Kayıp Mispoya – Bölüm 12

Salgın uyarısı olan tahtaya dokunan askerin durumu sabaha kadar kötüleşmeye devam edince, diğerleri de bir türlü uyuyamamıştı. Sonunda içlerinden biri dayanamayıp ellerien çoraplarını çif kat olarak geçirip, atletlerinden birini yüzüne sıkıca sararak arkadaşının yanına gitti. Zavallının sabaha kadar kusmaktan ayakta duracak hali kalmamıştı. Çantasından çıkardığı kuru ekmeği ona yedirmeye çalıştı önce ama elindekilerle yapmakta zorlanınca ekmeği hasta askerin eline tutturarak yedirmeyi denedi.

Diğer askerlere toparlanmalarını söyleyen baş asker onları görünce “Hey sen! Madem o kadar yaklaştın. Arkadaşını al, ikiniz de kaleye geri dönün!” diye seslendi.

Askerlerin hepsinde bir  huzursuzluk başgöstermişti. Bazıları diğerinden fazla etkilendiği için ateşinin yükseldiğini sanıyor. Bir kısmı da bu  sabah midesinin kötü olduğunu söylüyordu. Baş asker onların homurtularını duymaza geldi ve toparlanıp yola çıktılar.

Arkalarından gelen askerlerin tedirginliği artarken, Alya ve yanındaki kalabalık hedeflerine yaklaşmışlardı. Nedan son bir saattir geçtikleri bu yerleri daha önce görmüş gibi hissediyordu. Bu tuhaf bir duyguydu ama buralara daha önce gelmediğinden emindi. Alya’nın arada bir onun yüzüne baktığını farkediyordu ama düşüncelerini okuduğundan şüphesi olmadığından sadece gülümsedi.

“Yaklaştık!” dedi Alya onun yanına gelip.

“Yine düşüncelerimi m okuyordun yoksa?” diye sordu Nedan.

“Hayır sadece sana bakıyordum. Buraları tanıdığını biliyorum.”

Nedan onun yüzüne baktı dikkatle, demek ki hisettiği tanıdıklık hissi gerçekti.

“Geçmişte bir yeri nasıl tanıyabilirim.” diye mırıldandı önce “Yoksa daha önceki hayatlarımda burada mı yaşıyordum?” dedi merakla.

“Hayır!” diye cevap verdi Alya gülümseyerek, “Geçmiş hayatlarımızda ikimiz de buralarda değildik!”

“Peki o zaman nasıl?”

“Biraz daha dikkatli bak çevrene. Az sonra orada olacağız.” diyerek onun yanında uzaklaştı kızı.

Az önce babasına söylediğini bu defa yüksek sesle onu takip eden Mispoyalılara söyledi “Yorulduğunuzu biliyorum ama az sonra orada olacağız. Yeni yaşam alanımızda!”

Kalabalıkan coşkulu bir ses yükseldi. Burası gerçekten ağaçlarla çevrili harika bir yerdi. Hepsi gün doğarken ötmeye başlayan kuş seslerini yol boyunca dinlemişlerdi. Üstelik yakınlarda pek çok su kaynağı vardı. Hemen çevrelerine bakıp yeni evlerini nasıl yapacaklarını tartışmaya başladılar yürümeye devam ederken.

Nedan  tepeyi aştıklarında vardıkları küçük ovaya baktı. Daha önce  defalarca bakmıştı bu ovaya. Hem de  tam olarak aynı yerden. Alya yeniden yanına geldi.

“Evimize hoş geldin baba!” dedi gülümseyerek.

Nedan’ın gerçek hayatta yaşadığı kasaba tam olarak burada kuruluydu. Yaşadığı yerin doğaya ait olduğu zamanları görmek çok tuhaf bir histi gerçekten Göz kararı kendi evlerinin olduğu yeri tahmin etmeye çalıştı. Demek ki onlar Mispoya’nın yeniden kurulduğu yerde yaşıyorlardı. Alya onları en iyi bildiği yani büyüdüğü yere getirmişti.

“Nasıl  yani?” dedi Ortu Nedan’ı dinleyince. Yani siz geldiğiniz zamanda burada mı yaşıyorsunuz.

“Evet evlat! Tam olarak burası bizim kasabamız!”

“Ha ha desenize gerçekten komşuyuz sizinle aslında ama farklı zamanlarda!”

“Evet aynen öyle!”

“O zaman sizin  eviniz tam olarak neredeyse ben oraya bir ev kurmak istiyorum.” dedi Ortu heyecanla.

“Elbette neden olmasın dedi Nedan!”

Ovaya vardıklarında ona evlerinin yerini gösterdi ve tahmini olarak bahçesiyle kapladığı alanı.

“Oldukça genişmiş ama yine de yapacağım bu evi!”

