Kayıp Mispoya – Bölüm 7

Ortu olduğu yerde donup kalmış Alya’ya bakıyordu.

“Sonra ne oldu?” dedi sayıklar gibi.

Alya babasının uyarısına aldırmadan devam etti “O kalenin bir çıkışı vardı bana orayı gösterdi. Bu insanları Karatalya’lıların hapsettiğini ve onları bu çıkıştan kurtarabileceğimizi söyledi!”

Ortu’nun elinde kuruladığı bardak yere düştü gürültüyle.

“Aman Tanrım!” dedi yüksek sesle.

Nedan Alya’nın onları ele verdiğini düşündüğü için tetikteydi ve Ortu’nun tepkisi üzerine hemen Alya’nın önüne onu savunmaya geçti.

“Sen O’sun!” dedi Ortu tekrar heyecanla, “Sen Mispoya’nın kurtarıcısısın! Nasıl  anlayamadım sizi görünce!”

“Sen kimsin?” dedi Nedan savunma pozisyonunu bozmadan.

“Ben onun koruyucusuyum! Yıllardır onu bekliyorum. Bütün kehanet kitaplarını ezberledim!”

“Ne?” dedi Nedan şaşkınlıkla, “O kitapların hepsi kayboldu!”

“Hayır kaybolmadı! Aman Tanrım! Sonunda gerçekleşiyor demek kehanet. Artık umudumu kaybetmiştim!”

“Sen Mispoyalı mısın?” dedi Nedan.

“Evet ben burada yaşayan son Mispoyalıyım. Diğerleri o kalede bizi bekliyor. O rüya sayesinde kurtulacaklar!”

“Bizi kaleye götürmelisin!” dedi Alya babasının arkasından çıkıp.

“Kale buraya yakın bir yerde değil. İnsanları oraya kapatalı yıllar oldu. Kaçı hayattadır bilmiyorum. Benim kurtarıcı gelene kadar oraya gitmem yasaklanmıştı”

“Bir dakika, bir dakika!” dedi Nedan, “Biz bu kadar zamandır bu kadar yakın mı yaşıyorduk yani! Hiç bir şey anlamıyorum.” dedi ve sonra durdu.

“Aman Tanrım!” dedi o da kendi kendine, “Biz o uykudan sonra!?”

“Zamanda geri geldik” dedi Alya sakin bir sesle. Aynı yerde uyandık ama aynı zamanda değiliz!”

Nedan ve Ortu dönüp Alya’ya baktılar. Kızın o eski çekingen hallerinden eser kalmamıştı Nedan elinde büyüyen bir çocuğun böyle hızılı değişiklik göstermesine adapte olamadığı gibi tedirgin de oluyordu. Onun özel bir çocuk olduğunu başından beri biliyordu ama bir kahramana dönüşeceğini pek düşünmemişti.

“Ne biliyorsun başka?” dedi Ortu Alya’ya bakarak “Bu zamanda geriye gitmekte ne demek?”

“Biz senden çok sonra bedenlendik” dedi Alya sakin bir sesle, “Bizim yaşadığımız zamanda bu kaledeki insanlar kurtarılamadığı için sağ kalan çok az Mispoyalı’dan doğan nesiller hep kendilerini saklamak zorunda kaldı. Benim görevim farklı zamanlarda Mispoya’ların başlarına gelen olumsuzlukları düzeltmek! Bu ırkımızın gelecekte faydalı olması için şart!”

“Sen kimsin?” dedi Nedan elinde olmadan Alya’ya bakıp.

“Ben Mispoya Baş Kamı Alya’yım baba. Bundan sonra benimle başka yolculuklara da geleceksin!”

Ortu büyükannesinin söylediklerini hatırladı birden ve tekrarladı ; “Kurtarıcı sana getirildiğinde o derin bir uykuda olacak, o birden çok yaşamda aynı anda olabilen biridir bunu unutma. Uyuması ve uyanması seni endişelendirmesin. Kurtarıcılığı için bu dünyada bir can taşıması gerekmez bazen!”

Nedan ona baktı dönüp.

“Büyükannem bana böyle söylemişti, Alya’dan bahsediyordu!”

“Bunu anlamanızın zor olduğunu biliyorum ama ben Mispoya ırkının başlangıcıyım aynı zamanda. Şimdi içinde bulunduğumuz zamandan çok önce de doğdum ve bu ırkın soyunu başlattım. Bu kutsal görev bana verildiğinde soyun devamlılığını koruma görevi de verildi. Bu nedenle soy tükenme noktasına geldiğinde yeniden gelmem gerekti. Nedan’a beni bırakan Mispoya kamları bunu zaten biliyordu. Bizi o mağaraya bu zaman gelebilmemiz için bıraktılar. Benim her şeyi hatırlamam için o uyku dönemini yaşamam gerekiyordu çünkü on sekizimden önce asla özüme dönmem mümkün olmuyordu.”

Nedan şaşkınlıkla dinliyordu kızını hâlâ.

