Kayıp Mispoya – Bölüm 9

Ortu onlara söz verdiği gibi hiç şaşırmadan Nedan’ın düştüğü çukura kadar getirdi onları.

“Eğer nehir akmaya devam etseydi, muhtemelen tüm bu tünellere su dolardı!” dedi Nedan kendi kendine konuşur gibi.

“Yani?” dedi Ortu.

“Yani belkide Nehir kurumadı ama suyun buraya gelmesini engellemenin bir yolunu buldular diye düşündüm sadece!”

“İşimiz senaryo yazmak değil!” dedi Alya.

Ortu ve Nedan sustular. Alya’nın tavırları giderek sert bir komutana dönüşüyordu ama iksi de ona güvenmeleri gerektiğini ve onun kurtarıcı olduğunu biliyorlardı.

Hava artık karardığı için surların dibine  fazla sokulmadan geldikleri yöne doğru hızla ilerlediler ve sonunda kaleden uzaklaştılar.

Eve döndüklerinde hepsi çok yorulmuşlardı. Bir gün önceden kalan yahniyi yedikten sonra hepsi uyumaya çekildiler. Nedan uyandığında öğlen olmuştu çoktan. Alya ve Ortu uyanmış, o insanları kaleden nasıl çıkaracaklarını konuşmaya başlamışlardı bile. Onlar kadar genç olmadığı için bu kadar hızlı toparlanamıyordu elbette ama uyanır uyanmaz hemen doğrulup gitti yanlarına.

“Önce karnını doyurmalısın baba! Yoksa hasta olacaksın!”

Bu yeni Alya’nın da ona baba demesi ve düşünüyor olması garibine gidiyordu Nedan’ın. Kızına bakıyor ama onun artık başkası olduğunu biliyordu. Ya da kızı sandığı başkasıydı da bu Alya’nın ta kendisiydi. Gerçekten çok kafa karıştırıcı bir durumun içinde hissediyor düşünmemeye çalışıyordu. Kendisi için hazırlanmış tabağın başına oturdu masa da ve onları dinlemeye devam etti.

“Hepsini gizlice çıkarma şansımız yok. Alenen girip bir ayaklanmaya sebep olacağız. Zaten gardiyan sayısı az. Hep birlikte  onları alt edebiliriz. Sonrada tünellerden çıkıp gideriz. Kaleye haber gidene kadar biz çoktan uzaklaşmış oluruz!”

“Başka çare yok gibi gözüküyor zaten. Aslında dün de bunu yapabilirdik, neden geri geldi ki o zaman? Şimdi onca yolu geri mi gideceğiz!”

“Aç ve uykusuz bu işi başarabileceğimizi mi sanıyorsun? Ayrıca galeriye inenler dışında hasta, yaşlı insanlar ve küçük çocuklar olup olmadığını da bilmiyoruz. Her şeyi düşünüp giderken ona göre de hazırlıklı gitmemiz gerek!”

“Ortu yardım isteyebileceğimiz başka kimse yok mu?” diye araya girdi Nedan.

“Ne yazık ki dışarıda kalan tek Mispoyalı benim!”

“Evet ama Mispoyalıları koruyup kollayan Karatalya’lılar olduğunu da söylemiştin.”

“Evet ama onların kim olduğunu ailem biliyordu. Ben kimseyi tanımıyorum. Bana buraya geldikten sonra kurtarıcı hariç kimseyle iletişim kurmamamı söylediler!”

“Yine de konuştun bizimle!” dedi Alya gülümseyerek.

“Şey! Evet! Yani ben uzun süredir kimseyi görmemiştim. Ağaçlarla konuşmakta bir yere kadar tabi.”

“Alya sonuçta doğru insanlarla konuştu!” dedi Nedan’da gülerek.

“Evet ama o bilmiyordu!”

“Siz de bilmiyordunuz ki!” dedi Ortu hemen.

Haklıydı. Her şey buraya geldikten sonra aydınlanmaya başlamıştı.

“Bunu birlikte başaracağız başka kimseye ihtiyacımız yok!” dedi Alya yeniden ses tonu sertleşmişti.

Akşama kadar düşündükleri hazırlıkları yaptılar, gece iyi bir uyku çektikten sonra sabahın ilk ışıkları ile yola çıkacaklardı.

“Onları kurtardıktan hemen sonra gidecek misiniz?” dedi Ortu hüzünle.

Nedan kızına baktı.

“Soyumuzu korumak benim görevim!” dedi Alya, “İyi geceler!” diyerek yatağına gitti sonra.

Nedan Ortu’nun ondan hem korktuğunu hem de hoşlandığını anlayabiliyordu. O da kızını çok seviyor ve aynı zamanda bir şekilde tedirgin oluyordu. İkisi de gençti ve aslında Ortu’yu Nedan’da sevmişti.

“Burada kalamayız!” diye fısıdadı Alya babasına.

Kızının düşününcelerini duyabildiğinden tedirgin olan Nedan arkasını döndü hemen, cevap vermedi.