Mispoyalılar daha önce madenlerde çalıştıkları için taş kırma işinde ustalaşmışlardı. Geceyi hep birlikte açık havada geçirdikten sonra hemen ertesi gün evleri için taş ve ağaçlardan malzeme hazırlamaya karar verdiler. Herkes çok heyecanlıydı ve peşlerinden gelen bir Karatalya ordusu olduğunu unutmuşlardı bile.

Aynı akşam Karatalya’lı askerler otuz mezarın hazırlandığı alana ulaştılar. Baş  asker bu defa mezarları görünce askerlere geride durmalarını emretti. Otuzbirinci toprak yığını üzerinde yine aynı kumaş parçası vardı.

Askerler geceyi o alanın çok uzağında geçirmek istediler. O gece bir çoğu baş askere gelip “Diğerlerinin daha fazla  takip etmek istemediklerini ve sabah gün doğarken geri döneceklerini söylediler.”

Bu yeni mezarları görünce baş asker de tedirgin olmuştu. Zaten bu hızda ölürlerse takip ettikleri gruptan geriye kimse kalmamış olacaktı. Geri dönüp hepsini öldürdüklerini söyleyebilirlerdi pekala. Sonunda kararını verdi, sabah gün doğarken askerleri topladı ve ona düşündüklerini söyledi. Eğer hepsi aynı hikayeyi anlatmayı kabul ederse geri döneceklerini söyledi.

Askerler hep bir ağızdan kabul ettiklerini söylediler. Böylece Karatalya’lı askerler kendi şehirlerine dönmek üzere yola çıktılar. Artık Mispoyalıların peşinde kimse yoktu. Aynı saatlerde onlarda uyanmış evleri için malzeme üretme işine giriştiler. Bir kısmı toprağın üzerine taştan sınırlar çizerek yapılacak binalarıın yer ve sıralarını tespit ediyordu.

Nedan burada ve bu zamanda bir evleri olmayacağını biliyordu ama Alya’nın daha sabah olur olmaz mağaraya dönmeleri gerektiğini söylemesini beklemiyordu.

“Biraz daha kalıp onlara yardım edebiliriz!” dedi kızının yüzüne bakarak. Onun da kalmak istediğini ama babası için dönmekten bahsettiğini düşünmüştü.

“Hayır baba biz dönmek zorundayız!” dedi Alya kesin bir ifadeyle.

“Peki ya Ortu?”

“O bizimle gelemez!”

“Bizimle gelmeyeceğini biliyorum. O çok iyi ve cesur bir çocuk. Sana nasıl baktığını farketmemiş olamazsın değil mi?”

“Baba!” dedi Alya kıpkırmızı olarak. Buraya geldikllerinden beri ilk defa on sekiz yaşında bir genç kız gibi  tepki veriyordu.

“Kızım sen ve o çok gençsizsiniz, üstelik aynı soy için savaşıyorsunuz. Belki kalıp onunla biraz zaman geçirmek istersin diye düşündüm.”

“Hayır baba, bu ikimiz için de her şeyi zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.”

“Peki o olmadan mağarayı bulabilecek miyiz?”

“Bulabiliriz! Şimdi gidip herkes çalışmaya başlamadan diğerleri ile vedalaşalım.”

Ortu Alya’nın hemen gideceklerini söylemesiyle şaşkına dönmüştü ; “Hayır şimdi gitmek zorunda olamazsınız! Kalıp bizimle yaşayabilirsiniz. Buradan da dilediğin yere gidip kahramanlık yapabilirsin Alya!”

Nedan Ortu’nun duygularını açamamanın çıkmazında olduğunu görünce onlardan uzaklaşarak diğerleri ile konuşmaya gitti.

“Ortu, kalamayız. Mispoya kamları olmadan gideceğim yerlere yola çıkamam!”

“Ben.. Ben seni yeniden görmeyi çok istiyorum Alya! Bir yolu yok mu!”

“İnan bana hayatta imkansız diye bir şey yok Ortu. Eğer çok istersen yollarımız bir şekilde yine kesişecektir.”

“Emin misin?” dedi Ortu hüzünlü bir sesle. Nedense bunun onun son görüşü olduğundan çok emindi.

“Eminim” dedi Alya onun gözlerine bakarak, “Biz zaten aynı zamanda yaşamıyoruz ki Ortu, bak ona rağmen burada karşındayım. Bu yeterli bir mucize değil mi?”

“Evet, seni tanıyacak kadar şanslı olduğuma çok mutluyum. Sen bütün Mispoyalıların kurtarıcısısın ama benim için çok ayrı bir yerin var artık” diyerek ona doğru bir adım attı.

Alya geri çekilmeden ona bakmaya devam etti. Bundan cesaret alan Ortu ona doğru yaklaşarak omuzlarından tuttu ve kendine doğru çekerek dudaklarından uzun uzun öptü.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s