Kayıp Mispoya – Bölüm 10

Kendi aralarında sohbete dalan üç gardiyan daha ne olduğunu anlamadan bayıltılmıştı. Mispoya’lılar bu yeni gelenlerin kim olduklarını bilmedikleri için savınmaya geçmiş dikkatle bakıyorlardı.

“Korkmayın!” dedi Alya ortaya doğru yürüyerek, “Siz kurtarmaya geldik!”

Mispoyalılar şüpheyle bakmaya devame ederken tünellerden galeriye başka gardiyanlar dolmaya başladı. Nedan o zaman galerinin üzerindeki geniş pencereyi farketti. Burası kale içine açılıyordu muhtemelen ve aşağıda olanları oradan izleyen Karatalya’lı askerler galeriye koşmuşlardı hemen.

Alya askerleri görünce “Kehanet gerçek oldu!” diye bağırdı ve koşarak geldikleri tünele doğru gidip başında durdu ; “Haydi güçsüz olanlar bu tarafa!”

Nedan ve Ortu askerlere karşı savunma pozsiyonu almışlardı. Mispoyalılar kısa bir şaşkınlık geçirdikten sonra ellerindeki aletlerle Nedan ve Ortu’nun arkasına geçtiler. Aralarından güçsüz olanları Alya’nın olduğu yere doğru yönlendirmişlerdi.  Alya gelirken işaretedikleri yolu anlattı içlerinden birine. O işaretlerden ayrılmadan gün ışığına ulaşacaksınız diyerek onları yolladı.

Kale de umduklarından fazla gardiyan vardı. Yukarıda başka Mispoyalıların olma olasılığı da yüksekti. Alya aralarından geçerek dümdüz tünellerin birine ilerlerdi. Ortu ona yapmaması için seslense de arkasını dönmedi ve tünelde kayboldu. Gardiyanlar karşılarındaki kalabalıktan korkmuşlardı ama kaleyi savunmak zorundaydılar. Mispoyalılar kimseyi öldürmek istemedikleri için bayılttıkları gardiyanları bir de sürükleyerek kenara çekiyorlardı ezilmemeleri için. Bir kısım Mispoyalı’da onların yaralarına bakmaya başladılar.  Sonunda gardiyanlardan biri bu zarar vermeden dövüşmeye çalışan tuhaf kalabalığa karşı durdurdu bütün askerlerini elini kaldırarak.

O sırada Alya peşinde kalabalık bir grupla aşağı inmişti. Grubun büyük çoğunluğunu yanına küçük çocuklar olan yaşlı kadınlar oluşturuyordu. Muhtemelen anneler ve babalar burada çalışırken yaşlılar ve çocuklar birirlerine bakıyorlardı kalenin içinde.

Baş gardiyan Astila, bu insanların yıllardır ne kadar uysal ve iyi olduklarını görmüştü. Tüm olumsuz şartlara rağmen ne gardiyanları zorlamışlar, ne de bir kere olsun şikayet etmişlerdi. Şimdi canlarını korumaya çalışırken bile askerleri kenara çekip onlara bakmaları kafasını iyice karıştırmıştı.

“Biz bu insanlarla neyin mücadelesini veriyoruz!” diye düşündü. Neredeyse yirmi yıldır burada hapis hayatı yaşıyorlardı ve hiç biri herhangi bir suç işlemeye yatkınlık belirtisi bile göstermemişti.

“Size zarar vermek istemiyoruz!” dedi Mispoyalılara dönüp, “Ancak bizim de yapmamız gereken bir görevimiz var!”

“Sizi  esir almamıza izin verin!” dedi Ortu hemen, “Böylece bizi bıraktığınız için kendinizi savunmak zorunda kalmazsınız!”

Baş gardiyan tereddüt etti. Birlikte görev yaptığı gardiyanlara ne kadar güvenebileceğini bilmiyordu. Böyle bir şeye izin verirse hepsinin başı belaya girebilir, hatta ölüm cezası bile alabilirlerdi.

“Bunu yapamam!” dedi tereddütlü bir sesle.

Sonra bir anda tüm gardiyanlar yere yığıldılar. Herkes dönmüş Alya’ya bakıyordu. Alya bir şey söylemeden ellerini indirdi.

“Sadece uyuyorlar, acele etmeliyiz!” diyerek yaşlı ve çocukları çıkış tüneline doğru yürüttü.

Ortu, Nedan ve diğerleri de onları takip ettiler. Ortu hızlı adımlarla Alya’nın yanına yaklaşıp, “Madem böyle bir şey yapabiliyordun. Neden bizi bu kadar uğraştırdın ki? ” dedi gergin bir sesle.

“İnsanların izin vermediği bir şeyi onlara yapamayız!”

“Ne yani sana izin mi verdiler şimdi?”

“Tereddüt ettiler!” dedi Alya, “Bu da onları zayıf düşürdü. Fikirlerini değiştirmeden uyuttum hepsini!”