“Alya kızım ne yapmamız gerektiğini söyle bize!”

“Ortu bizi kalenin rüyamda gördüğüm geçidine götürecek. O benim değil kendi ırkının koruyucusu olarak seçildi. Onları kaleden çıkaracağız ve söylediğim yere gidecekleri. Karatalya krallarının onları rahatsız etmeyeceği bir yere.”

Bütün gece oturup kalenin çevresi, oraya nasıl ulaşacakları ve kalanları nasıl çıkaracakarını konuştular. Ortu oraya hiç gitmemişti bu yüzden önce hepsinin gidip bahsettikleri yerleri gözleriyle görmeleri gerekiyordu. Ertesi sabah yanlarına bir şeyler alarak keşif için kalenin olduğu yere doğru yola çıktılar. Ortu onların üzerlerine kendi evinden bir şeyler ayarlamaya çalıştı. Tüm bu geziyi şehire uğramadan ve dikkat çekmeden yapmaları gerekiyordu ama yine de dikkatli olmaları gerekiyordu.

Alya yol boyunca çok sessizdi. Nedan sürekli yan gözle onu izliyordu. Ona yine eskisi gibi sarılmak ve onu ölümüne koruyacağını ifade etmek istiyordu ama onun bu yeni halini bir türlü kabullenememişti. Kendi yaşamlarına geri döndüklernde, tabi dönebilirlerse hangi Alya olacaktı yanındaki acaba?

Ortu tüm Mispoyalıların koruyucusu olacağını duyduğundan beri gerilmişti. Bir tane kızı korumak kolaydı ama o kaleden çıkaracakları yüzlerce Mispoyalı’yı nasıl koruyacaktı tek başına. Yıllardır orada kaç insan kaldığını ve kalanların ne halde olduğunu bile bilmiyorlardı.  Kendi bildiği o kaleye  hapsedildiklerinde en az üç yüz kişi olduklarıydı. Tek çocuk yaptıkları için hızla artan bir nüfusa sahip değildiler. Hepsi kurtarıcının geleceği günü bekliyorlardı. Kehanet büyün Mispoya halkı için önemliydi.  Bu iş için tek başına bırakıldığına inanamıyordu. Alya ve babası ırkın güveni sağlandıktan sonra yeniden zamanlarına döneceklerdi.  Alya’nın söylediğine göre kurtarılması gereken tek grup değildiler. Dünyanın farklı yerlerdinde yaşayan ve benzer kadere ulaşan başka Mispoya halkları da vardı.

Her şey yüzlerce yıl önce başlamıştı.  Alya’nın ilk doğumundan sonra. Dünyanın insanlara yardım edecek güçlü öngörüleri olan bir ırka ihtiyacı vardı. Mevcut sistemler onların giderek kendilerine ve dünyaya zarar veren bir ırk olmalarına yol açıyordu. Giderek karanlık bir dünya oluşmaya başlamıştı.

İnsan ırkını yeniden parlak ve iyi oldukları dönemlere taşımak için yardım edecek yeni bir soya ihtiyaç vardı. Alya’nın ilk doğumu böyle gerçekleşti. O gerçek bir Mispoya’lıydı. Mispoya’lıların geldiği yer bu dünya üzerine bir yer değildi. Onlar insan formundaydılar  ve öngörüleri ve  güçlü hisleriyle daima iyiliğe kodlanmışlardı. Yeryüzünde insan ırkına baskın gelmemeleri için bir çocuktan fazlasına sahip olmamaları gerekiyordu. İnsan neslinin şuursuzca artış göstermesinin dünyaya olumlu bir fayda sağlamadığı ve  kaynakların hızla tükenmesine ve bozulmasına neden olduğu açıktı. Mispoya halkı daima az nüfusla yeryüzünde varolacaktı. Bunun için ilk gönüllü ruh Alya’ydı. Ondan doğacak nesillerin baskın genleri insan ırkı genlerinin soylarını bozmasına engel olmayacaktı. Alya kendi soyundan gelenlere hep aynı şeyleri öğretti, onlar  da nesiller boyu bu bilgileri saklayıp aktardılar. Sonunda dünyanın yeniden iyi bir yer olması için gerekli nüfus sağlanmış oldu. Ancak her dönemde olduğu gibi bu farklı soy insanlar arasında düşmanlar edindi ve yok edilmeye çalışıldı. İyilik her zaman insanoğlununtercih ettiği bir seçenek değildi. Kurulmak istenilen sömürü düzenleri Mispıyalılar tarafından bozulmaya başlayınca onların yok edilmesini isteyen insan sayısı da çoğaldı. Mispoya ırkının bir dünya ırkı olduğunu sanmalarına rağmen hem de. Bu ırkın nasıl varolduğu asla soylara açıklanmadı. Her soyda bozukluk olabilirdi. Olmadı ama Mispoya nesilleri bu dünyaya ait ruhlar olmadıklarını bilmeden yaşadılar. Sadece kehanetlere inandılar.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s