Alya onun düşüncelerini duyamıyordu ama hissedebiliyordu. Onun özelliği bu hisleri ve öngörüleriydi zaten. Bunun dışında bir mucizesı yoktu. Cesaret, öngörü ve bu derin hisler onun kam olmasından kaynaklanan özellikleriydi. Onun dışında Nedan ve Ortu gibi bir Mispoyalı’ydı sadece Soyun ilk Mispoyalısı olduğu için bu kutsal görev ona verilmişti. Doğuyor ve ölüyordu yeniden ama bu arada tarihin içinde farklı zamanlara yolculuk edip, soyu tehlikeye sokan şeylerin ortadan kalkamasını sağlıyordu. İnsanoğlu soyunun tüm iyiliğine rağmen onlara kötülük yapmaktan vazgeçmemişti. Yeryüzündeki Mispoyalılar tükenirse başkalarının gelmesi mümkün olmayacaktı. Bu yüzden soyu diğer nesiller için korumak zorundaydılar. Amaç kendi ırklarını korumak değil, iyi insanları da koruyacak desteğin yeryüzünde kalmasını sağlamaktı. Öngörülü veya şifacı olan insanlar cadı veya büyücülerle karıştırılıyorlardı. Oysa bahşedilenleri insanlık yararına kullanan herkes iyiydi. Yeryüzünde iyiler ve kötülerden başka bir ayırım olmamalydı. İnsanoğlu ve Mispoya ırkı birlikte iyiliği koruyabilirdiler.

İyiliğin işlerine engel olduğunu, kendi çıkarlarını zedelediğini düşünenler onlara saldırıyordu bir tek. Yok olmalarını istiyorlardı çünkü iyi güçler bir araya geldiğinde yenilmez oluyorlardı Bu güçlerin insanlar ya da Mispoyalılardan oluşmuş olması farketmezdi. Bu herkesin kazancıydı.

“İyilik her zaman kazanır! İnsanlık için, iyiliği yapan için, iyilik yapılan için her zaman kazançtır! Ancak iyiliği de bencillikle yapmayın! Sizin için iyi olan herkes için iyi olmayabilir. Herkesin iyiliğine olacak iyilik en güzel iyiliktir!”

İşte Mispoyalıların yaşam felsefesi bundan ibaretti. Bu nedenle Karatalya kalesindeki esarete katlanabilmişlerdi. İsyan etmemiş ve sabırla beklemişlerdi. Onlar yürekleri güçlü ve kehanete inanan insanlardı.

Sabah olduğunda hazırlıkları tamamlanmıştı.

“Mispoyalıların bize güvenim arkamızdan geleceklerini ne biliyoruz?” dedi Ortu.

“Onlar bu günü bekliyorlar merak etmeyin!” dedi Alya çantasını sırtlanırken ve dışarı çıkıp  onları beklemeye başladı.

Ortu’nun yol bulma kabiliyeti sayesinde Nedan’ın düştüğü çukura kadar vardılar yine. Galeriler şu an açılmış olmalıydı.

“Unutmayın önce gardiyanları halledeceğiz!  Ortu sana söylediğim şeyler yanında değil mi?”

“Evet Alya yanımda!”

Alya bir gece önce Ortu’ya toplattırdığı otları kaynatmıştı. Bu karışımı biraz soluduğunuz zaman kısa bir baygınlık yaratıyordu. Evdeki giysilerden kestikleri kumaşlar da Ortu’nun çantasındaydı. Önce sessizce gardiyanları bayıltacaklar sonra onları bağlayacaklardı. Alya Karatalyalı’larında zarar görmemesi konusunda  ikisini de uyarmıştı. Mecbur kalmadıkça kimseye vurmayacaklardı.  Nedan bu işin bu kadar basit olacağını hiç sanmıyordu ama yine de Alya’nın planlarına karışmadı. Onun amacı zaten kızını korumaktı ve bu uğurda ne yapması gerekiyorsa yapacaktı.

Kaleden bir yere kaçış olmadığı ve yıllardır tek bir Mispoyalı bile kaçmaya kalkışmadığı için gardiyanlar oldukça rahattılar. Onlarla galerilere iniyor, onlar çalışırken bütün gün kendi aralarında konuşuyorlardı. Herhangi bir isyan olmadığı için Mipsoyalılara kötü de davranmıyorlardı ama kale şartlarının olumsuzluğu ve suyun azlığı onları hasta ediyordu.

Ortu galerinin içine sessizce süzüldüğünde içlerinden bir kaçı onu gördü. Ortu’nun sessiz olun uyarısı sonucu gözleriyel onu izleyerek işlerine devam ettiler. Ortu’nun arkasından Alya ve Nedan gözüktüler. Gardiyanlar düzenli çalışma sesi kesilmediği sürece dönüp bakmıyorlardı bile zaten. Üç tane gardiyandan başka galeride görevli yok gibiydi. Diğerleri tünellerden geri kaleye dönmüşlerdi.

“Şanslı günümüzdeyiz herhalde!” dedi Nedan onların sadece üç tane olduğunu görünce.

“Elbette öyleyiz!” dedi Alya babasına anlamlı bir şekilde gülümseyerek.

Nedan bu gülümsemenin ne anlama geldiğini anlamasa da onu izlemeye devam etti

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s