen söz senet olduğundan gitmeden bir söz nişan yapılmamıştı ikisine de, gelir gelmez olacaktı zaten evlilkleri.

Cemil’in de Cemal isminde bir küçük erkek kardeşi, iki ablası üç de ağabeyi vardı bu  arada. O da bir evin bir evladı değildi. Diğerlerinin hepsi evlenmiş sıra Cemil’e gelmişti. O evlenince geriye bir tek Cemal kalacaktı ki Mehmet ağa onun içinde bir dostunun kızını kestirmişti gözüne. Cemil’in nikahı olur olmaz onu isteyeceklerdi Cemal’e.

Cemal evin en küçüğü olduğundan belki itiraz etmişti babasına. Ne onun seçtiği kızla ne de başkasıyal evlenmek istemediğini söyledi. Mehmet ağa Cemil’i askere gönderdikten sonra konuşuruz deyip azarladı Cemal’i. Cemal’de uzatmadı.

Başka sevdiği yoktu aslında onunda ama  o babası ve ağabeyleri gibi köyde kalmak istemiyordu. Onlar gibi değildi, okumak öğretmen olmak istiyordu. Lise üçüncü sınıfa gelmişti. Üniversite sınavına girmek istiyordu. Cemil gibi lise biter bitmez askere oradan da evliliğe merakı yoktu onun. Ağabeyinin töre için değil Gülnur’u sevdiği için evleneceğini biliyordu ona lafı yoktu ama kendisi babasının seçtiği bir kızla evlenmeye razı değildi

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s