Bu cevap Ortu’yu hiç tatmin etmedi ama Alya adımlarını hızlandırıp grubun başına doğru yürüdü.  Herkesin kaleden çıkarılması ve uzaklaştırılması neredeyse bütün gün sürdü. Askerler uyanıp saraya haber vermeden yol almış olmaları gerekiyordu.

Alya’nın son yaptığından sonra insanlar ona karşı korku ve hayranlıkla yaklaşmaya başlamıştı.

“Kurtarıcı o muymuş gerçekten!”

“Kehanette ki o mu?”

“Küçük  bir kız olacağı hiç aklıma gelmemişti!”

ve tabi herkes şimdi nereye gideceklerini merak ediyordu.  Yanlarında yiyecek ve su yoktu. Alya hazırladıkları küçük ekmek parçalarını onlara dağıtmaya başladı. Su için ise küçük bir derenin yanında durdular. Nehir kuruduğu için etrafta başka büyük su kaynağı kalmamıştı.

Nedan yol boyunca hep içine dönmüştü. Alya’nın galeride askerleri uyutmasının ardından ona da bazı şeylere güç harcamaları saçma gelmeye başlamıştı. Kızını çözemiyordu artık. O da eskisi gibi gelip her şeyi babasına anlatmıyordu. Hatta hiç bir şeyi anlatmıyordu. Birden bire karar veriyor, uyguluyor ve başarıyordu. Aslında Nedan’a gerçekten hiç ihtiyacı yoktu. Kehanet kurtarıcının yanında bir de babası olacağından bahsetmiyordu zaten. Belki de yanından gelerek ona ekstra yük yaratıyordu. Kızının gücü yanında kendini aciz hissetmeye başlamıştı. Yine de o gencecik bir kızdı görünüşte henüz on sekiz yaşındaydı. Neredeyse bir çocuktu hatta. Onunla kendi soyunu kurtarıyor olmaktan mutluluk duyuyordu elbette ama yine de seçeneği olsa sonsuza kadar kendi mutlu evlerinde kızı ile yaşamayı tercih ederdi.

Mispoyalılar Ortu’nun anlattıklarından kurtarıcılarının Mispoyalı olduğunu, Ortu’nun koruyucu, Alya’nın ise kurtarıcı olduğunu öğrenmişlerdi. Bu haberler onları o kadar mutlu etmişti ki, hepsi neşe içinde yürüyordu tüm eksiklere ve yorgunluklara rağmen. Nihayet o beklenen gül gelmiş, sabırlarının ödülünü almışlardı. Artık yanlarında kurtarıcı ve koruyucu olduğuna göre başlarına bir şey gelmezdi.

Baş gardiyan ve askerler uyandıklarında tüm tutsaklar çoktan uzaklaşmışlardı. Baş gardiyan bayılmadan önce zihninde yankılanan o sesi hatırladı.

“Eğer bizi sen bırakırsan, sana ihanet edenler olacak!  Ortu’ya bizi bıramayacağını söyle! Merak etme, sadece  uyuyacaksınız sonrasında!”

Bu Alya’nın sesiydi. Onlar ayrıldıktan sonra kaledekilerin başına kötü bir şey gelmemesi için baş gardiyanı uyarmıştı. Zavallı adamcağız aklının içinde tiz bir kadın ses duyunca neye uğradığını şaşırmış. Tedirginlik ve tereddütle tekrarlamıştı onun söylediklerini. Sonra birden yığılıp kalmıştı zaten.  Diğer askerkerinde ayıldığını görünce ; “Çabuk bir kaçınız gidip saraya olanları haber versin!” dedi tam bir güvenle.

Kaleden ayrılan üç atlı saraya doğru yönelirken o da seçtiği yirmi kadar askerle kalenin dıışına iz sürmeye çıktı.  Bütün gün bir iz aramalarına rağmen sanki onca insan havalanıp uçmuş gibi tek bir şeye rastlayamadılar. Bulabildikleri tek şey Nedan’ın düştüğü çukurdu. Onun etrafında yoğun olarak izler vardı ama sonrasında nereye gittikleri anlaşılmıyordu.

Alya ve diğerleri neredeyse bir gündür yürüyorlardı. Alya dışında hiç biri nereye gittiklerini bilmiyordu. Alya’ya sorulduğunda, o da sadece “Güvenli bir yere cevabını veriyordu”

Ortu Karatalya askerlerinin peşlerine  düşeceğinden emin olduğu için grubun en arkasından geliyor sürekli etrafı kontrol ediyordu. Grubun ön tarafında aynı görevi Nedan üstlenmişti. Şu ana kadar peşlerinden gelen kimse olmamıştı. Yine de tedbirsiz olmamak gerekiyordu.

Sonunda herkes iyice yorulunca bir kaç saat mola vermeye karar verdiler. Herkes olduğu yere oturdu. Hava artık kararmaya döndüğünden sıcaklık azalmıştı. Alya ate yakılmasına izin vermedi. Bir parça daha ekmek dolaştırdı grubun içinde. Bazıları çevreden yenebilecek ot kökleri bulmuşlardı. Ekmeğe katık etip biraz olsun karınlarını doyurdular.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s